13 Eylül 2023 Çarşamba

Yoksa Ben Deli miyim

Deli mi divane miyim?!



Gün pazar, Enn Sevdiğim Kadın pazartesi 17'de yola çıkacak. O doğma büyüme bir Ankaralı. İki gün sonra da yazlığa...

Ege'nin incisi noktalardan birine!

Bu onun gelenekseli.

Ayın son çeyreği içinde de heyecan verici ve sevilesi bir başka noktaya.

Benim de uzun yıllardır bir hayalim var. Çocukluğuma nakşolmuş, ânların zihnime kazındığı bir şehir,

taa o yıllarda mini golf sahaları olan!

Savarona'yı Savarona iken orada gezdiğim.

Orduevinin karşısında bir ev, enn şaşalı yıllarında ve gencecik Pakize Suda ile karşılaştığım...

Tenis kortlarına bayıldığım ve hafta sonları bandonun geldiği, bayrak töreninin yapıldığı, İstiklâl Marşı'nın söylendiği...

Öncesinde, oraya gelirken ve sonrasında oradan gidilirken cadde boyu aynı bando tarafından günün popüler şarkılarının çalındığı...

Bir terslik olmazsa ayın 25'inden sonra, üstelik yıllar yıllar sonra orada olmayı düşündüğüm bir şehir.




Yaza Veda Rakısı

Kararında İçiniz!


15:30'da mekânda buluşmak üzere anlaşıyoruz. Duşumu yapıp, tıraşımı olup, askıdan yine mavi ama lacivertle mavi arası, rengine bayıldığım, elbette polo yaka tişörtü çekiyorum. Bu kez eskitilmiş kotum bir tık açık mavi ,

Bir tık daha dar paça.


Trenden Cumhuriyet Meydanı İstasyonu'nda iniyorum. Kartımı okutup iademi alıyor ve ışıklardan karşıya geçiyorum. Kadim Divan Pastanesi'nin bahçe kenarından yürüyerek, eski sigara fabrikasından ve  tütün depolarından Yusuf Başkan döneminde son derece başarılı bir şekilde AVM ve yeme içme mekânlarına evrilen bölgeyi keyifle geçip Sanat Sokağı'ndan mekâna doğru yürürken saate bakıyorum; zamanlamam müthiş: 15:30'a üç dakika var.

İçerdeyim ve bir önceki masamızın olduğu yere yürüyor, geçici ikâmet için masaya oturuyor, üst taraftaki kalabalık nedeni ile hazırlanmakta olan masayı, durduruyor ve kadim iki binadan soldakine doğru yürüyüp, bu kez iki kişilik bir masaya geçici olarak yerleşiyorum. Ve servis açmamalarını söylüyorum. Derken... tam da o sırada Enn Sevdiğim Kadın bahçe kapısından giriyor. Ayaklanıyorum, o da bana doğru yürüyor. Enn sevdiğim temas ânı.  Bulunduğum noktayı ben eskisine göre daha çok sevdim lakin onun fikri daha önemli... Mutabıkız.

Bu gruba bakan garson farklı, onu da sevdik. Ne içer mişiz! Elbette rakı. "35'lik lütfen!" "Yeni Rakı lütfen!"

O halde gelsin mezeler!

"Bamya lütfen,"

"Beyaz peynir lütfen,"

"Kavun lütfen,"

"Yoğurtlu semizotu lütfen,"

"Roka salatası lütfen,"



Hava enfes, kararında bir sıcaklık. Sohbet derin... daldan dala. Nelerden söz etmiyoruz ki. Artık şehir merkezinden yok olan çocukluğumun ve ilk gençliğimin ucundan yakalayabildiği, arkadaşlarla tadını çıkarma fırsatı bulabildiğimiz, ölçülü ve adabıyla içme kurslarında olduğumuz kadim, kolalı peçeteli, her birinden tek tek söz edilesi mekânları saygıyla anıp bir kez daha gözden ve sözden geçiriyoruz.

İçki içilebilen orduevleri, artık yok edilen kamplar, gar lokantaları, lokaller, kadim meyhaneler, Turban'lar tek tek masamızı ziyaret ediyor. Güzel sözler ve derin anılarla her birini masamızda ağırlamanın mutluluğunu paylaşıyoruz ve lafı bizim Gar Lokantası'na getiriyorum.

Bir kaç gün önce nette eski bir fotoğrafını ararken -bizim- Gar Lokantası'nda bir masaya rastladığımdan söz ediyorum ki masada üç değerli şahsiyet var: Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin ve lise yıllarımızda her türden kitaplarımızı özellikle oradan aldığımız -artık olmayan- Macit Kitapevi'nin sahibi beyefendi.

​Oradan meyhanelere sıçrıyoruz, şu an bizim şehirde o manada bir tek mekânın bile kalmamış olduğunun altını çizerek, entelektüel kitlesi ile bir adım önde olan Dramalı'dan söz ediyorum.

"Bir 20'lik Yeni Rakı lütfen."

Gündemden alıp geçmişin derinlerine doğru uzayan, daldan dala sıçrayan, inadına güleryüzlü, esprili, kahkahalı bir sohbet. Gözlerimi, O konuşurken ona olan hayranlıklarından bir geri alabilsem, nerelere uzayacak zaman. Usul rakı yudumları, su olup akan cümleler, anılar, gündemler derken bir ânda; bugüne kadar hakkında yazmadığım ama yazmaya karar verdiğim, hayatımın en zor yıllarından, asker ve taze bir yirmilikken, ve belki de üzdüğüm, bir seçilmiş olarak televizyon ekranında siyah beyaz gözükmüşken; 12 Eylül 1980 darbesi sonrasındaki bir 19 Mayıs günü ve ilk kez yapılan canlı yayında; bayrağı Bandırma Vapuru'ndan aldıktan sonra uzun bir mesafe koşarak onu tören alanına taşıyan, tek kanallı siyah-beyaz TRT ekranından akan, elbette kasılmama sebep olan ve sonrasında adı -şehrimizde- Bayrağı Taşıyan Kız olarak kalana geliyor. Ve başka mekânlara, başka ânlara doğru yürüyor kelimeler.

Oradan pat diye pavyonlar mevzusuna giriyoruz. İzmir pavyonlarının altını çiziyor, Ankara pavyonları konuya dahil oluyor. Belki zaman içinde yazıya çevrilecek ulaklıklarımla birlikte, postacılık işlevi olarak asker mektuplarını, bir pavyon güzeline ve çok sevdiğim aynı abinin nişanlanıp evleneceği bir başka ablaya taşıdığım bir kaç yeniyetmelik anısı daha saçılıyor masaya.

Ve artık demir alma zamanı. Bu kez son trene yetişmek istiyorum. Enn Sevdiğim Kadın yarın öğleden sonra yolcu. Ödememizi yapıyor ve çıkıyoruz Sanat Sokağı'na. Bir fotoğrafını çekiyorum sokağın lakin flu, ikinciyi çekiyorum o da flu. Ya ben sarhoşum ya da makine. Çünkü biraz sonra kıvrılacağımız sokaktan sonra kıvrılacağımız yerde de aynı fotoğraf cebelleşmesi.


Cumhuriyet Meydanı İstasyonu'na doğru yürüyoruz. Bıcır bıcır konuşuyoruz, şimdi mağazalarla dolu eski fabrikadan hayali sigara makinelerinin ve çalışan kadınların sesleri geliyor. Enn Sevdiğim Kadın'a bu cadde üzerindeki artık yok olan Meyhane'yi işaretliyorum. Tarihin bile unuttuğu genelevle, artık yok olan ve rolünü AVM'ye devretmiş sigara fabrikasının arasından geçiyoruz. Şimdi, az evvel artık olmayan Konak Sineması'nı, sonra da kadim parkın içindeki, bu kez tüccarlara ait tütün depolarının yok oldukları noktada kalan hayali silüetlerinden söz ediyorum. Lakin şehrin en ünlü fotoğrafçısının artık yok binalardan birinde olduğunu ve benim ceket kravatlı halimle ve enn amcamla çekilmiş ve blogda da paylaştığım 5-6 yaşlarımdaki fotoğrafın, o fotoğrafçı tarafından çekildiğini söylemeyi unutuyorum.


Artık trendeyiz. Bir de çok konuşkan ablalar grubu var. Dönüşte son trene yetişebileceğim kesin. O'na, Enn Sevdiğim Kadın'a, sessiz ninniler söyleyebilirim.

24 yorum:

  1. Bu yaz ben de çocukluğumu geçirdiğim şehre, eve gittim. Fakat birçok şeyin değiştiğini görerek biraz hayal kırıklığına uğramıştım, umarım siz yaşamazsınız!

    Güzel bir gün geçirmişsiniz, sevindim. Eskiler açılınca biraz hüzün biraz özlem biraz sevgi ortaya karışık duygular çıkıyor hele de rakı eşliğinde...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim gözlerimin bir özelliği var, bu tür değişikliklerin olduğu yerlerde ve çirkinliklerde otomatik olarak off konumuna geçebiliyorlar:)) Dolayısıyla ben güzelliklere odaklanıp onlarla başbaşa kalabiiyorum:) Görmezden gelmeyi beceremezsek bu ülkenin pek çok noktasındaki talanlar nedeniyle mutsuz olma olasılığımız yüksek, yöntemi tavsiye ederim:)) Teşekkür ederim, güzel bir gündü evet... 7 saatten fazla süre nasıl geçti yine anlamadım:)

      Kararında içmek koşuluyla, rakı candır:)

      Sil
  2. Sevgili Buraneros sanırım işin sırrı böyle ayrılıklar ve kavuşmalar :) Sefanız olsun....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Ceren, ne demişti şair, ayrılık da sevdaya dahil ki çok şükür bizimkiler öyle bir ayrılık da değil:) Çok teşekkürler, hepimizin sefası bol olsun...

      Sil
  3. Kesinlikle işin sırrı konusunda Ceren'e katılıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gençler sizi pek seviyoruz, işin sırrının sadece o olmadığını yaşayarak öğrenecek ve siz de anlayacaksınız. O nedenle sevdaların peşinden koşmak belli bir yaşa kadar evet ama sonrasında yürümekde fayda var, o nedenle daha daha güzel günler, tecrübelerinizle birlikte bugününüzde ve önünüzde, sizleri bekliyor:)

      Sil
  4. Anılar canlanıverince hayallerde insanlar, kentler, sokaklar, mekânlar, yüzler, duygular da sırayla yerlerini alırlar. Aralarında rol paylaşımı yapmak ne zordur. Hayatın akışı içinde her anı bir yer bulur kendine.
    Fotoğraflar, müzikler, yazılanlardır geriye kalan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız, hayat enteresan bir karakter, ona ne kadar doğru emek verirsek o da o kadar karşılık veriyor. Gözleri dört açmak ve onun sundukları içinden güzel olanları ayıklayıp tadını çıkarmaksa bize ait. Bunu fark edip de tadını çıkaranlara ne mutlu...

      Sil
  5. sen savarona deyince sevgili Buraneros, üniversite yıllarında kendimi Atatürk'le Savarona'da gördüğüm bir rüya vardır, o geldi aklıma. Rüya bu evet ama nasıl hayransam Paşa'ya, 30 yıl sonra aynı netlikte hatırlayabiliyorum :)

    gar lokantalarını ne çok severim. haydarpaşa'dakini mesela...Ankaradakini de gerçi...kendilerine has bir havaları vardır hep. kavuşmaların, hasretlerin, ayrılıkların kokusu sinmiş gibi...

    bir de hem Sadece C.'ye hem de Kuyruksuzkedi'ye katılıyorum işin sırrı konusunda :) kendimden de biliyorum malum, kesin bilgi :P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu sana sevgili Şule. Bana da ne mutlu ki Savarona ile olabileceği en güzel şehirde yollarımız kesişti ve ona bir sandal yardımıyla ulaşıp da çıktık ve sanki Ata az önce oradaymış gibi bir tattı yaşadığım.:) Gar lokantalarını ayrı, tren restoranlarını ayrı seveveriz lakin yolcu gemilerini de unutmayalım. Şimdi restoranları geçtim, gemiler bile yok bizim sahillerde, nasıl bir "alkolsüz" çağa atlatıldıysak:)

      İşin sırrı kısmını bir gün topluca biraraya geldiğimizde enine boyuna tartışırız:)

      Sil
  6. 17 - 18 yaşlarındayken dayımın ve amcamın oturduğu yere (istanbuldan bahsediyorum) geçen ay bir arkadaşın emekliliği için gittik böyle bir değişiklik olamaz kırda oynadığımız böğürtlen topladığımız yerler plaza olmuş burası değildi dedim ama yıkılmayan bir binayı gösterdi arkadaş tanıdım orasıymış ne kadar hızlı değişiyor artık her şey. Hülya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malesef öyle Hülya. Öyle bozuluyor ki, su basmaların neredeyse imkansız olduğu bir şehirde yanlış yapılaşmalar yüzünden düzü geçtim dağ başlarındaki sokakları bile su basıyor. Ve güzelim kamu alanları birilerine peşkeş çekiliyor ve insanların kullanımından alınıyor. Ama benim o çarkın tersine işeyeceği günlerin geleceğine dair umudum var, bu kez o hukuksuz ve uygunsuz plazalar yıkılıp yerlerine tüm insanların kullanabileceği alanlar yaratılacağına inancım tam:)

      Sil
  7. Ne Güzel bir gün geçirmişsiniz:))) Ne güzel anılar birikiyor, mutluluk dolu dakikalar ve o dakikaların verdiği kocaman tatlı bir his:)))
    Ben de İstanbul'a geçen sene gittiğimde büyüdüğüm evin sokağına gittim, çok değişmiş her yer, gerçi evi sevmezdim, benim sevdiğim Beşiktaş Çarşısı'nın oralar, her taraf mağaza ve cafe olmuş, gözümde canlanan o anıları tarif edemiyorum:)
    Hep mutlu olun en sevdiğiniz kadınla:)))) Tatlı günleriniz olsun her zaman:)))

    YanıtlaSil
  8. Valla güzel gün geçirme konusunda becerikliyiz sanki. :) Ne yazık ki ülkemizde son yirmi yıldaki plansız inşaat furyası yüzünden bozulmayan yer kalmadı. Dilerim bundan sonra mevcutlar korunur, o da nasıl olur bilmiyorum, çünkü ülke ekonomik anlamda yokuş aşağı freni patlamış araba gibi gidiyor. Çok teşekkürler, sen de hep böyle güzel gül, aynı tatlı günlerden ben de senin için dilerim:))

    YanıtlaSil
  9. Öncelikle 🧿 şunu bir koyalım. Belki bir gün vaktiniz olursa biz küçüklere "işin sırrı" masalını anlatırsınız. (masal dediysek "bana masal anlatma!"'daki masal değil, "Enn Sevdiğim Kadın masalını bi daha anlat nolur!" masalı :))) H.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enn Sevdiğim Kadın masalını dört bölüm halinde yazmıştım, rastlanmamış olabileceği düşüncesi ile linki -sıralı şekliyle-aşağıya bırakıyorum, H:)) İşin sırrı basit aslında, biraz edinilmiş tecrübe, kıymet bilme, olgunlaşılsa bile heyecanı hep 17'de tutabilme, tutkuyla sevmek, belki biraz da aynı evde yaşamıyor olmak, olabilir. Açıkcası bugüne kadar hiç düşünmediğimiz ve planlamadığımız şeyler bunlar... Kapıldık -yakaladığımız- bir rüzgâra gidiyoruz durumu aslında:))

      https://laparagas.blogspot.com/search?q=tefrika

      Sil
  10. Umarım enn sevdiğiniz kadınla yine buluşur, zamana yenik düşmüş canlı anıları yad edersiniz. Mekanlar değişse de o güzel anılar asla değişmez.
    Sanat Sokağı ilgimi çekti. Sokakta neler var neler yok pek merak ettim. Hayal bu ya, o sokakta ne güzel çalıştay olurdu. :)
    Size afiyet olsun. Yemeğin kralı bamyayı es geçmeyeyim. Maşallah, sofralara pek uğramaz oldu fiyatından dolayı da. :)
    Bu güzel ötesi anlatım için teşekkür ediyorum size.

    YanıtlaSil
  11. Sokakta her yıl aynı dönemde tahmin ettiğiniz şeyler oluyordu, özellikle önceki iki belediye başkanı döneminde... pandemi ve sonrası konusunda pek bilgim yok. Çok teşekkürler, ben de teşekkür ediyorum, bamya muhteşemdi:)

    YanıtlaSil
  12. O kadar hoş konu arasından bir tek şeye dikkat etmiş gibi olacağım ama bir sorum var:) Son fotoğraf o geceden mi? Yani Samsun'dan? Çok farklı bir havası var. Sanki tarihi dokusunu korumuş bir Kuzey Avrupa kentini gösterir gibi.

    YanıtlaSil
  13. Evet o geceden ve geniş bir alanın kenarı ve arka yüzü:) Tamamının fotoğrafları ise şu linkte:

    https://laparagas.blogspot.com/2012/08/bulvar-sadece-bir-avm-degildir-bir.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Linki tıkladım, baktım:) Sanırım bir kez daha paylaşmıştın çünkü hatırlıyorum. Eski fabrika binalarının iyi dönüştürülmüş hallerine bayılırım zaten. Yalnız bu yazıdaki fotoğraf bambaşka, o yokuş, sıcak ışık vs. Çok sevdim:) Bilinçdışındaki hangi deneyimleri tetiklerdi kim bilir? Konuyla ilgili kitap okuyorum da şu an:) Hattâ bir iki bir şey yazmak üzereydim:)
      Teşekkürler...

      Sil
  14. Bazen bir pencereden bakarsın, gördüğün her bir şey seni düşündürür, oradan oraya savrulur ya düşünceler, yüzünde bildik bir tebessüm ile dalarsın ya... Öyle bir pencereden okuyorum yazılarını ve görüyorum o sokağı, o masayı, o tutkulu bakışları... Sevdaya dair sırlar, deneyimli yüreklerce bilinir, çokça farkında olma, biraz geçmişe saygı, biraz yüreğe teslimiyet, biraz durmak, biraz beklememek ve elbette moda deyimiyle an'da kalmak denen o anın tadına varmaktan öte bir şey değil bence. Mesele kafaya rakıyı dikip sarhoş olmak değil ki, mesele rakıyla demlenmek... Sevda da biraz öyle değil mi? Demlenmeyi hak ediyor. Hakkını verebilen de sayılı elbet. Anladın sen 😉

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen, bazı yorumlara, ona yakışacak sözcükleri bir araya getirip de cümleler yazmak o kadar zor ki... Hissetmek demedim bak, onları önce kelime, sonra cümle, sonra yazı yapmak kastım. Yani zihninden şırıl şırıl akan cümleleri cevaba inşa edememe hali anlatmak istediğim... Ama biliyorum ki anladın sen:)

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP