9 Ekim 2020 Cuma

Takıntının Mutlu Sonu

Şuradan başlayan  üçlemenin son yazısıdır.


Nedense bir mekânda bira içme seçeneklerim içinde O yoktu ve bu normaldi: Tıfıl çağlara, özenme yıllarına, ilk bira mekânlarının açılmaya başladığı zamanlara dönme, o yıllar tadında ama yetişkin halimle bir keyif anı yaşamaktı arzum. Bu minvaldeki ilk fıçı biramı bir okul çıkışında, o zamanki evimize yakın ve ilk açılan konsept dükkânlardan birinde üç arkadaşımla içmiştik. Hatta birer bira bardağı  olsa da içtiklerimiz, kafalarımız bayağı iyi olmuştu. Sonra devam etmedim, saklanarak içmeyi manasız buldum. Fuarın tadının olduğu yıllardı ve Efes Pilsen fuarın içinde, yaz akşamlarına yakışan çok hoş ve yetişkinliğe imrendiren bir mekân yapmıştı. Red Kit'de ya da kovboy filmlerinde gördüğümüz kulplu bira bardakları ile içiliyordu. Yaşımsa 16-17 civarı... Babayla geçirilecek üç, dört yılımız kaldığını, o acıyla yüzleştiğimde neler olacağını henüz bilmiyorum. Dikildim babamın karşısına, izin istedim. İçme demedi ama sosyal bir içici olamazsam sonunun nereye varacağını söyledi. Yaşıma hiç vurgu yapmadı, çocuk olduğumun altını hiç çizmedi, "İçki seni içmesin," dedi.

  Gözümde biriken bu ıslaklık da ne ki?

Arkadaşlarla ufak tefek, çocukça ve çok ama çok seyrek içmeler dışında 18'e gelene kadar hiç bir mekânda oturup da içmedim, sadece yaşım bir an önce büyüsün istedim ve onun beni içmesine hiç fırsat vermedim; anları keyiflendiren bir eşlikçilik ilişkisiydi bizimkisi, birbirinin bağımlısı iki varlık olmadık, olamadık ama sevdik birbirimizi. 


                                                                                      ****


17 Ekim 2012: Bir akşam üstü banklarda kitap okuyordum.



..."Aslında kitabı okurken ve saat 19'dan sonrayken yanımda biri vardı, o da benim gibi kitap okuyordu. Denizdeki teknelerden sandık sandık balık kokusu geliyordu. O an ona döndüm. Biraz ileride küçük bir balıkçı lokantası tadında şık ama sade mekânda, dışarıdaki deniz kokan masalardan birinde bir 35'lik rakı, beyaz peynir, kavun ama illaki Süheyla... Belki kalamar, belki karides güveç eşliğinde zorunlu olarak bu kez balıkların donakalacağı bir sabaha kadar değil de kapanma saatine dek sürecek, bir teklifte bulundum."...*




3 Haziran 2016: 

Kapalı bir gün. Bir sonbahar esintisi tadındaki ikindinin akşama yakın saatleri.  Hayal edilip de kurulan cümlelerden dört yıl sonra mekâna doğru yürüyoruz. Tanınan ailelerden birinin aynı alandaki iki yazlığından birinin evrilmesi ile oluşmuş bahçeli, hoş bir lokanta; önünden geçerken sürekli çağırıyordu, etkilemişti, güzel sinyaller veriyordu ama yoğun bir iş döneminin tam da göbeği zamanlardı... 

Giriyoruz içeriye, eski zaman tadında bir garson ve hoş bir karşılama. Sanki Siyah-beyaz bir  Yeşilçam filminin lokanta sahnelerinden birindeyiz. Yol kenarı dış masalardan birine karar veriyor, oturuyoruz. Yönetmen sinyali veriyor ve şahane bir yağmur başlıyor... Kapatılan üst yağmurluğa pıt pıt vuran damlalar, çalan şahane şarkılara eşlik ediyor. Günün en güzel saatlerindeyiz ve bizden başka kimse yok. Mekânla kaynaşma had safhada, sevdik birbirimizi. 

"Bir beyaz peynir lütfen,"

"Bir kavun lütfen,"

"Ve bir 35'lik rakı lütfen." 

Onlar masada yerini alırken  mekânla ilgili izlenimlerimiz de olumlu yönde ilerliyor. Hımmmm hoş ve lezzetli bir meze tepsisi... Geleneksel mezeler ve zengin tepsisiyle biz varız ya, diyor mekan.


"Beyin lütfen,"

"Arnavut ciğeri lütfen,"

"Pilaki lütfen,"

"Deniz börülcesi lütfen,"

"Humus lütfen."


Yokluğunu hissettiğim, çok özlediğim bir mekân var, şehirden bahis olunca Enn Sevdiğim Kadın'a sıklıkla anlattığım bir efsane: Gar Lokantası. Yaşı bizden çok çok büyük, mimari muhteşem, garsonları, dekoru ve müdavimleri sanki bugün çekilen bir filmin geçmişi yaşatan sahneleri gibi. En genç müşterileri ben ve arkadaşlarım: büyüklerimizden gördüğümüz bir rakı kültürümüz var ve masanın adabını bilir, güzel de donatırız. O eski, şık ve güzel hikâyeler anlatan binayı hafifçe kıvrılan bir viraj yüzünden yıktılar ve bir efsane yok oldu. Peşi sıra da önce işhanı olan, sonra bir katı oğul tarafından lokantaya çevrilen ama eski tadını yitirdiği için yok olan Cumhuriyet'le birlikte bir kültür de bu şehri terk etti. Pek çok yeni yer açıldı elbette... ama o günleri tıfılken bile yaşamış olanlar için bir anlam ifade edemediler; meyhane adabı, insan kalitesi değişti. Uzun süre sonra ilk kez bu akşam, eskinin o solunası tadı buram buram! Az önce bahçemizden toplanmış Nergisler vazoda. 



                                                                                          *****


 

Eylül 2019:

Akşamüstü şu sahil boyunda en sevdiğimiz mekâna gideceğiz. Patates kızartması, sigara böreği ve çöp şiş... ve de biralı bir masa hayalim var. Ama kapıyı da aralık bırakmışım. Hımmm bir rakı masası da pekâlâ olabilir... Bugüne kadar, özellikle yazın hep rakı içmişiz. Sadece bir kez, bahçede oturulamayacak bir mevsimde de şarap. Sevdiğimiz kim olsa ve çıkacaksak bir yemeğe, kesinlikle buraya geliriz. Adını vermiyorum; üç yıldan fazla bir süredir onun üzerine yazılacak bir yazı bekliyor...

Oturuyorum mekânı da gören bir banka. Tatlı ve ılık bir rüzgâr, okşuyor yanaklarımı. Güneş henüz çekiliyor ve bir süre sonra ay devralacak geceyi. Biraz daha zamana ihtiyacı var, o nedenle gözüm mekâna dönük... Bekliyorum. Fakat!

Telefon. Tek tuş. Ve O.

"Nerdesin?"

"Pelitköy."

"Sanırım bu akşam açmamışlar."

Gözümse mekânda, sanki ışık görüyorum. Gönül işte! İstiyor.

"Açık sanki," diyorum. En son gittiğimizde çalan çocukları bizzat masadan kalkıp giderek kutlamıştık. Hanımefendi ne kadar sevinmişti, sonra masamıza gelip sevinçli bir heyecanla açıklamalar yapmış, sokakta çaldıklarının, rast geldiğinin, burada çalmaya cesaret edemediklerinin, bunun bir deneme olduğunun, bizim onları cesaretlendirdiğimizin altını çizmiş; tekrar tekrar teşekkür ederek ve başarısının onaylanmasının tadını, gülen bir yüzle, çok  tatlı bir coşkunlukla çıkarmıştı. Bir keman ve bir çello! Muhteşemdiler...  O, bir ay yok! Orada olmalıyız! Nasıl huzurlu bir repertuvar ve nasıl huzurlu bir çalmaydı o. Ne de güzel bir geceydi! Üstelik hanımeli kokulu, dolunaylı, deniz esintili kadim sokaklardan yürümüştük eve... Temaslı! İlk kez yaptıkları vişne taneli ve likörlü çikolatalarından ikram etmişlerdi bize. Ne kadar da güzeldiler.**



2 Ekim 2020 Cuma

:

En Sevdiğim Kadın dün dünyaya geldi. İlk kutlamayı enn sevdiği arkadaşlarından biriyle yaptı. Bugünse enn sevdiğimiz gün. Her biri masal tadında bir sürü gün yaşadığımız, ama pandemiye yenik düştüğümüz için ara verdiğimiz, ama bu şehirdeki enn sevdiğimiz mekânda buluşacağız.

                                                                           ................

Maskemi takıyor, asansörün düğmelerine elimdeki ıslak mendille dokunuyor, kapıyı ve bahçe kapısını onunla açıyor, olağandışı günlere rağmen yaşamın olağanmış gibi devam ettiği sahil boyunca yürüyor, mekâna varıp, hâl hatır sorup her zamanki masamıza oturuyor, sipariş için gelen garsonu şimdilik erteliyorum. Yönüm bahçe kapısına dönük. O'nu bekliyorum.

Enn sevdiğim, enn bayıldığım kadın biraz sonra giriyor kapıdan, selamlaşıyor personelle, hâl hatır soruyorlar; onu izliyorum, ve buna bayılıyorum.  

Telefon ne güzel bir araç ki fiziki olarak hiç bir boşluk duygum oluşmamıştı, sanki dün yüz yüzeyedik gibi hissim, o bir aylık yokluğu kenarımdan bile geçmemiş, bu kaçıncı bile olsa bir özlem boşluğu yine oluşmamış bünyemde. Ya da bir kez daha onunla aynı masada olmak zaman boşluğunu unutturuyor, sanki o hiçbir zaman hissetmediğim boşluk, bir kez daha zamanda bükülüyor.

"İki bira lütfen."

 



Bu mekanda bir ilkin akşamı! 



Geliyor alemin en zengin meze tepsisi ama bu kez seçim biraz zor oluyor: zor oluyor çünkü Rakıya çok yakışan bu mekânda ilk kez ve hayal ettiğim, hatta bunu pandemi sürecinden çıkmadan yapılacaklar listesine kaydettiğim ve üçlemenin ilk yazısında "Canım, mekânlardan birine oturup bir şeyler atıştırıp bira içerken -ki hayalim kızarmış parmak patates, yanına biraz kızrmış sosis, belki de bir atıştırmalık tabağı eşliğinde-kitap okumak istiyor: Gün ışığında, yüksek volümlü müzik ve insan gürültüsünün henüz mekânlara çökmediği saatlerde, günün ve denizin sakinliğinde yaşansın, diyor," cümleleriyle ifade ettiğim üzere seçimimiz, Bira.


"Dil lütfen."

"Salatalık turşusu lütfen."

"Arnavut ciğeri lütfen."



"Kalamar lütfen."

"Patates kızartması lütfen."


Aslında gelirken aklım Rakı'ya meyletmemiş değildi ama bilindiği üzere bir mekânda bira takıntım da devam etmekteydi. Masada da bu tereddütü yaşamaya devam ediyorum elbette... Bir yanıyla da bir kutlama akşamı olduğunu düşünüyorum. Yadırgatıcı bir yanı da var tecihimin; öyle ki mekân sahibi sohbet için geldiğinde masamızda bira görünce şaşırıyor ve hatta yadırgayıcı bir vurgu ile soruyor.

Kalamar'a bayılıyoruz. Yumuşatılma ve kızartılma becerisini takdir ediyor, lezzetinin altını çiziyoruz. Kendi yaptıkları turşu enfes. Ve ben için bira turşu eşleşmesi ilk.

Gökyüzü çok güzel. Patatesler muhteşem bir kızartma becerisinin eseri. Hava karardıkça Ay daha görünür oluyor, üstelik bir kez daha dolunay! Eşlikçisiyse pırıl pırıl: Ben Venüs olduğunu düşünürken Enn Sevdiğim Kadın Mars olduğunu söylüyor. Teknolojiden yararlanınca da Mars olduğu kesinlik kazanıyor. Venüsse öte yanda. Şahane bir akşamı yaşıyoruz; Mekânın, yani Restaurant Hut'un bundaki rolü yadsınamaz. Bir tek gün bile herhangi bir üründe bir eksiklik hissettirmemiş olmaları bir başarı elbette, ama personelin disiplinli, güler yüzlü ve belli ki eğitimli tavrı ve elbette bütün bu güzellikleri bütünleyen mutfağın sırları, tartışılmaz. O halde, Korona Günlerine...



"İki Bira daha lütfen!"

 



Bu yazı daha uzun, daha keyifli devam ediyor olabilecekti aslında: Önceki yaz bir heyecanın önizlemesini yaşamış, bundan, yani önizlemesinden çok büyük bir zevk almıştık. Benim için çok kıymetli bir Dost, kalemi çok güçlü güzel bir Kadın, Sevgili Eşi, Annesi ve Babası çıktıkları Karadeniz Turu'nun bir ayağında burada olacaklardı. Planların alternatifli eskizleri yapılmış, teyitleşilmiş, Kardeşim Tırtıl'la Macaristan, Çekya, Avusturya, Almanya güzergahında olduğu için onun bahçe katı, binamızın en keyifli dairesi hazırlanmıştı. Elbetteki yemek akşamı için enn sevdiğimiz mekândaki altı kişilik rezervasyon cepteydi. Heyecanlıydık! Amasya'dan yola çıkacakları sabah telefonum çaldı; yola çıktıklarını haber vereceğini ve iki seçenekli buluşma noktasından birinde buluşup onlara katılarak rehberliğin tadını çıkaracağım güne başlayacağımızı düşünmüştüm. Başka bir şehirden aldıkları bir acı haber nedeniyle ne yazık ki aramızda bir saatlik yol kalmışken, gezinin devamı iptal oldu. Oysa ki bu mekânda ne keyifli bir masada ne keyiflerî paylaşacaktık. Ertesi gün hayatlarında görebilecekleri en güzel pideyi, ve belki de eşi benzeri olmayan kelle-paçayı tadacaklardı. 

 Program sürekli gelişiyor, rezervasyon hâlâ geçerli, ve ucu açık. Yaz çok.



 Bilginize! :)





*Cümlelerin geçtiği yazının tamamı.

**Paragrafın olduğu yazının tamamı içinse buradan lütfen.


***Balıkların donakaldığı bir akşama dair.

10 yorum:

  1. Hayat sen planlar yaparken başına gelendir, derler ya... Bir de bekler her şarap zamanını, dersin. İkisi bir araya gelecek bir gün, hayatlar ve şarap. Ben biliyorum kaldığı yerden devam edecek zaman. Hiç bölünmemiş gibi, dünden sonraki ilk gün gibi. Dostluk zamansız ve mekansız kalplere hapsolmuşsa geriye bir tek denk gelme hali kalır ki o da hayattır bir nevi. Eh biraz da kısmet işi 🙃
    Sevdiceğin iyi ki doğmuş. Hem ne fark ederdi ki rakı ya da bira ya da çay, gönül gözleri hepsinde yaşarırdı bence. Bilgine 🥰

    YanıtlaSil
  2. Hayatlar ve Şarap! Ne güzel bir pas, şahane bir yazı başlığı olur, hayata katılmış şaraplar ve şaraba katılmış anlar üzerinden... hımmmmm düşünmeli, gittikçe gelişen şarap tatları ve şaraba anlam katan anlar ve kurmacalar üzerinden ve de yazılmış cümlelerden bir derleme yapabilmeli:) Olgunlaştıkça daha güzelleşiyor ya hayat, hah işte öyle bir zamana yazılmış belki de alına yazılan yazı:)

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Okul Arkadaşım,
    Telefon güzel icat evet, özellikle görüntülü konuşabiliyor olmak harika, uzaklardaki yakınlarımızla, sevdiklerimizle hasret gidermek için çok hoş çözüm sunuyor. Yine de o doğum gününü aynı masada oturup, birbirinizin gözlerini arada bir yansıtıcı olmadan görebilmek, kutlamayı doğrudan yapabilmek her halde en iyisi. :)
    Bu arada, sizin aracılığınızla, enn sevdiğiniz kadının yeni yaşını kutluyorum, nice güzel yıllarınız olsun. :)

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Okul Arkadaşım,

    Benim telefonum malesef görüntülü değil, teknolojinin bu kısmına uzağım:) Düz bir cep telefonu bile elime iki-üç yıl önce zorla tıkıştırıldı ve kolay kolay çalmaz. Klasik telefoncuyum:) Çok teşekkür ederim, ileteceğim kendisine, hepimizin güzel yılları olsun:)

    YanıtlaSil
  5. Of! Tam da fotoğraflardaki gibi bir mekânda içmeyi özlemişken, eşimle "Bu sıra bir cesaret, yapmalıyız" diye karar vermişken çok iyi geldi bu yazı:) Geçen şubattan beri çıkmadık. Evde kendimize masalar hazırladık. Bazen Müzeyyen'i açtık, bazen Yunan ezgilerini:)
    Babacığının sosyal içicilik ve diğer türlüsü konusundaki uyarısına bayıldım. Biz de Orhun'a aynısını söylemiştik:) Sosyal içiciliği seviyorum açıkçası. Hiç bir konuda abartı iyi değil zaten. Şimdi yazarken aklıma geldi, en son verdiğim kitap siparişinde "Altı Bardakta Dünya Tarihi" var. Beğenirsem haber veririm:) Gerçi okumuşsundur belki.
    Ve son olarak... En sevdiğin kadına mutlu yıllar diliyorum:) Yeni yaşı kutlu olsun, güzelliklerle gelsin.

    YanıtlaSil
  6. Kitabı okumadım, haber verince duruma göre alırım:) Teşekkür ederim, ileteceğim kendisine:) Bu sıra cesaret yapmalısınız çünkü kışın kapalı mekanlara girmek fena cesaret ister:) Biz de mevsim dönmeden bir rakılı final yapacağız sanırım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Okul Arkadaşım,
      ve
      Sevgili Kilo,
      Kusura bakmayın lütfen, sorunun cevabını bilen heyecanlı öğrenci gibi oldu bu, ancak, ben okudum hocam! :))
      Tom Standage'nin yazdığı Altı Bardakta Dünya Tarihi ve daha sonraki kitabı İnsanlığın Yeme Tarihi nefis kitaplar.
      Özellikle yemek içmek kültürlerine ilgi duyan ve dünya tarihine başka bir açıdan da bakmak isteyenler için, nefis bilgi ve keyif kaynağı olduklarını düşünüyorum. :)

      Sil
    2. Sevgili Okul Arkadaşım,

      Teşekkürler:) Şimdi ilkini sipariş listeme ekliyorum:)

      Madem konu kitaplar, YKY alımınızın altına yazmamıştım; YKY'nin ve diğer kitapların Eganba'daki fiyatları daha düşük, taksit avantajları var, bir sonrasında kıyaslamanızı tavsiye ederim:)

      Sil
    3. Sevgili Okul Arkadaşım,

      Komik bir durum oldu, sipariş için kitaba ulaştığımda bu kapağı hatırlıyorum ben dedim:) Kitaplığa baktım ki var, bir siparişte Mussano işaretlemişti ve onun kitaplarının içinden aldım ve göz atıyorum:)

      Sil
    4. Aa, çok sevindim! Önümüzdeki hafta gelecek kitaplarım, ilk ondan başlarım o zaman:) İnsanlığın Yeme Tarihi de aklımda. Çok teşekkürler.

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP