
Bilge bir prens, insanları devlete ve kendine muhtaç olarak tasarlamalıdır.
Machiavelli, PRENS 9.bölüm "Sivil Prenslikler Üzerine", sayfa 66
Görsel: Sven Prim
Fuayeden Yazılar
Maviye İz Süren Sekiz uzun yazı yazdırıyor şehir bana.* Hayatımızın enn keyifli yolculuğu desem abartmış olmam. Uçuş güzergâhımız muhteşem b...

Çerçeve içindeki metni 2005 yılında uzunca bir mektubun içinde yazmıştım. Sonra ondan bir blog yazısı yapmıştım, geçen yıl... Yazıda kastettiğim, bütün görevlerinin dışındaki yalın bir insandı. Sadece yaşamındakilere karşı sorumlulukları olan bir insan... Yani yığınların gücünü arkasına alarak, onların umudu olarak bir takım makamlara gelmiş insan değil; kendi mahreminden sadece kendisi sorumlu, yanlışlarının verdiği zararlar sadece çevresi, ailesi ve kendisiyle sınırlı bir insan.Kendimizle ilgili yaşadıklarımıza, üzüntülerimize, yıkıntılarımıza ya da aldığımız kararlara yarattığımız gerekçeler: Kendi haklılıklarımızdan baktığımızda çoğu zaman bize doğru gelse de, bu kararları almamıza neden olan bilgiler, sonuçta kendi benliğimizin oluşturduğu duygularla yorumlanacağı için, onları çoğu zaman işimize geldiği gibi, ya da kendi haklılığımızı görmek istediğimiz pencerelerden bakarak, kendimize uygun elbiseleri yaratıp giye(bilir)iz. Bunların arkasındaki (doğru!) gerçek, bizim zannettiğimizden ve aslında bilip de görmek istemediğimizden çok farklı olabilir. Her zaman ve de çoğunlukla, yarattığımız gerçekliklerimizi onaylatacağımız, ruhumuzu sevip-okşayıp rahatlatacak bir insan kitlesini bulabiliriz. Aslında, çoğu zaman konuşmak için onları biz seçeriz. Bu hâl; bireysel olarak bizi tatmin edebilir ve bir rahatlama, lehimize bir kazanım sağla(yabili)r. Çünkü onaylanma duygusu bazen, (doğru) gerçeklerden daha değerli olabilir ve bu sonuca ulaşabilirlik kolaydır. Zor olan; doğruyla kendi yarattığımız gerçekliklerimiz arasında çelişkiler yaşarken (doğru) gerçekle yüzleşebilmektir. Yaşananları bir durum kabul edip, kendimizin de hatalı ve yanlış olabileceği tarafından bakabilmektir. Bütün olasılıkları didik didik edebilmektir. Konuşmaktır. Görüş ayrılıklarını, farklılıkları, bakış açılarının yaşanmışlıklarla doğru orantılı olarak değişiklikler gösterebileceğinin doğallığını kabul etmek, onlara saygı duymak, sessiz kalabilmeyi becerip, uygarca bir çözüm üretilemiyorsa kırıp dökmeden yolları ayırabilmek ya da çözümlere ulaşabilmektir. Karşıdakilerin de kendince doğruları, duyguları, sevgileri olan; en azından kanlı canlı insanlar olduğu gerçeğine saygı duyarak.
Sonda söyleyeceğimi başa almalıyım ki, filmin sonunda içimden gelen ve engel olunamaz alkışlama arzusunun önüne koyduğum fren, daha iyi anlaşılsın. Reklamın çok da hoşuma giden sloganını bu film için tekrarlarsam -ki bundan daha iyi bir ifade ediş bulmam olası değil- animasyon dünyasında "daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu!"
Ulusal medyanın; olayların önü arkası ve bütününe bakmaksızın, olayın tüm aşamalarını haberleştirmeksizin, sadece toplumda infiale sebep olacak noktaları öne çıkararak; zaten sorgulamak gibi bir niyeti olmayan, işin aslını merak etmeyen, kendi düz ve ideolojik saplantılarıyla bu türden haberlerin üzerine atlayan, sapla samanı birbirine karıştıran insanlara zemin hazırlama haline oldum olası isyankarımdır.
Bir izleyicinin mutluluğunu, izlediği temsilden aldığı keyfi en iyi yansıtan dışavurumun alkışlar, alkışlara eklenen "bravo" nidaları olduğunu göz önüne alırsak... Dün akşam, sezonun son prömiyeri Dansın Ritmi'nin izleyicilerinin sahnedekilerden daha çok yorulduğunu, bunun nedeninin de dur durak bilmeyen alkışlar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Filiz Dinç'in bordoya dönük kırmızıyı tercih ettiği pırıltılı perdeler ve tavana asılmış tek bir avizeyle oluşturduğu sade dekor, aynı zamanda görkem de yaratıyordu. Kıyafetlerdeki renkler, ışık ve dekor birbirleriyle şahane bir uyum sağlamıştı. Minkus'un dinlemesi keyifli ve kolay müziğinin neşeli haliyle bütünlenen tüm bu güzellikler, şahane bir keyif oldu izleyici için.© Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008
Back to TOP