6 Şubat 2009 Cuma

Güz Sancısı


Filme, hakkında hiç bir yorum ve yazı okumadan gittim. Tomris Giritlioğlu adı benim için yeterliydi. TRT'den beri izlediğim ve çok sevdiğim bu değerli yönetmenin, Salkım Hanımın Taneleri'ni sinemaya uyarlamadaki başarısının ardından, o kitabın, tarihimizde azınlıklara yapılanlar anlamında devamı gibi algılanabilecek Güz Sancısı'nın film olmuş halini kaçırmam olası değildi elbet. Üstelik, filmin sinemanın en sevdiğim salonunda oynaması ayrı bir keyifti. Bir ekstra keyif de filmin üçüncü haftası olmasına rağmen salondaki doluluktu.

Filmin açılışıyla birlikte ilk sahneler perdeye yansımaya başlayınca, güzel bir film izleyeceğim duygusu hakim oldu bende; hoş bir açılışı vardı çünkü. Film ilerledikçe, hayatımda ilk defa bir film üzerine yazacağım yorum için olumsuz cümleler ilk izlenimlerimle yer değiştirir bir hale büründüler bu kez beynimin içinde.

Bugüne kadar beğenmediğim bir film üzerine yorum yazmadım. Yazdığım yerlerde, insanlara bir yararı olsun diye hep beğendiğim filmler üzerine olumlu düşünceler aktardım. Ama bu film boyunca sürekli iyi sahneleri öne çıkarıp, kusurlara bahaneler aramaya başlasam da, yönetmene kıyamasam da, tüm sempatime rağmen çok sağlam ve bir film için çok ama çok elverişli bir konuya ciddi anlamda yazık olduğunu kabul etmek zorunda kaldım.

Sorun bütçe miydi ya da başka sebepler miydi bilmiyorum. Ama, Salkım Hanımın Tanelerindeki muhteşem oyuncular ve oyunculukları düşününce, bu filmdekiler -Beren Saat hariç- ortaokul müsamereleri düzeyindeydi. Figürasyon tam anlamıyla berbattı. Yağma sahneleri inandırıcılıktan son derece uzak ve üstünkörüydü. Erotizmden bu kadar uzak, ruhsuz ve beceriksiz bir sevişme sahnesini, bu düzeyde bir yönetmenden daha önce izlediğimi hatırlamıyorum.

Yapımcı bütçeyi sınırladıysa ve mecburiyetler vardıysa diye bir çıkar yol aramaya çabalasam da; yine de neden Tomris Giritlioğlu bu filmi bu oyuncularla çekti diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Tüm suçu oyunculara fatura edip yönetmeni aklamak istemiyorum. Ama, Salkım Hanımın Taneleri'nde figürasyon dahil onca başarılı seçimler yapmış bir yönetmen, bu filmde, neden bu kadar yanlış diye de sürekli düşünüyorum.

Kısacası, sinema için çok elverişli bir romandan yapılmış bu film; benim için, büyük bir hayalkırıklığı oldu. Keşke Salkım Hanımın Taneleri için yazdıklarımı, Güz Sancısı içinde tekrar edebilseydim. Ve herkese, koşa koşa gidip zevkle izleyin diyebilseydim. Çok üzgünüm.

8 yorum:

  1. Markar Esayan da sana yakın şeyler düşünmüş filmi seyrederken ;

    http://www.taraf.com.tr/makale/3895.htm

    YanıtlaSil
  2. Salkım hanımın taneleri çok güzel bir filmdi. İstanbula geldiğimde afişlerini görüp acaba demiştim ama izlemeden bişiy demek çok sağlıklı olmaz tabiki.

    YanıtlaSil
  3. film hakkında bir görüş ya da öneri duymadan, filme gitmeniz ön yargıda bulunmamanız için yeterli olmasa gerek...filmi izleyip beğendiğimden değil.siz metninizde salkım hanımım taneleri ile güz sancısını kıyas ederken aslında filmden beklentilerinizi dile getiriyorsunuz bir bakıma.bu bende: sizin bu konuda fazla şeffaf olmadığınız hissini uyandırdı, desem yalan olmaz.

    YanıtlaSil
  4. Ben izlemedim filmi. Nedeni de Beren Saat. "Beren Saat hariç" demişsin, bana ise acayip itici geliyor.

    YanıtlaSil
  5. Sera:Beren saat benim daha önce izlediğim bir oyuncu değil.Beren Saat hariç derken onu bile çok zorlanarak söylediğimi bir dip not olarak belirtim,o cümleyi yazmak konusunda çok tereddüt geçirdim :))

    Adsız; yazımda açıkca beklentilerimi ortaya koydum.Giriş cümlesini şeffalık ya da ön yargısızlık ifadesi olarak kullanmadım.Cümlelerin tamamı içimden geçenler.Ve ben izleyici olarak kendimden tarafım zaten bir tarafsızlık kaygım yok,bu eleştiri bana göre yani:))

    Filinta önerin üzerine yazıyı okudum.teşekür ederim.

    Efsacığım film izlenmeli zaten ne olursa olsun; ben sadece kendi hissiyatımı yazdım.Çok daha iyisini beklediğim için:))

    YanıtlaSil
  6. Filmi izlerken, en fazla hissettiğim..Murat Yıldırım'ın rol yapamadığı düşüncesi idi. Asi dizisinden farklı olmayan, donuk ifadeler yada ifadesizlikleri vardı. Arkadaşı rolündeki Okan Yalabalık ve "yabancı damat" veya diğer komedi dizilerinde oynadığı tüm karakterlere inat filmdeki psikopat hali ile karşımıza çıkan İlker Aksum'a bayılmıştım.

    Filmin sonlarına doğru, yaşadığı yerden çıkıp gelen babanın da, yaşanan olaylar da, parmağının olduğunun belirtilmesi..yok canım, daha neler dedirten boyutta da olsa, filmin bitiminde..içim ürpererek, üzerimde bir ağırlıkla yerimde kaldığımı hatırlıyorum. Ve finalde çalan şarkıyı, tekrar dinleyebilmek için netten çok arama yaptım, ama bulamadım.

    YanıtlaSil
  7. Finalde çalan şarkıyı bu linkten dinleyebilirsiniz:)
    http://www.trdinle.com/Ben_Seni_Sevdigimi_Tin_Patrida_Mehasa-24105.html

    YanıtlaSil
  8. filmi beklentilerden sıyrılarak izlemek zor.. sonuçta bence oyuncu kadrosu da iyi yönetmen de.. ve konu, kesinlikle bu şekilde heba edilmemesi gerekirdi.. benim için de hayalkırıklığıydı, yorumuna sağlık sinema sever dostum...

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP