28 Nisan 2010 Çarşamba

Kimbilir Belki...

Trenden indikten sonraki güzergahımız İstasyon caddesi boyunca yürüyüp yalı boyu evlerinin arka sokağı üzerinden kral mezarlarıydı... Trende arkamızda oturan ve kente ilk kez gelen, trene bindikleri andan itibaren nerede ineceklerinin telaşı kelimelerine yansıyan, bu farkediş üzerine "merak etmeyin çocuklar biz de orada ineceğiz, ben size yardımcı olacağım" diye rahatlattığım ama yine de yol boyu süren kaygılı hallerinden bir blog yazısı çıkarılabilecek çocuklarla birlikte yürüdük sokağın başına kadar. Onlara nereleri gezmeleri konusunda kısa bir rehberlik hizmeti verdikten sonra biz girdik sokağa...


İki tarafı eski evlerle çevrili, içinde cami ve hamamlar da bulunan, bir çok çıkmaz küçük sokağın birleştiği bu eski sokak; "Hazeranlar Konağı" mirasçılarının, mülklerini müze olarak düzenleyip Kültür Bakanlığına devretmesiyle hızla gelişmeye başladı. Butik oteller ve kafeterya şekline bürünen bir çok eski ev; hem kendilerini korumuş oldular hem de sahipleri için önemli kazançlar yaratmaya başladılar.





Bu yatırımların çoğalmasıyla, gelen ve kentte konaklayan insan sayısı çoğalınca, kral mezarlarına çıkılan yolun hemen altındaki bu küçük meydan hediyelik eşya satan dükkanlarla dolarak oldukça keyifli ve canlı bir renk kattı sokağa... Bahsettiğim Hazeranlar Konağı da hemen bu meydanın yanında yer almakta... Kral mezarlarına çıktıktan sonra dönüşte ya da henüz mezarlara çıkmadan gezilebilir. Biz mezarlara çıkışın yorgunluğunu da göz önünde tuttuğumuz için dönüşe bıraktık Konağı...

İki katlı ve çok odalı Konağı mutlaka gezmek gerekiyor. Altındaki, galeri işlevi de gören bölümünde Piri Reis haritalarının sergisi vardı o gün...

Sokağı ırmağın karşı kıysısındaki yola bağlayan pek çok köprü var. Bunlardan birini kullanarak karşıya geçip Sultan Beyazıt Camisine ulaşabilmek olası... Biz yürümeyi sevdiğimiz için Beyazıt Camisini sonraya bırakıp, çok keyifli zamanlarımın mekanlarından eski Orduevine doğru yöneldik. Hedefimizde Pirler Parkı vardı. Pirler Parkının etrafındaki (evliyalarla dolu) camilerden birinin fotoğrafını çektikten sonra, parkın içindeki türbenin önünde bulunan minyatür tiyatro formundaki üç dört basamaklı kısmın tam ortasında durarak seslerimizin bize dönüşünü dinledik.



Pirler parkından dönüşte Selağzı diye tanımlanan meydanın alt tarafında bulunan ve Tırtıl'ın fotoğrafını çektiği bu mekan aynı zamanda şehir kulübü, hemen yanında da öğretmen evi var.

Şehzadeler kenti diye adlandırılan çok katmanlı bir kültüre sahip Amasya'nın en önemli mekanlarından biri de; içinde kocaman bir medrese de barındıran Sultan Beyazıt Cami.







Sultan Beyazıt Camisininden çıktıktan sonra hemen müzeye ulaşmak olası... Biz, biraz da benim tarihimin izlerinde dolaştığımız için, komutanın "hadi bugün sahilden gidelim" dediği güzergahı izleyerek ve yolu uzatarak gitmeyi tercih ettik, Amasya Müzesine...

Duyarlı bir fotoğrafçı olduğu için Tırtıl ve de flaş kullanmak ihtiyacı hasıl olduğundan, çok az fotoğrafla yetinmek zorunda kaldı müzede... Şu meşhur sosyetik güzellerimizden birinin yargılandığı davadaki el yazması kuran buradan çalınmıştı... Müze kesinlikle gezilmeli, tüm dönemlere ait pek çok sayıda buluntudan uygarlık izlerini takip etmek olası... Tüm tarih katmanlarından çok değerli örneklerin sergilendiği müzenin yan tarafındaki bölümde bir kaç tane mumya da var.

O gün haftasonu tatilinin 23 Nisan bayramıyla birleşmiş olmasının da avantajıyla pek çok farklı şehirden, ağırlıkla İstanbul'dan çok sayıda tur otobüsü gelmişti kentte... Bunun yanısıra çokca da üniversite öğrencisi vardı, gittiğimiz her tarihi mekanda... Özellikle üniversitelerin tarih ve arkeoloji bölümlerinden meraklılara rastlamak güzeldi.

Burma minareli camiye müzeden çıktıktan sonra aynı caddeyi yürüyerek ulaşmak olası... Yol üzerindeki Taş Han'ın hemen arkasında cami... Taş Han'ın ön yüzündeki sokaktan yürünürse bakırcılar ve alem ustalarının dükkanları da ziyaret edilebilir.

Dönüşü trenle yapmayı tercih etmediği için Tırtıl, biz ırmak boyu yürüyüşümüzü sürdürerek fotoğrafın sol tarafındaki belediyeye ait, içinde farklı farklı yeme içme mekanlarının olduğu hemen vilayetin yanındaki parkta mola verdik. Ama size Çakallar mevkindeki Ali Kaya'ya ait lokantada yemenizi öneririz; Germeç ya da özel sebzeli kebabını...

Oradan çıktığımızda karşı taraftaki, bir üst fotoğrafın sağındaki eski zamanlarda ruh hastalıklarının tedavi edildiği Bimarhaneye geldik.

Oradan devamla ulaştığımız yer: Ulusal bağımsızlığın ilk sinyallerinin verildiği ve bir manifesto olan Amasya Genelgesi'ni Atatürk'ün imzaladığı Saraydüzü Kışlasıydı.


Amasya tarihin çok eski yıllarında kurulmuş, pek çok farklı medeniyetin üzerinde izler bıraktığı önemli bir yerleşim yeri olmanın yanısıra; yüksek kayaların çanağında, korunaklı ve saklı bir şehir olduğu için, yapılaşmaya da pek izin vermiyor. Bu nedenle de kendini korumayı başarıyor.Üzerine o kadar çok şey yazılıp çizilebilir ki aslında... Biz, Tırtıl'ın objektifinden tadımlık bir Amasya sunmaya çalıştık. Oysa, bu kentte yaşadıklarım üzerinden o kadar çok şey var ki anlatılacak.

Eğer yolunuz kenarından geçerse bu şehrin, direksiyonu kırın ona doğru... Ankara üzerinden Karadeniz'de herhangi bir yere uzanıyorsanız; Çorum'u geçtikten sonra Mecitözün'den sapın sağa doğru, Amasya'da bir iki saat geçirdikten sonra yol sizi bağlar tekrar ana güzergahınıza... Kimbilir; belki otele dönmüş eski bir konağın lokantasında yemek yeyip şarap içersiniz. Sonra belki; kral mezarlarına ve onların bulunduğu kayalıkların üzerinden geçen tren raylarına bakan odada, gecenin dilsiz aydınlığında, bir otel müziği eşliğinde sigara içersiniz!
Directed by Tırtıl

8 yorum:

  1. 5. fotoğrafı anlamadım diğerleri harika.

    YanıtlaSil
  2. sigraya teşvik hariç, belki birgün...;)

    YanıtlaSil
  3. 5 sene yaşadım bu şehirde, ortaokul yıllarım saesinde ben ben oldum derim. demekki şehzadeler gibi küçük yaşta gelip olgunlaşmak için harika bir yer...

    sadece merkezi değil birçok yeri piknik ve yaşlanmak için doğal mesire yerleri ve alanları ile çok ama çok güzel bir şehir.

    YanıtlaSil
  4. :) Bizde Kapadokyanın tozunu attırdık, çamurunu paçamıza bulaştırdık.

    Amasyayı da sizin gözünüzden görmek nasipmiş. inşallah gerçeğini de görmek nasip olur.

    YanıtlaSil
  5. teşekkürler c3moi... beşinci fotoğraf küçük bir meydanın, onu tam yansıtmayan bir açıdan çekilmiş fotoğrafı... yönetmenimizin tercihi o açı oldu. Elden bir şey gelmez.:))

    YanıtlaSil
  6. Sigara lafın gelişi canım, bir yazımdan alıntıydı da o cümle ... kahve de olabilir ya da başka bir şey... hani biraz da kendime notlar ya yazdıklarım. oradaki buradaki yazılarımdan cümleleri bir araya getirip izlerimde geizyorum ya... o manada yani... Sevgili Evren

    YanıtlaSil
  7. nebuchadnezzar; sürekli Amasya'da yaşayan biri olsam ne düşünür ne hissederdim bilmiyorum. Ama benim hayatımda derin izler ve arkadaşlıklar bırakan bir kent oldu. Ve onun bu saklı halini çok seviyorum. Kesinlikle görülmesi gereken bir kent olduğunun altını da bir kez daha çizmek istiyorum.

    YanıtlaSil
  8. İnşallah sevgili kardeş:))

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP