15 Ağustos 2023 Salı

Tek, İki Parmak Kalana Kadar Su Ve İki Buz Lütfen!


Pazar Rakısı

Kararında İçiniz!

Onca efsane yaşamış ben, O'nunla onca, her biri bambaşka güzel gün yaşamış ben, bayrama hazırlanan coşkulu çocuk gibiyim; yepyeni bir ilk buluşma tadında, 15'lik çocuk heyecanında, 17'lik bir bilmişlikle giyiniyorum. Kotun şu olmalı, diyorum. Askıdakiler içinden polo yaka, ama yaka uçları düğmelenen, mavinin en uçarı, en uçuk, o oranda da sakin, heyecanlı ama yine de tecrübeli tonunda olanı askıdan alıyorum. Aynadaki beni seviyorum. Saçlarımı taraktan geçiriyor, onlara yine de ellerimle haşarılık, elbette kısmen dağınıklık veriyorum. Mini sırt çantamı alırken ve henüz kapıdan çıkmamışken de aynaya göz atıyor, aynadaki çocuğu seviyor, biraz da kıskanıyor, tişörtü etek ucundan ve köşesinden biraz çekiştiriyor, sağladığım bilinçli pejmürdelikten de memnun kalıyorum.

İstasyona köpük üzerinde kayar adımlarla, heyecanla, keyifle yine de tecrübe bilinçleriyle, O'nu hayalimden bir tık bile uzaklaştırmayarak, bir takım cinlikler de planlayarak ve kendimi sıklıkla gülümserken yakalayarak varıyorum. Tren yanaşırken istikametini belirleyen üst ekranından akan "Bugün Günlerden Samsunspor" yazısını okuyorum. Tren sakin, oturuyorum. İnsanlar keyifli, güler yüzlü, gençler hoş, ben de hoşum.

Lakin enn sevdiğim kadınla aynı trende buluşamıyoruz, çünkü O dedi ki: "Benim şehirde uğramam gereken bir iki yer var; saat 15:30'da mekânda buluşalım."

Bence bu da hoş bir durum, heyecan verici!


Cumhuriyet Meydanı'nda iniyorum. Gideceğim mekân çok kıymetli. Yeni yerinde ama aynı mahallede, eskisine çok gitmişken yeni yerine ilk kez varacağım özel coğrafyanın, Sanat Sokağı'nın yokuşunu çıkarken bilmem kaçıncı kere; çok mutluyum. Çünkü ülkenin farklı yerlerinde O'nunla çok kere yaşadığım bir keyfi, uzun bir akşamı, sürprizlerini öngöremiyerek sıfır noktasından başlayıp yaşayacağımı ve bu akşamın da tazeliğini hiç yitirmeyecek şekilde ve ilk ve çok ayrıcalıklıymış gibi bünyeme, kendi özel haliyle nakış gibi işleneceğini biliyorum. Dipdiri bir heyecanla onun bahçe kapısından giriş anını, ayağa kalkışımı, ona sarılışımı, biraz da "Ben oooo!" havasıyla ama yine de kendimi koyvererek sergileyeceğimi, zihinden akanlara rağmen yine de her şeyin doğaçlama gelişeceğini bilerek bahçe kapısını gözleyecek bir masaya oturuyorum. Bana yanaşan ve finalde bayılacağımız garsona, masayı birazdan seçeceğimizi, ve beklediğim biri olduğunu söylüyorum.


O görünüyor, şöyle bir bakınıyor ve ayağa kalkan beni fark ediyor. Güzide mekân an itibariyle bomboş. İki masa dışında kimsecikler yok. Oysa ikindi rakısı ne muhteşemdir. Kıymetini bilmek, en azından da yaşamak gerekir!

Gülerek yaklaşıyor.

Siyah elbisesi muhteşem.

Dekoltesinden öpesim geliyor. Ama o afacan kız hali, ayaklarındaki laciverte yakın ama mavinin en güzel tonundaki Sneaker'ları, bileğindeki her birinin hikâyesi ayrı aksesuarları ile bana doğru yürüyor.

Hadi gel de sarılma bu tazeliğe!


Masamıza karar veriyoruz, kendisini bulunduğu yer itibari ile çok seviyoruz; gerçi üzerinde rezerve olduğuna dair bir levha vardı ancak sanırım bu oraya -seçkin- müşteriler için özellikle koyulmuştu. Bahçe muhteşem. Henüz sakin mekânda bir çift ve muhtemelen altın günü yaşayan altı kadınlı bir masa dışında biz varız. Coğrafya ben için özel bir kıymet taşıyor. İlkokulum, ortaokulum ve kiradan kurtulup artık bizim evimiz dediğimiz ilk apartman dairemiz oturduğumuz masaya -ev biraz daha uzak kalsa da- en fazla 100-200 metre uzakta. Üstelik hemen dibimizdeki, yine muhteşem binasıyla ama artık çok katlı ayakkabı mağazası haliyle, tansiyon nedeniyle bir kaç gün yatmışlığım bulunan; 20'nin ilk basamaklarında, artık babasız ve hayatımın en zor yıllarının start çizgisindeyken çok özel tanışıklıklarımdan biri tarafından yapılan ziyaretle de hayatımın en özel günlerinden birini yaşadığım Askeri Hastane* var.

Masamızı çok seviyoruz.

Beyefendi garsonumuz siparişimiz için masamızda.

"Bir 35'lik rakı lütfen."

O tercihimizi soruyor.

"Yeni Rakı lütfen..."

"Yoğurtlu kızartma lütfen,"

"Arnavut ciğeri lütfen,"

"Peynir lütfen,"

"Karpuz lütfen."


Masamız donatılınca şahane garsonumuz şişeyi açıyor, ve alkış kendisine; soruyor çünkü!

Enn Sevdiğim Kadın yanıtlıyor: "Tek, iki parmak kalana kadar su ve iki buz lütfen."

Seni seviyorum çınçınlarının ve ilk yudumların ardından Enn Sevdiğim Kadın çantasından bir paket çıkarıyor.

Uzatıyor bana...

Açıyorum ve düşüp bayılıyorum. Aramızda hiç konuşulmamış bir kitap. Ben almayı düşünmüş ve hayalini kurmuştum. Bu güzel kadın hiç üşenmemiş, benden önce şehire vararak bu kitaptan iki tane almış ki şansa bakmak lazım; sanki bizim için ayrılmış iki tanelermiş.

O zaman Hatay'dan, Vakıflı'dan şu an ve cümleler geliyor gözlerimin yaşına:

"Aslında oturduğumuz ilk anda, daha çaylar bile söylenmemişken iki mandalina çıkarıyor omuzuna astığı ceketinin cebinden Musa Abi. Koyuyor masanın bizden tarafına. Şu hayatta duyduğumuz en güzel cümlelerden biri dökülüyor dudaklarından; tüm hikâyemizi katmerleyen, çok daha anlamlı kılan, kocaman bir duygu geçmişine çok manalı ve lezzetli bir fırtına ekleyen, "basit" bir cümle: "Bir tane olsa paylaşırdınız, ama zaten iki tane var."**

Saatlar saatleri kovalıyor, 35'lik bitiyor. Alt bölüm çoktan tıka basa doldu. Ekranda Samsunspor maçı. Bahçedeki yerleşme düzeni muhteşem. İzleyicilerinin coşkuları ile ortağız. Hiçbir aşırılık yok, yanı sıra da bir rahatsızlık vermedikleri gibi, sesimizi birbirimize ulaştırma konusunda bir sıkıntı da yaratmıyorlar. Enfes bir komün hali, hoş bir pazar gününde keyifli bir zaman dilimi.

O halde!

"Bir yirmilik Yeni Rakı lütfen."

Bir de kavun.

O müesseseden.

O nedenle mi bu kadar tatlı, serin ve hoş?!

Maçlar bitiyor. Bizim için kârlı bir pazar: Gün sonunda Fenerbahçe kazanıyor, Enn Sevdiğim Gençlerbirlikli'nin takımı kazanıyor ve Samsunspor'umuz deplasmandan bir puanla dönüyor.

Son yudumların ardından, ödememizi yapıyor, garsonumuza iltifat ve teşekkür ediyor, bahşişini kalpten, anasının ak sütü gibi helâl cinsten hesabın arasına yerleştiriyoruz.

Sonra şehrin en popüler caddesine çıkıyor, ilkokuluma selam çakıyor, Namık Kemal Lisesi'nin önünden geçerken diyorum ki enn sevdiğim kadına: Okulun bekçisi ile kanka olmuştuk, apartmanın çocukları toplaşır, gece vakti gider, abi vasıtası ile sınıflara girer ve arkadaki yazlık sinemada oynayan filmleri izlerdik. Fakat nedense, muhteşem binası ile Halk Eğitim'in önünden geçerken, ciltlenmiş Doğan Kardeş'leri okuduğumuzdan, kitaplardan, ama listenin kaç kitap okudunuz kısmına ise 1000'lerle ifade bulan şımarıklıklar yaparak yazdığımız sayılardan söz etmiyorum.

Belki de etmişimdir,

kafam iyi olabilir!

Elbette alt köşeye varana kadar tüm mevcut apartmanların yerindeki ve artık bir kaç tanesi kalmış olan muhteşem bahçeli Rum ve bizim mimarimize özgü evlerden söz ediyorum.

Çocukluğumuzun apartmanını geçtikten hemen sonra da, köşeyi dönüyoruz!

Cila vakti!


Bir kez bile gitmediğim ama hep takdir ettiğim bir mekân, Bohem. Cadde ve mahalle 80 öncesinin kurtarılmış bölgelerinden. İlk gençliğimin ayak altında... Lakin bugüne kadar nedense bir kez bile gitmedim. Başka mekânlardı tercihimiz, kim bilir, belki de alışkanlıklardan vazgeçmeme,  belki de bazı anıların bura henüz açılmadan öncesine ait olması sebep.

Süzülüyoruz kapıdan içeri. Ekranda Fenerbahçe maçı. Orta masalardan birine oturuyoruz. Biz kendi dünyamızda yok oluyoruz. Sıfırdan enfes bir sohbet. Biraz geçmişten söz ediyorum: Mesela şu karşı apartmanın adı Metin, diyorum; Prof Böke'nin babası, şehrin ilk kuaförlerinden... O sırada kızarmış patatesler yanlarında mayonez ve ketçapla geliyor. "Patron abinin ikramı," diyor genç adam. Teşekkür ediyoruz. Biralarımızı keyifle bitiriyor, sallantının eşiğine varıyor, ödememizi yapıp geceye karışıyoruz derken ve dışarı adım atmışken...

Bir kez daha sesleniyor "Abi!" diyerek güzel adam.

Minik fotoğraf makinemi masada bırakmışım!

Gar İstasyonu'na doğru, artık ıssız geceyi yürüyoruz. Kafalar Leyla'nın eşiğinde. İstasyondayız ve bankta, güzelim omuzumda. Tren geliyor, sakin.

Güzelim kolumun altında; bizim İstasyonu geçiyoruz. Tren şimdi onun istasyonda. Saat günü aşmış.

Biraz oturuyoruz. O telefondan bakıyor ve dönüş treni yok, diyor.

Ben kardeşi arama niyetinde...



*En Özel Tanıklığısın Ömrümün

**Yazının 8.fotoğrafının üstündeki ve altındaki paragraftan...

26 yorum:

  1. Blogger'a girmeden önce kitap okuyordum. Kitabımı bir köşeye koydum. Telefonumu elime aldım aklıma mı esti nedir bilmiyorum, bir bakayım kıymetli dostlarım neler yazmış dedim. Yazınızı gördüm. 10 saniye önce mi başlamıştım yoksa yaklaşık 2-3 dakima mı sürdü yazıyı okumam anlam veremedim. :) Bir solukta bitti!
    Okuduğum kitabımı elimden hiç bırakmamış gibi hissettim. Üslup samimi bir o kadar da yalındı ve de ne güzel betimlemişşiniz ama!
    Bu güzel yazı için teşekkürlerimi sunuyorum Sevgili Buraneros! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sana teşekkürlerimi sunuyorum; Pek Değerli -Ödüllü-yazarımız. Çok keyifle okuduğum ve gülümsediğim, bir o kadar da sevimli, enfes bir yaz sabahına dolayısı ile güne gülümseyerek başlamama sebep olan cümlelerin için...:)

      Sil
    2. Bilmukabele Sevgili Buraneros... :)

      Sil
  2. Nefis bir gün olmuş, tadını çıkararak yudum yudum okunan yazının satırlarından ve satır aralarından yansıyor Sevgili Okul Arkadaşım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Sevgili Okul Arkadaşım; daha kalabalık ve güzellerini hayal ettiğimiz masalar da var:))

      Sil
  3. Ne hoş vakitler ve şiirsi anlatım.. İnsanın canı o masayı böyle uzaktan izlemeyi çekiyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler:) Tekrar edersem, olur da iş gereği falan yol bu tarafa düşerse, masayla bizzat tanıştırmak bizde:)

      Sil
  4. Keyifler alâ.. daha ne olsun! Altına yazılacak selâmdan başka :))

    YanıtlaSil
  5. Güzel bir gün, güzel bir anı, güzel sözcükler; teşekkürler 🌺

    YanıtlaSil
  6. bundan daha güzel bir sürpriz, insanı iyi hissettirecek bir hediye olamaz. sevdanız uzun, heyecanınız bol olsun Buraneroscum :) bir de sevdiğinle içilen rakı ne güzeldir, afiyet olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çookkk teşekkür ederim Şule, cümlemizin diyorum:) Rakı güzeldir evet ama dediğin gibi, sevdiğin ve sevdiklerinle daha güzeldir:)

      Sil
  7. Yaşananları sizin gözünüzden görebilmek ne hoş. Yine çok keyif aldım okumaktan.

    YanıtlaSil
  8. Çok teşekkür ederim, senden feyzalıyorum, anlatım konusunda:)

    YanıtlaSil
  9. Bu kadar da güzel anlatılmaz ki canım aaaa :))

    YanıtlaSil
  10. Müessesenin ikramları, baldan daha tatlı gelir. :)
    Güzel, hoş vakitleriniz olsun. Şansınıza düşen kitabınızı da keyifle okuyun.
    Her zaman ki gibi okuması akıp giden, keyifli bir yazı...Ve afiyet olsun size. Paylaşım için teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de teşekkür ederim:) Kesinlikle haklısınız, üstelik bu müessese bir lokla olduğu için fiyatları da diğer yerlere göre ucuz:)

      Sil
  11. Ben, sizin bu içten anlatımınıza bayılıyorum:))) Okurken yazının bitmesini hiç istemedim, hele ilk paragraf öyle tatlı geldi ki, okurken huzur verdi:))) Ve yazılarınızı ne zaman okusam tatlı bir gülümseme beliriyor yüzümde, bu hissi seviyorum:))) Keyifli okumalar, kitap en güzel hediye:) Hep böyle keyifli olun:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, hepimiz keyifli olalım ki kara günlerden geçen bu memlekette; birbirimize en azından yazıp çizerek manen destek olup moral verelim:) O nedenle iyi ki bloglar ve kitaplar varmış deyip şükredelim. Oturduğumuz yerden ne konforlu bir iletişim imkanı bu, moral ve keyif verici... ve bedava üstelik:) Sende öyle ol, şu pek tatlı gülücüklerin hiç eksilmesin:))

      Sil
  12. Beş dakikada okudum ama sanki bir saattir bir romandan bir bölüm okuyormuş gibiydim.. Öyle huzurlu... Bunu nasıl başarıyorsunuz bilmem. :)

    YanıtlaSil
  13. "Hayat sevince güzel, sen sevilince güzel," diyor ya şarkı, başarının sırrı bu. Ek olarak özlemek de...:)

    YanıtlaSil
  14. Sizin şu içmeleriniz okurken ayyaş edecek adamı :))) Arapça kökte "iyilik bolluk içinde yaşayan" anlamı da vardı sanki :) ben tamamen oradan bakıyorum olaylara :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben zaten bayılırım ayyaş'a , sonuçta sevdiğim bir ifade ile tariflersem bir kez daha: Söz manasını dinleyenden alır.:)

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP