5 Ocak 2009 Pazartesi

Aşk Ve Gurur...



Filmi izlemeye, Kefareti izledikten ve çok beğendikten sonra yönetmenin diğer filmleri neler diye araştırırken, ilk Filminin Aşk ve Gurur olduğunu görerek karar vermiştim. Ama öncelikle izlemek gibi bir düşüncem de yoktu açıkcası... Ta ki yapacak başka bişey bulamadığım bir anda, iş yoğunluğundan tenefüse çıkmış öğrenci gibi nette dolaşırken okuduğum kısacık bir yazıdaki samimiyet ve ona katkı yapan yorumdaki çoşkuyu görüp; bu iki genç ve kocaman yüreğin film üzerine belki bir iki satır gibi duran ama bütünüyle çoşkun bir içtenlik taşıyan kelimelerini fark edene kadar...

Yine işlerle boğuşan bir günün bir saatinde, aldığım cd yi bilgisayarıma takarak filmi izlemeye başladım. Niyetim şöyle bir göz atıp sonrasında, akşam evde koltuğa yayılıp izlemekti aslında... Ama film ilk sahnesiyle birlikte beni öyle bir çektiki içine, bir daha çıkamadım. Görkemli salonlara götürdü, yemek masalarına oturttu, kırlarda gezdirdi, yağmurlarda ıslattı; ama, sanırım en çok da kendi yaşanmışlıklarımın tadını duyumsatan bir iç yolculuğa çıkardı .

Film; aşkın en güzel ve nefessiz halini odak alırken, ilişkiler yumağında ve hayatın içinde aslında herbirimizin tanıklıklarında olan; başta sınıf ayrımı olmak üzere, bir sürü değer yargısının önceliklerini çok açıklık ve ironik bir eleştiriyle de gözlerimize sokmayı başarıyor. Film aynı zamanda bütün bu algılama ve davranış biçimleri hayatınızın içinde var, siz hangisini seçiyorsanız seçin derken; Yazarlar Birliği tarafından bütün zamanların en romantik romanı seçilen ölümsüz başyapıtın yazarı Jane Austen ve Boston Film Eleştirmenleri Derneği üyeleri tarafından Yılın En İyi Yönetmeni Ödülünü alan Joe Wright, kendi tercihlerini de aşkı kutsayarak ortaya koyuyorlar.

Yine yazar ve yönetmen; aşkın: Öfke, tutku, hırçın bir bedel ödetme, onun için ama sadece onun için hiç bir karşılık beklemeksizin bir şeyler yapma çabasını ve bu çabanın hissettirdiği içsel coşkuyu, ama en çokta kalp atışlarını ve o nefes nefese olma halini öne çıkararak; doğru, güzel ve lezzetli olanı içimizi ve heyecanlarımızı kışkırta kışkırta sonuna kadar duyumsatıyorlar. Siz filmi izlerken kendi hayatınızdaki yaşanmışlıklara da yolculuklar yapıyorsunuz... Bazen filmdeki annenin komik duran tavırlarından yalnış hayata giden kızına acırken, günlük yaşamdaki benzer önceliklere de gülüyorsunuz... Babanın doğru tavrına saygı duyarken anneye bakarak, babanın aslında hayatının Elizabeth'ini ıskalamış bir derinlikte olduğunu fark ediyorsunuz.

Yani işin özü (roman gibi uzatmim): Derinlikleri olan, hayatı mekanik bir gerçekcilikle değil de duyguların lezzetinin peşinden koşan bir cesaretle yaşamayı tercih eden biriyseniz; bu film, çok şey anlatacak size... Bunu üstelik muhteşem bir görsellikle yapacak. İzleyin...

Ve son söz olarak: Arabaya binerken birbirine dokunan iki elin içinizi titreten sıcaklığını kameranın odaklandığı noktalarla, yağmur altındaki sırıl sıklam iki kalbin hesap soran aşkına muhteşem bir manzarayı fon yaparak, aşk emek vermektire göndermeler yapan uzun bir yürüyüşün ardından aşkın bütün gururlardan arınmış iç döküşünü, sel olup akışını ve teslimiyetini güneşin renkleriyle boyayıp, aşkla dans etmekle sadece dans etmek arasındaki duyguların farkını diyaloglar ve ritmle göze sokan, derin sorgulamaları ve eleştirilerini zarif bir ironiyle yapan peri masalı tadındaki, Satellite'te Yılın En İyi Giysi Tasarımı Ödülü’nü alan bu filmde, muhteşem duyguları döneme çok sadık kalarak muhteşem görselliklerle besleyen yönetmene saygılarımı sunmadan geçemiyeceğim.

Yönetmen: Joe Wright
Senaryo: Deborah Moggach (Jane Austen’in aynı adlı klasik yapıtından)
Görüntü Yönetmeni: Roman Osin
Kostüm Tasarımı: Jacqueline Durran
Yapımcılar: Tim Bevan, Eric Fellner, Paul Webster
Sanat Yönetimi: Nick Gottschalk
Müzik: Dario Marianelli

Oyuncular:
Keira Knightley, Matthew MacFadyen, Brenda Blethyn, Donald Sutherland, Tom Hollander, Rosamund Pike, Jena Malone, Judi Dench, Carey Mulligan, Talulah Riley, Tamzin Merchant

7 yorum:

  1. okuduğum ilk romanlardan biridir. aslında ilk göz ağrım diyebilirim kendisi için. bütün uyarlamalar gibi filmin eksik yanları vardı ama yine de güzeldi.
    ancak film olarak aşk ve gurur mu yoksa kefaret mi derseniz kesinlikle kefaret'i seçerim.

    YanıtlaSil
  2. ikisini içerik açısından farklı yerlere oturtuyorum..elbette kefaret çok daha görkemli ve ayakları yere basan bir filmdi ve daha yetişkin:)...gelecek programda o var zaten:))

    YanıtlaSil
  3. Ben AŞK VE GURUR'un bütün uyarlamalarını izlemiş kitabını okumuş biri olarak en şaşırdığım şey, bu kitap Türkçe'ye çevrilirken 'ÖNYARGI' kelimesi dilimize yerleşmediği için AŞK VE ÖNYARGI olması gereken isim AŞK VE GURUR olarak çevrilmiş ve öyle yerleşmiş olduğu gerçeğidir.

    Bide ordaki aile yapısı Jane Austen'in aile yapısı ile çok paraleldir. O kitabı ve o filmi anlamak için bence yazarın hayatının anlatıldığı filmi de izlemek gerek.

    YanıtlaSil
  4. kesinlikle aşkın saf halini anlatan muhteşem bir film!
    belki de en güzel filmdir izlediğim(bknz:10 kez izlemek)
    ki kitabı o kadar da etkili gelmemişti bana filmin yanında...

    YanıtlaSil
  5. Kefaretten sonra izlemiştim bende bu filmi.
    Sonu çok iyiydi, adamın kızına Elizabethin adını vermesi, Elizabethin çok iyi bir yazar olması, küçük kızında ona hayran olması v.s iyiydi baya.
    İzledikten sonra keşke kadın adamla kaçmayı becerebilseydi demiştim.

    YanıtlaSil
  6. aşkın kitabını da mutlaka izleyin derim. Aşk ve gurur da; saf aşk. Kefaretin sonu çok etkili. favorim aşk ve gurur. Paylaşım güzeldi.

    YanıtlaSil
  7. Kaç defa izledim hatırlamıyorum bile... Jane Austen uyarlamalarının hepsini izlemiş biri olarak bu filmin tadı ayrıydı benim için. Aşkı hiç bu kadar hareketli ve kıpır kıpır izlememiştim. Sinemada olduğumu unutup aralarda kendimi tiyatro salonunda sandığım oldu. Çok gerçek aynı zamanda rüya gibi bir filmdi... Ne diyeyim ki bir de senden okuyunca yine aşk ve gururum geldi... Bir kez daha mı izlesem:)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP