18 Temmuz 2009 Cumartesi

Saflık...

Algı zamanla kirlenen bir şeydiri öğrendiğimde ya da farkedip üzerine düşündüğümde, yaşım epey kemale ermişti...

Yaşam, hiç farkında olmadığınız ve üzerine kafa yormadığınız bir olguyu; son derece basit gibi duran bir olayın, bir eğlence anının içinde geçen bir cümle, bir kelime ile kafanıza çakıyor.

Yaklaşık beş altı yıl önce, Tırtıl 2,5 -3 civarı bir yaştayken ve henüz korku denen meret bulaşmamışken aklının bir köşesine... Bütün hayvanlarla fazlasıyla haşır neşirken birde... Ki ineklerin kuyruklarını çeker, burunlarına parmağını sokar, iki avucuna kafalarını alır gözlerine gözlerini diker, onlara ayar çekerdi kendi tonlamasıyla; onlarla oynaşır, oyuncaklarına ortak eder, gülüşürdü. Biz yetişkinler, hayvanların sağı solu belli olmaz korkusuyla yaklaşır ya da yaklaşamazken üstelik...

Küçücükken aldığımız kazlar büyüyüp serpildiklerinde köpekleri bile tırsıtırken, bahçeye gelen yabancıları, özellikle kadınları önlerine katıp kovalarken, Tırtıl onları hizaya sokar, gerektiğinde bağırır çağırır ve kovalardı yuvalarına.

Bahçe içinde dolaşan ya da evin bir köşesine konuşlanmış her türden doğa hayvanını, böceği, haşaratı kolaylıkla alır ve bir kenara atardı. Onun içtenliği ve kirlenmemiş aklı, duyguları, saflığı en kolay hayvanlar ve doğa tarafından farkediliyordu ki, aralarındaki iletişim bu kadar hoşgörülüydü.

Tüm bu süreçde her akşam yatarken oynadığımız oyunlar genelde televizyon taklidi bilgi yarışmaları ya da ünlü yazarların, bestecilerin, felsefecilerin, bilim adamlarının adları verilmiş hayvanlarla, ailenin çocuklarının oluşturduğu ''Onbir ateş çetesinin'' anında yaratılan, içine ufak tefek bilgiler yerleştirilmiş öykü anlatımlarıydı.

Bir dönem sokakta gördüğümüz her kargaya Aristo diye seslendiğimizi, pek çok Sokrates adlı köpek tanıdığımızı, Diyojen diye çağırdığımız epeyi kedi olduğunu ve bu gezintiler esnasında rastlaştığımız her hayvana dokunup hal hatır sormadan geçemediğimizi, elimizdekileri onlarla paylaştığımızı hesaba katarsak, durumun pek de hayırlara vesile olmadığını anlayabiliriz...

Biz güle eğlene Tırtıl'ın aklına, algısına bir şeyler yerleştirmeye çalışırken; günlerden bir gün, Tırtıl dersin kralını verdi bize.

Yine yatakta oynaştığımız akşamlardan birinin oyunu bilgi yarışmasıydı. Genelde inek ne verir, tavuk ne yapar minvalinde gelişen sorulara o gün yeni bir soru eklenmişti. O da şu idi: ''Yoğurt neden yapılır ?''

Tırtılın çok net ve kendinden emin yanıtı şu oldu: ''İnsanların yemesi için''

Ben yanıtın yanlış olduğunu söylediğimde, bir an durdum. Çünkü soruyu sorarken , daha doğrusu kurarken benim yanıtım süttü. Sonra farkettim ki, doğru yanıt onunkiydi. Ben soruyu ''ne ile, neyle'' ya da ''neyden'' yapılır şeklinde sorsaydım. Muhtemelen o sütten diyecekti. Sonra, bu yanıt ve farkediş üzerinden algının insana yaşattığı oyunları, beslendiği anları, alanları düşünürken, bir kaç gün sonra soruyu farklı şekilde sormaya karar verdim. Bu kez soruyu '' Yoğurt neyle yapılır? şeklinde sordum. Yanıt süt idi.

Tırtıl biraz daha büyüyüp, ana okulu evresinden geçip okula başladığında ve kendi sosyal alanlarını kendi yaratıp hayatın kalabalıklarına karıştığında, bir gün aynı soruyu ilk haliyle, yani '' Yoğurt neden yapılır? '' şekliyle sordum. Aldığım yanıt ''Sütten''di...

Hayatın bir yerinde bir yanlış ve algı kirlenmesi var, ama neresinde? Düşünmek gerek...

5 yorum:

  1. Algı kirliliği.. İfade harika sevgili Buraneros.. En az çevre kirliliği kadar korkunç boyutta bir kirlilik aslında.. O tertemiz , o pırıl pırıl beyinleri, kim ve ne ve de nasıl kirletiyor.. Düşünmeli.. Umarım beynimiz bu sebepleri algılayacak kadar temiz kalabilmiştir..

    çok güzel bir yazıydı..

    YanıtlaSil
  2. Bu güzel yazının yazılmasına vesile olan TIRTIL'ı da seni de kutlarız. Onların kıvrak ve öz zekalarıyla bizler de hergün yeniden yeniden ne çok şey öğreniyoruz değil mi?Ben 60 yaşında hala ortanca oğlumdan "biraz ukaladır kendisi "soruları doğru sormam gerektiğini öğrenip, unutup duruyorum.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  3. Bezelyede böyle, bende bir gün ona dananın kuyruğu koptu dedim. dememle birlikte. nasıl koptu neden koptu diye öyle bir üzüldü ki. bunun bir deyim olduğunu anlatmayı denedim. tabi deyimin ne olduğunu anlatmak da ayrı bir bölümdü.

    Katıksız düşünebiliyor. Joa bir başka bloggera yorumunda şöyle demişti. o aklıma geldi. bir çocuğa nasılsın desen iyiyim der sadece, yada hastayım. ama biz büyükler başlarız anlatmaya olayların başlangıç noktasını; işte iyiydim aslında bedenim kırık gibi, hasta olucam galiba, zaten böyle şöyle olmuştu diye...

    Algılatmak istediklerimiz çok farklı, algılarımızda.

    YanıtlaSil
  4. Bayılıyorum çocukların o bozulmamış dünyalarına... Bir arkadaşım çocuklarla yetişkinleri birbirinden ayıran nedir biliyor musun demişti ve eklemişti: şaşırmak ve korkmak...
    tırtıl hayatın farkına varıyor belli ki bu oyunlarla... Oyunları ve oyun arkadaşları hep olsun... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. Öncelikle yanıtlarımı bu kadar geciktirdiğim için özür diliyorum... sebeplerden biri yaz ise bir diğeri de ... dır:)) Kocaman kalpleriniz olduğunu biliyor ve anlayacağınız konusunda da hiç şüphem olmadığını belirtmek istiyorum... ve hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum değerli katkılarınız ve övgüleriniz için... sevgi ve saygı bizden de hepinize:))

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP