1 Mart 2009 Pazar

Ben deli...


Bir deliymişim...Yani öyle diyorlar.Tescilliyim anlayacağınız bizim akrabalarca.

He bir de Samsunluyum.

Bizim oralar yağmura aşinadır; şimşeğe, göğün sesine ve yıldırıma...

Ummadık yağmurlarıdır, benim şehrimi benim şehrim yapan.Yalanı yoktur hani!..Geliyorum derse gelir koparır geceyi gündüzü...Ne vakit gideceği Allah kerim!

Samsundayım...

Yine bir gün ;gün gecenin kaçık yapacağına gebe...Olgun bulutları ve yağmuru bekliyor.

O dün dedemlerin evi misafirle dolup taşıyor.Bütün büyükler bizde.Büyük halalar, büyük amcalar, cici anneler, babaanneler,onların çocukları, yetişkinler.

Geceyi bekliyorum...Yağmur henüz çise çise...

İki katlı, ahşap, mütevazı bir ev bizimkisi...Yanına da dört katlı beton bir bina dikiliyor.Nasip olursa , bu yaz yapımı bitecek ve ev halkı bu yeni eve yerleşecek...

Derken gece başlıyor.Yağmur bastırıyor.Diyorum ki, geliyor.İşte kopacak.

Evde bir panik hâli, gök gürültüsünü duyan yaşlı başlı ev halkı, koşuşuyor.Ev önü harmanı toplanıp, yağmura hazırlık yapılıyor.Brandalar çekiliyor.Havyanlar ahırlara...Kovalar, maşrapalar damın damlayacağı yerlere diziliyor.Ne de olsa boydan boya ahşap bir ev.''Aman ha kırmızı giyinmeyin şimşek çeker!'' rivayeti dilden dile...

Ve karanlık ve şimşek ve gürültülü bir gök.Ve kopuyor.Sel, su o biçim...Bardaktan boşalmak deyimi halt etmiş.

Deliriyorum...Beni bir gülme alıyor...Göğe,bu haliyle tapıyorum.Balkondayım...İçeri gel çığlıkları arkamda...Prestij'de Nicola Tesla'nın deneylerinden kopma bir sahne…Gök yırtılıyor.

Diyor ki! Burası Karadeniz.Ben Karadenizim.

Evde bir saklanma çabası herkeste,bir o yana bir bu yana...Elektrikli cihazlar çıkarılıyor.Televizyon açanın vay haline .

Sevincim, birilerini huzursuz ediyor...Her korkan ,sinirini benden alıyor.

''Sen nasıl bir insansın!''nidaları peş peşe.

Herkes sesten ürküyor.Bir yıldırımla evin alev alması en muhtemel durum.

Hava, Bering denizinde yengeç avlayan denizcilerin savaştıkları bir hava.

Alıyorum elime piknik tüpümü; bir demlik ,kuru çay, kıtlatmalık küp şekerler, bir battaniye bir de minder...İnşaat aşamasındaki binanın en üst katına taşıyorum bunları.Binada elektrik bile yok, telefonumun ışığıyla yapıyorum her şeyi...O kadar merdiveni çıkmak biraz can sıkıcı elbet...

Diyorum ki''De hadi bana eyvallah!Bu gece beni beklemeyin ''.

Binanın terasındayım...Köyümün bağlı olduğu ilçe ayaklarımın altı...İndikçe iniyor yıldırım.Sanki gün aydınlık...Bir seferde onlarcası düşüyor...Aklımda o gece en büyüğü yakalamak var; en devasayı, en korkutucu olanı...

Yerden yirmi metre kadar yüksekteyim. Nasıl mutluyum.Bir de çocuğum,üstelik Yaş 14 15...Battaniyemin altında, terasa açılan kapının önünde, ufak çatımsı çıkıntının altındayım.Acayip üşütüyor hava.Tüpüm de yanmıyor, rüzgar götürüyor benim alevi.Kalıntı tuğlalardan minik bir duvar örüp, savunuyorum alevimi,kaynatıyorum suyumu,demliyorum çayımı.Beli ince bir bardaktan yudumluyorum.Erzurum hesabı, kıtlama.

Hele bir de sigara yakmışım sormayın!..Hava deliriyor.Yağmur sesinden kimse kimseyi duymuyor .İsmimi çağırıyorlar; ''Gel Allahın belası, nerdesin?'' İşitmiyorum.

Yıldırımlar...

Bir sürü düşüyor.Hiç birini beğenmiyorum.Bumuydu be!Hadi bakalım yürü!..Ha ha! Minik şey seni!..

Derken, beklenen oluyor.Ağaçlar yerle öpüşüyor.Bizim tuğlalar devriliyor.Benim çaydanlık ,çay, tüp hepsi helak...Sigaram tütmüyor.

İşte, bir tanesi geliyor!..O beğenmediğim şimşekler var ya; bana nispet yaparcasına, sen misin diyor gök...Bu sefer ses bilindiklerden farklı;ve korkunç!

Ayağa kalkıp, kafamı göğe kaldırıyorum .Yağmurun altındayım.Kollarım göğe açık.Ve o büyük an...Bir seferde, yaklaşık onbeş tane şimşek bir anda çakıyor ve üzerimden dağlıyor.Atomik şeyler oluyor.Titriyorum.O an gerçekten korkuyorum . Normal bir kimsenin normal bir hayatta görebileceği en devasa şimşek bu...Su içindeyim.Bir tanesi inse başıma, yanmış kibrit çöpüne dönerim.Öyle Discovery Channel'da anlatılan mucize kurtuluşlara benzemez.

Gök istediğimi verince, bende inat etmiyorum.

Aşağı inip eve girmemle, ev halkı başlıyorlar;beddua edeni mi dersiniz, bağıranı mı?.Üzerimi değişip,yatıp uyuyorum.

Gün ışıyor.Geceden eser kalmamış.Belki de gök yorulmuş.

Ertesi sabah...Televizyondan haberleri alıyoruz.Bizim ilçeye,bilmem kaç yerde, bilmem kaç biçimde yıldırım düşmüş.

İşte onların hepsi benim...

4 yorum:

  1. deli az bile kalmış :)
    hay allahım ya...
    bnzer bir kopuş hikayesi ben de var aslında. eskişehirdeyim. sel basmış şehri ve dolu yağıyor...ben üzerimde bir t-shirt ve kotla yürüyorum sokaklarda sabah saat 5 mi ne. sonunda arkadaşlarımdan biri beni omzuna yüklediği gibi eve götürüyor. zatüreye 5 kala hastaneye kaldırılıyorum. ve söz veriyorum bir daha selde doluda sokağa atmak yok kendini. hala severim yağmurlarda yüremeyi. deyim yerindeyse sıçana dönmeyi...

    YanıtlaSil
  2. bumudur evet abi budur çok severim bende yağmurda dolaşmayı hele birde böylesi olursa deymeyin keyfime

    YanıtlaSil
  3. Benjamin Button'daki ''bana kaç kere yıldırım düştü biliyor musun?'' diyen adamı hatırlattın:)Londra'da yaşayan bir arkadaşım,orada sürekli havanın kasvetli olduğunu ve yağmur yağdığını söylemişti.Bu bana hiç yabancı değil.Benim de çocukluğum bir sahil şehrinde hatta Samsun'un tam da bitişiğinde geçti:)Delidir oraların yağmurları.İnsanları da:))

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP