11 Eylül 2008 Perşembe

Into The Wild...''Yaşamak'' İçin Ölmek Bu Olsa Gerek!..


Hollywood'un asi çocuğundan(Sean Penn) sinemaya uyarlanan gerçek bir yol hikayesi…

Alaska: Yani bir şekilde varılası nokta, yani özgürlüğe ancak mutlak sıfatı yanına yapışınca “özgürlük” olarak bakan zihnin, limitsiz coğrafyada arınmış bedeninin konuk olacağı mekân.

Bu mekân için verilen uğraşta, sadece onun sahip olabildiği imrendirici bir yaşam görüşü. Görüş ki; tüm engelleyici ve yönlendirici hedelerden uzakta tek başına şekillenmiş, temelinde sadece “güç” ve “özgürlük” ögelerinin yattığı anlayış...

'Amerika’nın en sağlam üniversitelerinde bir genç beyin saplantısıyla mı?' başladık filme derseniz; yanıldığınızın farkına varmakta geç kalmazsanız. Bir üniversite öğrencisinin hayalleri değildir; ya da bu kalabalık, bu gürültülü yaşayıştan kaçışı... En barizi, "basit" bir kaçış hikayesi değildir bu... 25 binlik bir meblağın bağışıyla başlar. Sonra külüstüre atlar. Geri kalan parasından geride kalan da; bir ufak kül birikintisidir.

Düşünürsünüz, düşündürür!

Meteliği kalmamış bir adam ne yapar? Hem de geri dönüş için çok geçken...

Oysa para; sadece paradır!.

Toz toz yollar, sırtında bir kaç parça eşya... Özgürlüğü; uçsuz, sakin ve çoğu kez acımasız, fakat her şeye rağmen yaşanılası doğada arar… Keşke ve belki ile başlayan tüm cümleleri katleder... Aşkı dahi fethetmiştir o. Burnuna en natürel havayı çeker. Gencecik bedeninde el değmemiş rüzgarları hisseder. Kimsenin hürriyeti değildir; lakin, hiç kimse de değildir sanırım!.

"Yaşamak için ölmek bu olsa gerek"...

Bu kişisel kaçış hikayesinde, omuzların üzerindeki o kafadaki iyimserlikle, mutlulukla ve inanılması güç cesaretle gurur duymamak imkansız.

Tam 122 gün!.

Dahilinde geride bırakılan aile bireyleri arasındaki yaklaşıma dikkat edersiniz!.. Acı ve kaybedilen; aradaki bağları bir bir işler. Ve onarır!.

Uzun süredir traş görmemiş çehreye, kirli ve dalgalı saçlara, her seferinde biraz daha bollaşan pantolona hiç bu kadar dikkatli bakmamıştım.

Ya sonra?

Beyaz derinin altındaki fırlamaya hazır elmacık kemiklerinin ve mavi gözlerin, yine o özgür mavilikle sonlandığı ana yutkunamamak yok mudur?:(

2 yorum:

  1. Günaydın..
    Sakin ve huzurlu bir cuma sabahında, yine aynı havada ki yazınızı okumak güzeldi.

    YanıtlaSil
  2. filmin en sonundaki chriss'in yüzündeki gülümseme bence herşeyi özetlemeye yeter. teşekkürler alexandre supertramp. bize unuttuklarımızı hatırlattığın için...

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP