22 Ağustos 2022 Pazartesi

Günahım Var Boyumdan Büyük

Üç yıl önceden beri yapmayı çok istediğim bir şey var: Konuşmak.

Kadıköy'e ilk indiğim anda tost yediğim kafedeyim. Telefon çalıyor. Fark ediyorum ama telefonu açmıyorum. O'nu gördüm ve dışarıdayım.

                                                                                                           2012

                                                                                        Felekten Bir İstanbul Çaldım
                                                                                                                                                                                                               


Soğuk bir ilk an. Sanki onca kelimeyi tüketen biz değiliz. Bir yerden lafa girmeli de nereden? Üzen ve çok keyifli bir süreci yerle bir eden benim. Biraz kem kümle birlikte yürümeye devam. O halde hava ısınana kadar bizi bu âna getiren süreci gözden geçirebiliriz.

*

Yıl 2008'in ikinci yarısı, blog dünyasını nasıl keşfettim pek hatırlamıyorum. Bir sinema sitesinde film yorumları yazarken bir süre sonra bu blogu oluşturuyor ve yazmaya başlıyorum. O sırada Blograzzi adlı, blogların üye olduğu bir platformu fark ediyorum. Üye oluyorum ve bir kaç kez de La Paragas günün blogu seçiliyor. Bu benim ve blogun diğer bloggerlar tarafından daha çok fark edilmesini sağlıyor. Elbette platform sayesinde ben de başka blogları keşfediyor ve ilgimi çekenleri ya blogroluma ekliyor ya da takibe alıyorum. Dolayısıyla çok kalabalık olmayan, aynı çemberde, birbirleri ile daha önce tanışmış, içinden kitabı basılan yazarlar çıkaracak bir gruba bir taşralı olarak dahil oluyorum.

Yazmak ve bu platformdaki iletişim mutlu ediyor beni, duygusal anlamda zorlu bir süreçteyim ve daha çok çocukları düşünmekteyim. Onlar anneleri ile yaşarken, ben ayrı evde, şehrin karmaşasından uzak, erkek kardeşimle birlikte baba ocağımdayım.

Hayat böyle bir şey sanırım: eğer bu süreç yaşanmasa bugün Buraneros kimliği ile yazan bir blogger kesinlikle olmayacaktı.

Derken... günlerden bir gün Blograzzi'deki posta kutumda yazılarıma vurgunun yanı sıra "Sana kelimelerinden aşık olabilirim," yazan bir mesajı okuyorum.

Yazılarından çok etkilendiğim biri ve zaten çoookkkk keyifli ama bütünüyle yazılara dönük olsa da bir gaz birikmesi var aramızda ki bu çok cesur mesajla da ilk kibrit çakılıyor. Sonra bu keyif msn'e taşınıyor, mesajlar da e-posta yoluyla gelip gitmeye başlıyor. Ayaklarımsa gittikçe yerden kesiliyor. Medeni durumum, henüz boşanmamış ve ayrı yaşıyor olmam, mesafeler bütün açıklığıma rağmen sorun teşkil etmiyor.

Mutluyum. Bu bir düş. Ve bu ilişki Düş'e Alt Yazılar başlıklı, karşılıklı mesajlarımızdan oluşan bir seriyi başlatıyor ve bu iletişim bana çok iyi gelmekle kalmıyor dönemdeki bir çok yazıma da yansıyor.

İstanbul'da buluşma hayalleri kuruyoruz. Ve İstanbul'da buluşma hayallerim gittikçe yeşeriyor. İlk buluşma için mekânlar gözümden akıyor, O'na üzerine epey konuştuğumuz, Görünmez Kentler adlı kitabından çokça cümleyi yorumlarımıza taşıdığımız bir yazarın, Italo Calvino'nun çok özel, onu da şaşırtacak, belki de çok az insanın elinde olan, o günüm üzerine yazdığım yazıda* "Arabadan inildi yağmuru hissetmeksizin! O'nun için aramanın keyfi, telaşı, heyecanından öte ne yağmur görüldü, ne çamur, ne belirsizlikler, ne başka bir şey, ne sorular... Aslında kitabı ona gitme fikri kafasında oluştuğunda, haftalar öncesinden görmüştü... ''Daha özel bir şey bulur muyum?'' diye aranmıştı uzun bir süre daha... Hiç bir kitapçıdaki hiç bir kitap, o kitabı aşamadı. Tekti!" cümlelerini yazdığım kitabı ona götürmek üzere büyük bir heyecanla satın alıyorum ve her şey yolundayken de sanırım hayatımın en büyük hıyarlığını yapıyorum. Bir mailini yanlış yorumluyorum; hep yüz yüze görüşmeye alışmış ve yüz yüze görüşmeyi savunan biri olarak...

Aslında o süreçte bir serseri mayınım. Tecrübem olmayan bir havada flörtöz çiçek tohumları uçuşurken ben neymişim delisi oluyorum sanırım. Normalde gülüp geçeceğim cümlelerine kastını aşan anlamlar yüklüyorum belki ve bana hiç yakışmayan bir şey yapıp başka bir limana dümeni kırıyorum. Dedim ya gerçek hayatın kurdu, insanları görünmez bir alemde acemi bir çocuğa, serseri bir mayına dönüşmüş durumda. O limana gidiyorum, hoş zamanlar, unutulmaz anlar ama sorun olan mesafeler... derken liman bana kapanıyor ve o zaman benim ayaklarım, iyi bildiği ve döndüğü gerçek dünyasında yere basıyor.

Ve aradan yıllar geçiyor. O o günlerden sonra yazmıyor. Bir an sebebinin ben olduğumu düşünüyorum ki bu da üzüntümü katmerliyor. Ve 2012 geliyor. Normal hayatımdaki sorunlar tek tek çözülüyor, radikal kararlar birbir uygulanıyor, hayatım normale dönüyor, bir düzen oluşmuş durumda ve yükselme dönemi her alanda sürüyor. Enn sevdiğim kadınla henüz normal konularda ve yazışma düzeyinde bir iletişim olsa da aramızda tez zamanda karşılıklı kadeh kaldıracağımız kesin gibi. Hissediyorum. Ama öncesinde geçmişten bir kalbi tamir etmem, defterleri kapatıp zihnimde son noktaları koyup onları hayatımın güzel kadınları rafına yerleştirmem gerek, çünkü O'na tavrım dışındaki geçmişim pırıl pırıl.

Belki de hayatımın tek günah çıkartma eylemi için hazırım. Elbette İnciraltı Meyhanesi bir ukde olarak kalıyor.

Kafeden çıktığımda telefonum hâlâ çalıyor ama açmıyorum ve yanındayım. Gerçek alemde yüz yüze ilk an ve an itibariyle ne diyeceğini bilemeyen, fazlasıyla mahçup bir toyum ben. Bir husumet gütmediği belli ki teklifimi kabul etti... diye düşünüyorum.

Kem kümle başlayan birlikte yürüme aşaması... Gerçeği de kelimeleri kadar temiz, narin ve çok hoş.

Onun arkadaşları ile rastlaşıyoruz yolda, ayak üstü bir sohbet. Geç saatte buluşabildiğimiz ve günün tamamını kullanamadığımız için bir Kadıköy mekânına çöküyor, bira, patates ve midye tava siparişi veriyoruz. Doğrudan özür dilemesem de dolaylı yoldan bir takım gerekçeler sunuyorum. Kırgınlığının ve aslında çok haklı olarak kızgınlığının emarelerinin konuştukça yok olduğunu seziyorum. Uzun zamandır beklemekte olan ve çok severek aldığım, hayatımın enn güzel hisleri ile enn güzel süreçlerinden birini yaşatan kitabı O'na uzatıyorum. Yazarın ikimiz tarafından da bilinmeyen kitabına şaşırıyor, bunu ifade ediyor. Ve kitap hakkındaki yazımdan bir ânı hatırlayarak kalkıp bana doğru uzanıyor ve yanağıma hayatımın en güzel, en anlamlı öpücüklerinden birini konduruyor.

Elini tutuyorum ve özür diliyorum.

Mekân ve yiyecekler sarmadı bizi, sohbet koyu. Aramız da yumuşadığına göre başka bir yere.

Bu kez şarap söylüyoruz. Ve adam gibi yemek.

Aşkın önsözünü kağıt üzerinde de olsa çookkkk keyifle yaşamış iki insandan aslında yaş olgunluğunu da gözeterek daha serinkanlı davranması gereken ben, onunla yüz yüze olmasalar da yaşanmış güzel ânların anıları eşliğinde, daha çok bir günah çıkarma ve vicdan temizleme merasiminde onun gözlerinin derinlerine dalmışken, kaybettiğimin ne olduğunu da aslında anlıyorum. Ve bir anlık kararımla aramızdaki onca kelimeye yazık etmişliğimi düşünüyorum. Düş'e Alt Yazılar'dan O'nun öfkesi ve isteği üzerine cümleleri kopya almadan silmiş olmanın pişmanlığını yaşarken, fark etmeden bıraktıklarıma da sevinemiyorum. .

Şimdi Kadıköy Ulusoy'un önündeyiz, tebessümle birbirimize bakıyoruz. Sanki onca kelimeyi birbirlerine yazan biz değiliz. Ve şu an gerçeğiz. Oysa yazdıklarımız da gerçekti. O halde biz neyiz ve yaşadığımız neydi?

Bu bir son. Bir el sıkışma. Ve yanağıma bir enfes öpücük daha...

Otobüsün kalkma saatine var. Yanağımda da bir öpücük var. Yürüyorum tüm süreci zihnimde akıtarak ve denize bakan bir banka oturuyorum.

Uzunca karşı kıyıya bakıyorum.

Ruhum huzura eriyor.




*Kitabın Sadece Bir Kitap Olmadığı Durum Üzerine...

Günün Finali...

24 yorum:

  1. Çok güzel bir hikaye, tüm bağlantılarıyla beraber okudum, daha da olsa okurdum hiç sıkılmadan sanırım. Hikayede Kadıköy de varsa zaten çok başka. Birine kelimelerinden aşık olmak diye bir şey de var gerçekten... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, içindeki unsurlar güzel olunca yaşanan da güzel oluyor, yazması da kolay. Bunlar okuyan tarafından tescillenince de yazan mutlu olup gülümsüyor işte:) Evet Kadıköy, başka:)

      Sil
  2. aa en sevdiğin kadınla ayrıldınız mı???
    Tanışmanız ve olagelenler doğruysa bu yazı da bir nokta sanırım. Tam da yeni who you think I am? filmini izleyip sonrasında yazdıklarına denk gelmem çok ilginç. Bazı konularda benzerlik var gibi geldi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır:)

      Bu ondan önce başka bir durum, yüz yüze gelinmiş tek ânı yazıda anlatılan 4-5 saat.

      Sil
  3. Sevgili Buraneros,
    Uslubuna bayılmakla birlikte alışık olmayanlar için kronolojik olarak sıralamalarının biraz karışık olduğunu söylemeden geçemeyeceğim 😅 (Bkz. yukarıdaki yorum 😁)

    Enn sevdiğin kadından öncesini anlatırken bunu en başta bir yerlerde belirtirsen okuyucular için olayları takip etmek daha kolay olabilir belki :) Şimdilik ben anladığım kadarıyla yardımcı olayım kafası karışan sevgili okurlara 😄 Vişneli Ekmek Tatlısı ayrı bir hikaye, bu ayrı bir hikaye, Enn sevdiğimiz kadınsa bitmeyen bambaşka bir hikaye :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili KuyruksuzKedi,

      Bu bir devam yazısı ve Felekten Bir İstanbul Çaldım'ın ardından okunsa her şey açık, o yazıdaki ipuçlarının açılımı ve sonucu bu yazı :) Enn Sevdiğim Kadın'ın içinde olduğu ne yazsam zaten adını yazıda anıyorum.:) Ve durum son cümlendeki gibidir yani.)

      Sil
    2. Sevgili Buraneros, ben yolu buluyorum linkler arasında ama acelesi olan biri için geri gidip gelmek zor olabilir zaman zaman :)) Bir de bu aralar hikayelerin kahramanları ve tarih aralıkları değiştiği için kafa karışıklığı olmuş olabilir bence :) Bir de yazıda aşk meşk olunca hepimizin aklına hemen Enn sevdiğin kadın geliyor otomatikman galiba :D

      Sil
    3. Sevgili KuyruksuzKedi, tarih aralıkları mecburen değişiyor, çünkü bu mevzuları yazmam için bir tetiklenme ihtiyacı var, kalbim beni hangi zamana tetikler ve ardından ışınlarsa ben de onu yazıyorum. Belki tümünde ortak bir de etiket kullanırsam birarada olacakları için okur için daha kolay olabilir, bu konuda daha özenli olacağım.:)

      Sil
  4. Uslüp şahane ama Manxcat'in yorumu da çok şahane. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Sanırım biraz aralıklı ve biraz da kendi yaşam hikâyem gözüyle yazdığım için böyle bir durum oluşuyor, aslında farklı zamanlarda yazdıklarımı birbirine linkliyorum. Bundan sonra kargaşa yaratmamaya çalışarak yazarım:)

      Sil
  5. Buraneros bunu neden yapıyor diye düşündüm, bir iç hesaplaşma mutlaka. Bazı ayrıntılar beni kızdırdı bazıları şaşırttı ama hepsi insani haller olduğu için herkesin zaman zaman başına geldiği için, son tahlilde düşündürerek okutuyor. Yaşanan eski ilişkileri kapatıp olmamış gibi davranmaktan çok daha olgun, samimi ve dedim ya insani bir durum olduğu da kesin. Kim kimdir ve olaylar ne zaman yaşanmış diye düşünmeden okuduğum için aklım çok karışık değil çünkü öznede Buraneros’un içinden geçtiği yol ve olduğu kişiye adım adım yaklaşması var.. İlginç bir yazı dizisi. Fakat bazen fazla açık ;) ama bu da benim farkına bu sayee vardığım muhafazakarlığımla ilişkilidir, Buraneros’la değil..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buraneros'da aslında bunları yazmakta çok çekimser kalıyor. Bazen el frenini bırakıp coşkuyla yazıyor ve sonra ötekisi okudukça silmeyi düşünüyor. Çünkü iki Buraneros var ve çekişiyorlar. Biri şöyle düşünüyor, neden buradayız ve sen neden bunları yazıyorsun. Aklı başında olan, daha serinkanlı Buraneros ötekinin başını okşuyor, sen olmasan ben olmazdım ve tek başıma da başaramazdım, diyor. Sonuçta, öncelikle bir ihtiyaçtı bir yanım için ki bunu Yavaş Hayat'ta ötekim yazmıştı. Sonra sevdi burada olmayı çünkü çocukluk hayali televizyon yönetmeni ve onun yanında gazeteci olmaktı. Ama O mecburen otomobil dünyasına daldı, baba çok uygunsuz bir zamanda ve erken ölünce... Belki yorgundu o nedenle sosyal medyanın bu tarafına bir kuş gibi düştü yıllar sonra. Sonra sevdi burayı, gerçek hayatın yükü burada hafifledi, zihni açıldı ve yürüdü öte tarafta da. Tüm bu süreçte tanıdığı her kadının varlığı ona o kadar çok şey ve aydınlanma kattı ki onları ölümsüz kılmaya karar verdi, bu ailenin tüm fertleri ve erkekleri bilsinler ki zihninizde sevdiğiniz, iz bırakacak bir kadın yoksa hiçsiniz, diye düşündü belki de falan. Uzun bir mevzu yani:))

      Sil
  6. Teknik bir hata dolayısyla, Evren'in yorumu silindi. Allahtan mail kısmına gelen duruyordu. Orjinal metinin aynısıdır ve Evren tarafından yazılmıştır.

    Evren.

    O limana dümeni kırman iyi olmuş gibi, sonunda seni enn sevdiğin kadına ulaştırmış. ;)

    Bir ablam, yaşı hep 53, ben O'nu o yaşlarda tanıyınca yaşı da bende öyle kaldı, şimdilerde 80'e merdiven dayadı, derdi ki, insan 50'sinden sonra iki elinin arasına başını alıyor ve düşünüyor, ve istiyor ki, geride bıraktığı pişmanlıklarını, kalp kırıklıklarını, meraklarını ve hayallerini yapacak zamanı kalmış olsun. Bu yazını okuyunca, lise yıllarıma gittim, kırık bir kalbi onarmak için karşıma çıkan fırsatı çok ama çok kötü kullandığım için hep pişmanlık duyarım, kırdığım kalpten daha kötüsü, özrümü dilemek için elime geçen fırsatı da berbat etmiş olmam.

    Yolculuğunu anlatışını hep sevdim, kadınlarını ayrı, aileni ayrı... Kelimelerin ise gerçekten aşık olunmayı hak ediyor ama yazdırana ve yazana da bakacaksın tabi yoksa o betimlemeler ezberden olmuyor, o duygu nasıl bir yoğunlukla kaleme akıyorsa... Kitabın alındığı zamanı hatırladığımdan, yazı için diyebileceğim tek şey, "şarap gibi beklemiş zamanını"
    An'ı anlatma ustasısın bu kesin, öyle büyüleyici ki, okuyucu o soğukluğu, o panikleyen toyluğu, o öpücüğü ve dahasını hissediyor. Yazman üzerine söyleyecek sözüm hala kalmış ya, bana da pes doğrusu :)))

    Bu arada değinmeden edemeyeceğim, Kuyruksuz Kedi ne iyi etmiş de taze okurlar için kronoloji yapmış, yoksa kafalar yanacak buralarda :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi oturdum yoruma yanıt için, kaldım, öyle şeyler yazmışsın ki bir kez daha bu ben miyim oldum birden... ve ne yazacağım ben şimdi kilidi vuruldu bünyeye. Öyle işte:)





      Sil
  7. Ah sevgili Buraneros, öyle güzel yazıyorsunuz ki, yaşadıklarınızı ben de burada yaşamışım gibi hissediyor, gölgenizmişim gibi attığınız her adımın peşinden sürükleniyorum. Özellikle geçmişte yaşanan şimdiki zaman cümleleriniz yazınıza bir kat daha lezzet katıyor. Linkleriyle birlikte yazılarınızı tüm yorumlarıyla birlikte okudum. Arada benim anlayamadığım, zihnimde karanlık kalan bazı hususlar olsa da tatlı bir heyecanla acaba ne olmuş, niye olmuş deyip kısa süreli takılmalarımı sorun etmiyorum. Hatta bu durum yazılarınıza biraz daha gizem katıyor. Yazmak size yakışıyor...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiki zaman kullanmayı seviyorum, çünkü yazarken âna gidiyorum ve yoğunlaşabiliyorum tüm detaylarına kadar, bunda yazının diğer kahramanlarının rolü çok fazla. Özel karakterler olmaları bıraktıkları izlere, oradan da yazılara yansıyor. Çok teşekkür ederim, yazmak hepimize yakışıyor:)

      Sil
  8. Okurken daldım gittim, bazı satırlara tekrar geri döndüm, bazı yerlerde çok fazla gülümsedim... Gerçekten çok ama çok beğendim, çok güzel bir hikaye:)))) Kaleminize sağlık:)))

    YanıtlaSil
  9. Önce bir kızdım:) Sonra insan olduğumuzu hatırladım. Hangimiz hiç kalp kırmadığımızı söyleyebiliriz ki? Sadece aşk konusunda da değil, her konuda. Yaşanacaklar yaşanmış, olacaklar olmuş, dünün seni bugüne getirmiş. Ve sen bunları yine tatlı tatlı anlatmışsın:) Kalemine ve hislerine sağlık!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman 13 yaş küçüktüm, yeni tanıştığım ortamda biraz da şaşkın, biraz da karmaşık.)

      Çok teşekkür ederim:)

      Sil
  10. Hepimiz insanız ve doğrusuyla, yanlışıyla ile bu hayatı yaşıyoruz. Ve yaşadığımız her şey bir şekilde kendimize:) Ben okurken hiç kızmadım yada kafam karışmadı. Sadece merak ettim ve akıcı bir şekilde oldum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, yazının pek çok duyguyu tetiklemiş olması aslında yazan için bir keyif, bunu -kadın- okura hissettiebilmiş olması da bir başarı aynı zamanda, çünkü bu hikâyenin karakterlerinde de farklı zamanlarda aynı hisler var.:)

      Sil
  11. Özür dilemek erdemdir; çoğu insanın yapamadığıdır, hatasını göremediğidir, görse bile kabul edemediğidir, kabul etse bile karşısındaki insandan çekindiğidir.
    Bu yolları geçip dilenmiş özür, yara varsa iyi gelendir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aradan geçen süreye bakınca muhtemeldir ki yara kapanmıştı, uzun süreli bir yara söz konusu muydu ondan da emin değilim ama sonuçta tavrı hoş olmayan bendim ve özür boynumun borcuydu ve elimde onun için alınmış bir kitap vardı. Ama buluşmanın İkimize de iyi geldiği kesin, Sevgili Okul Arkadaşım.

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP