Yaşanış ve Bloğa Yazılış Tarihi Aralık 2009
Değişen ve gelişen ne?
Dün; farkında mısınız bilmiyorum ama bir toplantıda başbakanımız, güneydoğu başta olmak üzere ülkenin değişik yörelerindeki eylemlerde taş, molotof atan çocukların ıslah edilmesi konusunda dahiyane bir çözüm üretti. Duyarlı ve duygulu insanlarımıza seslendi. Yine en zeki ve en pragmatiğinden çözümü buldu. O çözümü bulunca, benim aklım da en direğinden sapkın fikirlere gark oldu. Anında aklıma düşen Franco İspanya'sının klasik uyku hapı, ideolojiler üzerinden günlük yaşam analizleri yapanların olmazsa olmaz klişesi üç f (fado, futbol, fiesta) oldu...Akıl bu ya, sapınca sapkın yollara, bir de bakınca gündemdeki karmaşaya, iyi niyetinden ve saflığından hiç şüphem olmayan sayın başbakanın entelektüel düzeyinin yetersizliğine kesip cezayı, hiç sosyoloji diye bir bilimin varlığına atıf yapmaksızın; bu çocukların, büyüklerin adına 'düşük yoğunluklu savaş' dedikleri ne idüğü tanımlanamamış bir karmaşa içinde çocuk bile olamamış hallerini düşündüm. Her biri, yoksulluk ve yokluk denen ağacın dallarından düşe kalka heba olmuşken; tıpkı ve senelerce üzerine sözler söylenmiş, kitaplar yazılmış, çözümler aranmış Almanya'da doğan ikinci üçüncü kuşak Türkiyeli çocukların düştüğü durumun aynısını, üstelik de kendi ülkelerinde yaşadıklarını düşündüm. Bir insanın kendi topraklarında ötekileştirilmesinin, yabancılaştırılmasının yarattığı kimlik sorunlarının, küçük yüreklerdeki ağırlığının altından kalkamadım. Bir yandan ergenlik sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalan bu çocukların, hiç çocuk olamama hallerinden bakarak, her şeyi kader olarak adlandıran büyüklerin vurdumduymaz siyasetlerine ve o siyasetlerin empati yoksunu basit ve faşizan çözümlerine kızdım.
Bu kızgınlığa alaycı bir bakış yükleyip şöyle bir göz attım yaşama. En kenarından mahallelerin en ücralarında dolaştırdım aklımı. O aklım gördü ki, bu ülkede bir çocuğun en kolay ulaşabileceği şey top. En ücra bakkalda fiyatı iki ekmek parasını geçmeyecek fiyata plastik toplar görmek olası. Ve bu ülkenin her sokağında, en ücra çayırında, en piknik alanında, en okul bahçesinde, evinin odasında top peşinde koşan çocuklar görmek en sıradan olgu... Televizyon ekranlarında, yazılı basının sayfalarında tonlarca top üzerine yazı, söz, fotoğraf ve gündem var. Sonra düşündüm ki; onca topa rağmen bu ülkenin başbakanının kastettiği toptan yetişmiş bir adam çıkamamış bu ülkeden dünya arenasına... Ama baktım ki bir de; yazın dünyasından, bilimden, müzikten, resimden bir sürü insan sunmuş bu ülke... Hatta her ne kadar kendisi ve ödülü tartışılsa da nobel ödülü almış bir yazarımız bile varmış. Ödül üzerine ödüller alan filmlerimizi yazmıyorum bile...
Kısacık bir yazı planlamışken yine sözü fazlasıyla uzattım farkındayım. Niyetim bir paragraflık bir yazıda bir öneri paylaşmaktı. Yazıya o niyetle başlamıştım. Sözüm ona, başbakanın ''bu çocukların elinden taşları alıp yerine top verelim'' cümlesinden hareketle, hazır yılbaşı gelmişken ve sevdiklerinize hediye de alacakken diye başlayan, çocuklara kitap alın diye devam eden ve bunu düşünenlere bir seçenek olması açısından bir kitap önerisini içinde barındıran 'parodi' tadında bir yazı hevesiyle başlayıp kervanı yolda dizmeye kalkınca ortaya çıkan yazı; üzgünüm ki bu oldu.
Bu ülkede ne yazık ki bazen gülmek isterken bile insan takılıp kalıyor hüznün oltasına bir şekilde; hele çocuklar söz konusu olunca...
Son sözüm şudur efendim: Siz gelin başbakanı dinlemeyin beni dinleyin, bu yılbaşında bir çocuğa iz olun. Ona bir kitap alın. Eğer aklınızda bir kitap adı yoksa; belki daha önce de okuduğunuz BİR ÇOCUĞUN YAŞAMINA DOKUNMAK İSTERSENİZ; ONA BU KİTABI ALIN başlıklı yazımdaki önerime kulak verin.
Görsel: La Loba
Galeri : DeviantART

Şimdi çocuklara kitap alsanız suratları düşüyor.. Ama 100 çocuğa kitap alıp 1 çocuğu kitapsever yapabilmek bile yeterli motivasyon..
YanıtlaSilMaydanoz hanım geldi ve eklendi. :))
SilEvet suratları düşüyor, çünkü onlar dijital çağ çocukları. Yine de 1 tanesinin bile ilgisini çekecek olsa da kitap almaya vermeye değer. :)
Bu arada Pal Sokağının Çocukları benim bir kaç yılda bir okuduğum bir kitaptır, Sevgili Okul Arkadaşım.
En son sesli kitap halinde dinledim. :)
Haklısın, o nedenle 100 çocuk olmazsa 1 çocuk için de çabalıyoruz:)
SilNemeçek benim için candır Sevgili Okul Arkadaşım, o nedenle kendisi ile arada bir bir araya gelip sohbet ederiz:)
SilBen alıp kütüphaneye veriyorum, böyle geçerli mi?
YanıtlaSilKesinlikle geçerli ve üstelik bu eylemin çok çok alkışlık Özlem:)
SilKitap yerine Kore restoranına götürmeyi teklif ettim yeğenime. C'ye kayılıyorum, kitap deyince asla mutlu olmuyorlar. Biz ise gazetelerin hediye ettiği kitapların peşinde koşardık. Bilmiyorum... Ama yazın şahane onu biliyorum.
YanıtlaSilKore restoranı daha iyi bir teklif, ben de onu tercih ederdim ama o sırada yanımda bi kitap olmasına da itiraz etmezdim:) Çocuklara hak veriyorum, başka şeylerle uğraşacakları o kadar çok seçenekleri var ki bir de eğitimin kalitesi elbette, bu iktidar o kadar çok şeyi berbat etti ki... Dilerim tez zamanda giderler ve çocuklar da iyi eğitimin aslında ne olduğunu görüp öğrenir ve yaşarlar.
SilDijital çağda çocuklara kitap okumayı sevdirmek biraz zor gerçekten de... Bol uyaranlı, eğlenceli, hızlıca kaydırabilecekleri içeriklere çok alışkınlar. Ve çoğu yetişkin de şu an bu şekilde. Öte yandan kitap okumayı seven, dijital kanalları kitap kulüpleri için de kullanan öyle çok insan var ki. Doğru kitapla tanışmanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bizim dönemimizde "Bir Genç Kızın Gizli Defteri" Kitabı vardı mesela. Klasik roman gibi edebi değeri yoktu belki ama ilk gençlik yıllarının karmaşasını yaşarken Serra'nın günlüğünü okumak çoğumuza iyi geldi, ondan sonra diğer kitapları da okumak istedik. Bir öğrencim Harry Potter serisi ile tatmış kitap okuma zevkini ve şimdi bırakamıyor... Kitap okumanın çok keyifli bir yanı var ve doğru kitapla tanıştırarak bu keyfi bir tattırsak devamı gelir bence 🙏😆
YanıtlaSilSon cümlenene yürekten katılıyorum... Çoğu zaman çocuklara baktığımda onlar adına üzülüyorum, kıyasladığımda biz ortaokul, lisedeyken bile şimdinin pek çok üniversite öğrencisinden çok daha donanımlıydık diye düşünüyorum. O nedenle tez zamanda daha nitelikli eğitime kavuşacakları bir sürecin başlamasını umut ediyorum yeni nesiller için. Ülkenin o potansiyeli var, gerçek diplomalı çokca eğitmeni de...:)
Silyazın içimin en derinine dokundu arkadaşım. iyi ki kısacık bir yazı planlayıp buna dönüştürmüşsün ve evet, bizim ülkemizde en neşeli olabilecek şeyler bile hüzünlü. mayamızda var sanırım...
YanıtlaSilOysa ilk orta ve lise çağlarında eğitim açısından çok şanslı bi kuşaktık, sonra diploması olmayan ama "akademisyen" olan bir nesil ortaya çıkınca gerçek diplomaların ve gerçek eğitimin önemi kalmadı, o nedenle uzaya gideriz sanırken ülkece toptan toprağa çakıldık, hüznümüz ondandır. Ben çok uzak olmayan bir zamanda güzel, güneşli günleri yeniden görürüz diye umuyorum:)
SilOkurken yüzüm değişti. Ne kadar değişiyor çocukların dünyası yıllar içinde. Gazetede kupon toplar, heyecanla Ayşegül serisini alabilmeyi beklerdim... Uyku girmezdi bazen gözüme... Şimdi öyle mi, erişim kolay ama ilgi yok...
YanıtlaSilBirileri ülkenin ayarını fena bozdular, eğitimin kalitesi düştü ve çocukluğumuzun hayallerinin üzerinden fena geçtiler, bir sürü güzel alışkanlığı unutur olduk, ne yazık ki... Tek kanallı siyah beyaz cama yapışırdık, şimdi çok kanallı ve renklinin yanından bazen geçiyorum, o da spor karşılaşmaları, olimpiyatlar falan olunca.
Sil