22 Temmuz 2009 Çarşamba

Bir Yudum Sevgi

Bugün Hürriyet'in internet sayfasında Türk işi erotizm başlıklı (tuzak)haberi tıkladığımda; ''İşte yeşilçamın son yirmi beşyılına damgasını vuran erotik sahneler'' alt başlığında yer alan filmlerden biri olarak onu görünce, güldüm bu nitelemeye ve bu film üzerine daha önce bir festival gösterimi sırasında yazdığım ve yayınlanmış bir yazımı taşımak istedim bloga...

Bir Yudum Sevgi; Türk sinemasının cv si en sağlam filmlerinden biridir. Türkiye de feminist hareketin ivme kazanmasıyla birlikte, Duygu Asena çıkışlı kadını ''varoluşsal'' nitelikleri anlamında sorgulayan ve göz önüne koyan bir süreçte; Atıf Yılmaz'ın çektiği bir dizi kadın filminden biridir.

Bir Yudum Sevgi'yi, genel anlamda kadın erkek ilişkileri üzerine yapılan filmlerden ayıran temel bir özellik vardır: Bu tür filmlere konu olan ilişkiler, sürekli toplumun daha sosyal ve ekonomik anlamda üst katmanlarında yaşanırmış gibi anlatılırken, Bir Yudum Sevgi'de kenar mahallenin sıradan gibi duran ama sıradan olmayan küçük dünyasından anlatılır; kadın ve erkeğin tüm alt duyguları...

Filmin fonunda yer alan fabrika, işçilerin yaşamlarına ait ayrıntılar detaycı, naif ve hoştur... Elbette bunda Latife Tekin'in olağanüstü gözlemciliğinin yanı sıra; varoşları, işçileri, onların sorunlarını çok iyi biliyor olmasının payı büyüktür. Bu filmin bütün sıcaklığı ile size geçmesindeki önemli etkenlerden biri de: Filmin oyuncularının birçoğunun toplumsal duyarlılıklarından dolayı yakın durdukları bir iklimden olmasıdır öykünün... Hale Soygazi, gerçek hayat hikâyesinden senaryolaştırılmış bu filmin kahramanlarıyla bire bir görüşmüş, film öncesinde uzun bir süreyi o mahallede onların tarzı kılık kıyafetler giyerek gündelik hayatlarının içinde geçirmiştir...

Filmin temelde iki ana karakteri vardır. Kadın, ekonomik bunalımla, içsiz güçsüz ayyaş kocasının (Macit Koper) ilgisizliği arasında bunalmış, dört çocuk doğurmasına rağmen (!); içsel coşkularını, cinsel kimliğini, tutkularını bastırmış, eş ve anne olmanın yüküyle içsel başkaldırılarının arasında kalmış mutsuz Aygül'dür (Hale Soygazi). Erkek ise; geleneksel yapıdan kaynaklanan, aslında erkekleri de seçimleri konusunda çok özgürleştirmeyen bir seçimsizlikle(gelenek), aile baskısı sonucu teyze kızı (Meral Çetinkaya) ile evlenmek zorunda kalmış Cemal'dir. Köyden taşınmış geleneklerle yaşanılan bir eşle, kent arasında sıkışmış bir hayattır onunki de. Kocasının çalışmaması sonucu çocuklarını geçindirebilmek için iş arayan Aygül'ün yolu aynı fabrikada Cemal’le (Kadir İnanır) kesişir...

Öyküsünü; temelde iki karakter odağında anlatıyor gibi gözükse de film; dokunduğu ve ele aldığı konunun derinliği ve boyutu büyüktür... Belki de toplumsal yapımızın en mahrem ve en dokunulamaz alanına çomak sokmaktadır. Toplum önderi iddiasındaki bir takım odakların ahlak diye diye sürekli üstünü örtmeye çalıştıkları, ama insanın doğasında var olan cinsel taleplerin açığa çıkmasının sınıfsal bir sorun ya da onların nitelemesi noktasından bakınca bir yozlaşma değil, insani olduğunun dışa vurumudur. Eğer cinsellik temelli bir sorgulamadan bakılacaksa, yoz olan ahlak: Temiz ve insani duygularla, sevgi ve güvene dayalı bir sığınmışlığın yaşattıkları mıdır? Yoksa parayla, güçle, satın alarak, kadını cinsel bir meta gibi kullanmak mıdır? Bu soruların cevaplarını da düşündürten film, evli ve çocuklu insanlar aşık olamaz mı sorusunun bir anlamda yanıtıdır da...

Aslında film soruları sorar, ortaya bir olay örgüsü koyar ve kendi yanıtınızı vermenizi bekler... Film fazlasıyla insanidir, öteki eşlerin hiç birini karanlık ve kötü çizmez; aksine, onların da yanlış bir işleyişin kaybedenleri olduğunu ortaya koyar... Yoksulluk üzerine duygu sömürüleri yapmadan, sıradanlaşmadan, pembe tablolar çizmeden, bütün sıcaklığı ile anlatır öyküsünü... Ana karakterlerin başarılı oyunlarının yanı sıra, tüm yan rollerdeki samimiyeti de hissedersiniz film boyunca... Bir kadın ve bir erkek arasında varlığı asla yadsınamayacak cinsel çekimi, tutkuyu ve sonuçlarını ortaya koymaktan çekinmez film. Cesurdur... Belki de tek cevabını sadece mutlu sonla bitirerek verir.

İronik bir göndermeyle sahnelediği Cemal'in annesinin büyü faaliyetlerine, çevrenin gizliden baskısına rağmen başkaldırının (duyguların) tarafında yer alır... Ve finalinde, beş çocuklu bu yeni yaşamın fotoğraflarında özellikle erkeğin yüzünde ki değişime dikkat çeker. Geçim derdinin korkusudur bu, ama mutluluğunda resmidir...

Eğer bugüne kadar izlemediyseniz,22. Antalya film şenliğinde film, Atıf Yılmaz'la en iyi yönetmen, Hale Soygazi ile en iyi kadın oyuncu, Macit Koper'le en iyi yardımcı erkek oyuncu, Yalçın Tura ile en başarılı müzik dallarında Altın Portakal;1986 Uluslararası İstanbul Sinema Günleri'nde en iyi film, ödüllerini, Sinema Yazarlarının "1984–1985 mevsiminin en başarılı filmleri soruşturması"nda 2.sırayı almış bu filmi izleyin... Bir Yudum Sevgi: Türk sinemasının, derdini doğallıktan kopmadan, öyküsünü hiç sağa sola sapmadan hızla anlatabilen yüz aklarından biridir.

1 yorum:

  1. İzlemedim hiç. Ama bunu da not aldım. Teşekkür ederim. :) sayende bir çok dünya ile tanışıyorum.

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP