22 Ocak 2009 Perşembe

Bir Nikâh Günü...



Nasıl araba kullandığım ortada olduğundan, daha çok da kullandığım arabadan dolayı gelin arabası olmam teklif edildi. Bu sıcak baktığım bir olay olmamasına rağmen burnu büyüklük havası yaratmasın diye, biraz da bir kaç arkadaşımın ısrarlarını kıramayarak kabul ettim.

Nikah günü arabayı mümkün olan en sade şekilde süslettim; bu da ön tampondan arka tampona giden iki renkli kurdele ve ön kaputun sol köşesine yerleştirilmiş kır çiçeklerinden ibaretti. Nikah sahiplerinin pek hoşuna gitmese de bu süsleme, menim özüm sadeliği ve onun şıklığını sevdiğinden katlanmak durumunda kaldılar. Ha bir de şu var tabii, isterlerse katlanmasınlar; hava atmak gibi olmasın ama arabanın markasını buraya yazsam bir "oooo" sesi yükselir, kesin. Ayrıca gelin arabası sadece şoförüne gelin arabalığı yapmak için o vakti beklediğinden; ne damatlar ne gelinler istedi de kabul edilmedi istekleri hiç bir zaman.

Doğal olarak güne, gelini kuaföre bırakarak başladık. Nikah vaktine az bir süre kala evine getirilen gelin, gelin arabası önderliğindeki oldukça kalabalık bir konvoyla, adet yerini bulsun diye bir de, evinden alınmaya gidildi. Bende, siren sesi de dahil, cenaze marşından düğün marşına kadar toplamda 24 çok bilinen melodiyi çalabilen bir korna var. Normalde düğün marşı çalarak gitmemiz gereken yere, "hem ağlarım hem hem giderim" geleneğimize uygun olması açısından, hem de ağlamalardan dolayı cenaze evlerine benzetildiği için gelin evleri... Birde genelde erkeklerin ölüm ilanı olduğundan bu anlar... Valla benim suçum yok, içimdeki malum kişi paçalarıma "hadi hadi" diye yapıştığı için birde; cenaze marşı çalmaya başladım ben. Yalnız bu fırlama hali fazla uzatmayarak kısa kesip, keyifli şarkılar eşliğinde, gelini ve damadı yanlarındaki geleneksel bir bilenle arkaya, damadın kız kardeşini de öne bindirdikten sonra harekete hazır hale geldik.

Bana, en çok yol kesip para isteyenler konusunda güvenildiği, bu durumlardan sıyrılmak, bana bulaşan başka arabalarla cebelleşmek en büyük zevkim olduğundan damat, her ihtimale karşı zarflarla önde oturan damadın kız kardeşi gayet rahattılar. Onlar rahat da, benim içimdeki malum kişi kıpır kıpır. Onları mutlu edecek çok havalı bir kalkıştan sonra güzergahın sakinliğinden dolayı tercih ettiğim çevre yoluna çıkışın ilk köşesinde, o mahallenin çocukları, çok beklendik bir şekilde önümü kestiler. Sağda koca bir kaldırım "Buyur buradan geç". demesine rağmen, benim bu kez geçesim gelmedi. Pırıl pırıl gözlerinden yoksulluk akan çocuklara dayanamadı yüreğim. Sürekli içlerinde olduğum için çok iyi bildiğim o mahalleden özellikle geçmeyi kafaya koymuştum zaten baştan. Dolayısıyla, görümce son çocuğa kadar bayılmak zorunda kaldı zarfları. Ama adalet dağıtmayı çok seven ben, orada kayıp olarak gördüklerinin çok daha fazlasını nikah dairesinin etrafına çöreklenmiş, arabaya yapışıp bırakmayan, önüne yatmak dahil her çeşit numarayı yaparak "İstersen çiğne beni." diye bekleyen profesyonellerin hiç birini kırmayarak, onlara kimle dans ettiklerini unutturmayacak şekilde, akıllarında vücutlarında izler bırakarak telafi ettim.

İçimdeki malum kişi nikah salonunda ve nikah boyunca beni hiç rahat bırakmadı, sürekli tahrik etti. Sonunda ısrarlarına dayanamayarak ve mecburiyetten ona katılarak senaryoyu oluşturdum. Şu anda şehirde çok önemli bir meslek örgütünün başkanı olan arkadaşa planı anlattım. O da, üzerinde mutabık kaldığımız ve bizimle olmasını istediğimiz insanları bilgilendirerek gerekli organizasyonu yaptı.

Nikah ardından takı, tebrik, fotoğraf faslı falan bittikten sonra ben önde, konvoy arkada düğün yemeği için damadın evine doğru yol alırken, planda işlemeye başladı. Bizimle gelmelerine karar verdiğimiz iki arabayla ötekilerin arasına konuşlanan arkadaşım, anlaştığımız kavşağa yanaştığımızda, formula birde takım arkadaşına çıkışta avantaj sağlamak amaçlı arkadakileri tutan ikinci araba pozisyonunu alır almaz, ben ilk kavşaktan sağa dönüp bastım gittim; arkamdaki iki arabayla birlikte... Diğer arkadaş da, konvoyun kalanını damadın evine kadar hiç bir şey yokmuşçasına götürüp, gelinle damadı kaçırdığımızı söyleyip, ahaliyi haberdar ettikten bir süre sonra bize katıldı.

Kentin oldukça dışında, genelde kamyoncuların konakladığı, et mangal, ağırlıkla menemen yapan salaş yerlerden birine gittik. Hayatlarında ilk kez öyle bir yerde gelin damat, bir sürü şımşıkır hanım ve bey gören ahali, kendine çok sevimli bir çeki düzen verdi. İkram edilen çayları içip, karnını doyurmak isteyenler atıştırdıktan sonra dönmek üzereyken damat tuvalete gitmeye karar verdi. O bunu söyleyince, benim ampulüm yandı. O içeri geçince, hemen ve hızla yeni planı anlattım. Bazıları "O kadarı da fazla!" deyip, özellikle kız kardeşleri ve gelin kıyamadıkları için damada; ufak bir tadilat yapmak zorunda kaldım planda. Arabaları ilerdeki kamyonların arkasına sakladık ve inip gizlendiğimiz yerden damadın tuvalet çıkışındaki halini izlemeye aldık.

Dışarı çıkan damadın ortalıkta kimseyi göremez hali görülmeye değerdi; ki benim kelimelerim durumu anlatmaya yetmez. Önce bunun şaka olabileceğini düşünüp sağa sola bakındığında kimseleri göremeyince, doğal olarak oradakilere de sordu, önceden ayarlanmış kamyon şoförlerinin oyuna katılmaları daha da güzeldi. Ortalıkta şaşkın ve üşümüş bir halde kalan damada, zaten kaçırılacakları konusunda da bilgilendirilmedikleri için hâlâ onun şaşkınlığındaki gelin hanım daha fazla dayanamadığından.. "Biran önce evimize gitsek, üzerimizdekilerden kurtulsak.."ın arzularından dolayı belki de ortaya çıkınca, kopan alkış kıyamet ve ikisinin hali çok hoştu.

Damadın şaşkınlığına ve inanmışlığına şaşırmayın! Çünkü, gelin arabasının sürücüsünün sınırlarını bilmiyorsunuz.


5 yorum:

  1. Benim düğünde de sen kullansana arabayı:))

    YanıtlaSil
  2. :))) deli yaa,
    anam bana yapsalar valla gelinlikle falan tepenize binerdim. :)) hay Allah ım

    YanıtlaSil
  3. züpperdi :)) haftaya abimin düğünü var, biz de bulsak böyle bi şoför :D

    YanıtlaSil
  4. İnanın hala gülmekten alıkoyamıyorum kendimi damadın o şaşmışlık hallerini düşündükçe... Siz var olun... Halbuki gözlerinden pırıl pırıl yoksulluk akan çocuklara kitlenmişti yüreğim ve burkulmuştu çaresizliğimden... Ama sonrasındaki planın muhteşemliği ve yaşananları gözlerimde canlandırabileceğim boyuttaki keyifli anlatımınız kahkahalarla gülmeme sebep oldu...Teşekkür ederim bu kahkahalar için... Ve yüreğinize, fikrinize sağlık diyorum ne diyeyim...

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP