5 Ekim 2021 Salı

Gün Pazardı Ve Yolda Bir Adam Yürüyordu*

Üçlemeyi tamamlamaya kararlı Buraneros. Sabah erken uyandı yine. Bu kez eylemi değil de kitap üçlemenin son kitabını aldı eline, biraz okudu. Dün bir an gaza gelip karar verdiği ama içinden bir müdahale ile ve pek de kibar olmayan bir tavırla çüşşşlediği fikrini bugün hayata geçirmeyi düşünüyor.

Şimdi çalışma odasında. Meteoroloji gün için yağmur gösteriyor. Buraneros kendi tahminlerine daha çok güveniyor. Yıllardır burada ve Meteoroloji Bölge Müdürlüğü ile komşu. Çok insan tanıdı. Eskiler daha kafadardı. Kampüs alanında bir lokal vardı ve içki de içilebiliyordu ama O daha çocuktu.

Okula daha erken gitmesi gerektiği için babayı beklemiyor bu kurumun servisi ile gidiyordu.

Buraneros şu an pencereden dışarı bakıyor...

Gökyüzünü kolaçan ediyor...

Alaylı bir meteorolog O...

Yağmur izleri var! Ama bir şiddet içermiyor. "Yağmurluğu alırım, bir de polar," diyor.

Bir pazar keyfi mutlak görünüyor.

O ara bilgisayarını açıyor, son yazılarını okuyor, bloglarda bir tur atıyor. jaluzileri açmıştı zaten ve oturduğu yerden bir göz daha atıyor. Yağmur izi var günde ama bu renk her an değişebilir. Bundan emin. Çok kararlı; bugünün keyfini mutlak ve hayal ettiği gibi yaşayacak.

Biraz daha zaman geçiyor...

Gökyüzü göz kırpıyor...

Aramızda sır, diyor. Buraneros'a usulca fısıldıyor: Kesinlikle yok, diyor, bugün yağmur.

"Ama," diyor, "senin için; bu renk, yağmur fonlu bu güneş.

Al günü, çıkar keyfini.

Yakıştır!"


Buraneros dışa vurmasa, dile getirmese de bugün için sessiz saatlerde sessiz bir mekân, derinden bir müzik, manzara deniz, açıkta balıkçı tekneleri ve kendine özel bir zaman talebinde zaten.

Uygun saati düşünüyor.

Hatta son yazısını kendisi oradayken yayınlanmak üzere ayarlıyor; yazının son kısmına da okurlarına yönelik bir gönderme yerleştiriyor ve merak edenler olursa diye de mekândaki bir akşamına yönelik iki yıl önceki bir yazısının linkini bırakıyor.

Gelince de kaldırıyor...

Görünen o ki her şey yolunda. Buraneros'a düşense topu boş kaleye yuvarlamak..



Gönlüme Uymuşsa Asla Boş Geçmem


Şimdi sahilde...

İskelenin arkasında ve az açıkta üç gemi var.

Dün de oradaydılar. Çok kere niyetlenip, gitsem ve fotoğraflarını çeksem dedim ama erteledim. Bugün yine üşeniyor ve planımın peşi sıra sürükleniyorum. Keyifle yürüyorum. Polar gerektirmiyor hava. Günün rengi muhteşem. Çocuklar oyun parkında; bisiklet yolu canlı. Varıyorum Rock City'ye. Saat 13:30'u biraz geçmiş. Süzülüyorum dış kapıdan. Üzeri kapalı ama hayata açık verandaya geçiyorum. Tatlı bir loş ve kıvamında bir müzik. Benim için. Eminim. Bir an denize doğru ve aynı çizgide dizili son masayı düşünsem de onun içe doğru paralelinde bir grup var. Sohbet ediyorlar. O zaman onlara çapraz düşecek şu masa uygun.

Oradayım...

Sırtım gruba ve mekâna dönük.

Kendi ada'mı yarattım sanki.

Bandanalı genç adam geliyor. Menü önümde, bir göz atıyorum. Fikrimde musluktan akan fıçı bira var.

"Bir fıçı bira lütfen."

"Fıçı biram yok," diyor.

"O zaman Tuborg filtresiz lütfen, 50'lik," diyorum. Atıştırmalık istiyorum ki O, özür diliyor ve mutfağın üçte başladığının altını çiziyor.

Günü ıskalamaya hiiççç niyetim yok.

Kitabımı açıyorum. Genç adam masa başımda. Buzluktan çıkmış enfes bir bardak...

Açıyor buzzz gibi birayı, eğiyor bardağı ve usulca dolduruyor birayı. Teşekkür ediyorum.

Türkçe ve yabancı dilde bir seçki, tabii ki rock. Öyle güzel bir ses ayarında ve öyle güzel sıralı ki çalan şarkılar, bana sorsalardı üşenir, bu kadar güzel bir liste de yapamazdım.

Bira, müzik, ıssız mekân ve keyifli bir kitap!

Daha ne olsun!.


Çok mutluyum. Hayalim ötesinde bir andayım. Günün ruhları dürtükleyen saatlerine doğru yol alıyorum ve usulca içiyorum biramı..

İlerleyen dakikalarda çalışanlar teker teker işbaşı yapıyor. Ben kitapta kayboluyor. Arada gözümü ondan alıp uzak ufuklara bakıyor. Biramdan minik yudum alıyor. Yoldan gelip geçenlere bakıp, sonra kitabıma dönüyorum...

Arada bir saati de kontrol ediyorum... Mutfağı bekliyorum.

Günün hakkını vermeden asla!


Biram bitmek üzere. Saate bakıyorum. 15:16. İş başı yapan gençlerden salona bakana ve kaliteli genç adama işaret ediyorum. "Mutfak başladı mı?" diye soruyorum. Ohhh başlamış! Bu kişiden önce genç bir kadın içeri girmiş, açık alanı yürürken dikkatimi çekmiş ve onun nedense aşçı olacağını düşünmüştüm.

Enn Sevdiğim Kadın'la geldiğimiz, ama çoookkkk keyifli akşamda, O'nun tavsiyesiyle sigara böreklerini yemiş ve bayılmıştım. Özünde bugün, böreğe niyetli de gelmiştim; mutfak açık değil diye vazgeçmemiş ve sabretmiştim.

Menüyü istiyorum tekrar, aslında Müslüm Gürses tavuk ağırlıklı olması itibari ile biraz aklımı dürtse de... "Bir Orhan Gencebay, lütfen" diyorum. "Böreklerden birini çıkarıp yerine patates eklemek mümkün mü?" diye soruyorum. Elbette, diyor genç adam. Kısa sürede geliyorlar. Görüntü muhteşem. Biramı tazelermiymişim.

Elbette, elbette tazelerim, sonuçta tazelenmek için buradayım.

"Tuborg filtresiz, 50'lik lütfen.".


Önüme koyulan sepet muhteşem. Sigara böreğini önceden biliyorum. Patatesteki başarılarını da. Paçanga bir star havasında; imza istesem mi? Merak ettiklerimi sona bırakmak gibi bir huyum da var. Sigara böreği, patates şeklinde usulca başlıyorum. Biramı usulca içiyorum. Keyfi zamana yayıyorum. Enn Sevdiğim Kadın İstanbul'da. Dönüşünde bir gün... ama bu saatlerde bu kez... ve bu sakinlikteyken mekân, onunla takılmayı hayal ediyorum.

Bir yudum bira... Bir ısırık paçanga...

Gidip aşçıyı öpesim geliyor. Muh-te-şem.

Keyfim pek âlâ.

Günse gittikçe güzelleşiyor. Kitap çoktan çantada ve Buraneros an itibariyle başka bir sanatla meşgul. Sabırla, hissede hissede, hayatın bu anının keyfini çıkarıyor. Gözünün önünden bisikletleriyle, arabalarıyla, binbinlerle, motosikletlerle, yürüyerek insanlar geçiyor. Fonda rahatsızlık vermeyen bir tonda, asla kendini baskın kılmadan, anın tüm bu güzellikleriyle ortaklaşan ve iyi bir cihazdan çıktığı belli bir müzik çalıyor..


Son lokmalar ve son yudumlar... Ve artık eve gitme vakti. Ödememi yapıyor, teşekkür ediyor, sırt çantamı asıyor ve çıkıyorum dışarı. Önce yolu daha ileri doğru yürümeyi düşünüyorum ki orada başka hoş mekânlar var. İrish Pub ve tapas yapan, havası da öyle olan bir mekân, kahve dükkânları, burgerciler ve marina.

Sonra...

Dönüşü ve mesafeyi düşününce bundan vazgeçiyorum.

Üstelik markete de uğramam gerek.



Rock City'de iki sene önceki akşam, önü arkasıyla daha uzun bir yazı olarak tam da şurada.

*Başlığın Yolda Bir Adam Yürüyordu kısmı önceki yazıda bahsedilen bir kitabın adıdır. Ve Sevgili Zeugma tarafından başlık olarak yazıya uygun olduğunun belirtilmesi üzerine söz verildiği gibi bu devam yazısında kullanılmıştır.

12 yorum:

  1. Devamını merakla bekliyorum. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devamı yok Sevgili Parıldayan Çiçek, bir önceki pazar gününden başlayan üçlemenin son yazıyıdı bu. Hata bende ilk yazıyı linklememişim, yazının ilk kelimesine ekleyerek halletim sayenizde, çok teşekkür ederim:)

      Sil
  2. ay aşçıyı ben bile öpebilirim uzaktan, ne şahane bir tabak. ne güzel buzzzz gibi bira :) canım fena halde bira ve böyle bir tabak çekti. A. beyciğimle cadde'de bir english pub vardı, oraya gider keyif yapardık eskiden. pandemi öncesi yani. yeniden başlamalı. vallahi canım çekti :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öpülesi ki bir sonrakinde bizzat tebrik edeceğim kandisini. Bir yorum da vardı aslında, gerçi son zamanlarda bir çok yer öyle yapıyormuş, klasik paçangaya dış yüzeyde avcı böreği dokunuşu vardı:) Bence de başlamalı ama seyrek saatleri seçmeli, pastırma yazının sunduklarından yararlanmalı sonra da gelecek yazı beklemeli:)

      Sil
  3. Nasıl keyifli, oraya gittik geldik sayende Buraneros! Benim yemekle içmekle pek alakam yok ama fotoğraflardaki o puslu mavi var ya tam önünde, hah işte o da benim cennetim! Senin değiminle "kendi ada"m... Enfes! Keyiflerin daim olsun....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, hepimizin daim olsun:) O mavi işte, ne diyeyim:)

      Sil
  4. Of diyorum, o sepettekiler var ya!.. Aklım çıkmış halde oturuyorum ekran karşısında. (Allahım niye sadece sepet için yorum yaptım, ne kadar ayıp!) :D)))

    YanıtlaSil
  5. Paçanga böreğine bayılırım. Ancak, daha kızartırken doyuyor, zar zor yiyorum sonrasında. Ahtım olsun, bir gün ben de bir börekçiye oturup Sarıyer böreği, paçanga böreği, sigara böreği ne bulursanız sepet yapın getirin diyeceğim. Denize nazır olacak ama gittiğim işletme. Ama ben, karnım çok açken gideceğim ki tadını çıkarma katsayım artsın:) Şöyle hazıra konup ''çıtır çıtır'' sesleri ve ''Keyif nedir nasıl çıkarılır?'' dersleri. Hocamız tabii ki sevgili Buraneros:)
    Kitabın adı sizinle müthiş bir uyum oluşturdu gerçekten.
    Sağlığınız ve keyfiniz hep böyle olsun 🙋

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, Sevgili Zeugma. Sonuçta yemek içmek de büyük bir keyif ve ne güzel ki bu keyif de öğrenilen bir şey; o bakımdan bu dersleri almamama neden olan büyüklerimi de hep anarım; başta babanne ve anne... ve enn amca ve hala olmak üzere:) Hocalık ne haddime, ben işin yiyen kısmındayım, eline su dökülemeyeceklere selam olsun:))

      Ben de çok sevdim başlığı ve uyumu, tekrar teşekürler:)

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP