26 Kasım 2008 Çarşamba

Kafam Bir Hoş Karışık; Dolayısıyla Ortaya Karışık ...



Dün sabah arayıp akşam üstü bana geleceğini söyleyen arkadaşım; güneşin dağların arkasına çekilmeye başladığı, günün ruhları dürtükleyen en güzel saatine, elinde ev yapımı bir şarapla geldi. Güzel havanın rüzgarı okşarken yanaklarımızı, sonbahara usul usul teslim erik ağacının altındaki yalnız masada, geçmişten bugüne bir sürü güzel anı katık ettik yanına...

Siyasetin kenarından geçerken, ismini bile zikretmeyi zul saydığımız kendini solcu sanan zatın son popülist tavrı üzerinden; minicik çocuklarken başladığımız siyasal mücadelelerin tüm aşamalarını, partinin dününden başlayıp bugünlere gelişindeki süreci, dağınıklığı, ihmalleri... Halktan kopuk seçkinci ve klişelere yaslanmış, hiç bir yeni önerme taşımayan, çabasız, emeksiz, kavgasız, coşkusuz, katılımcılıktan uzak sığ yönetim anlayışını falan konuştuk.

İnsanların dillerine, dinlerine, etnik kimliklerine, inançları doğrultusunda giyimlerine, düşünsel anlamda özgürlüklerine saygı duyan insanlar olarak, zaten bu partinin geçmişinde ve kimliğinde var olan halkçı ve ötekileştirmeyen tavrı dangalakça bir sürü tutum ve söylemle yok etmiş birinin, paçalardan dökülecek kadar seviyesiz ve zeka yoksunu bir kurnazlıkla, samimiyetsizce ortaya koyduğu son çıkışına da gülerken; aslında, bir sol ya da sosyal demokrat partinin önceliğinin sistemden daha az pay alan, hem siyasal hemde sosyal anlamda yaşamın kenarına sürüklenen, ötekileştirilmiş kesimlerin ellerinden tutmak olduğunu görmeyip, seçim zamanlarının şark kurnazlığında hatırlayan efendiye her ne kadar değinmemeye çalışsakta; hiç uslubumuz ve tarzımız olmadığı halde içinde kırmızı noktalı sözcüklerde bulunan selamlar göndermekten alıkoyamadık kendimizi.

Sonra bunları bir kenara bırakarak, şarap üzerinden konuşmayı sürdürdük. Eski zamanlarda hiç tadına bakmadığı, bakma gereği bile duymadığı şarap konusunda sevmeme ve içmeme hükmünü vermişti bu arkadaşım. Bir gün; ergen yılların sonunda yaşta üç iyi arkadaş, şehrimizde yeni açılan bir otelin önünden geçiyorken lokantasının cazibesine kapılıp, biraz da merak ettiğimizden yeni mekanı; ufak tefek bir şeyler atıştırıp bir şeylerde içmek için bir masaya konuşlanmıştık. Ben ve diğer arkadaşın ısrarlarıyla da şarap içmeye karar vermiştik. O akşam, onun hayatının en önemli devrimlerinden biri gerçekleşmiş oldu bu sayede, tanışınca sevmişti şarabı.

O yaz Londra'ya dil kursuna gittiğinde takdiri ilahi işte, içki ithalatı yapıp marketlere pazarlayan bir şirkette yönetici olan bir kadının evinde kalmıştı. Dönüşünde; Yeni Zelendadan, Arjantin'den, Avusturya'dan, İtalya'dan,Fransa'dan başta olmak üzere, farklı ülkelerden bir sürü şarap getirmişti bana. Ve çok kısa bir sürede onların tümünü tüketerek bu konudaki eğitimimize önemli bir katkı yapmıştık hep birlikte.

Dün yaşamımızın içinde dolaşırken, aşkın en güzel içkisinin şarap olduğunda hem fikir olup, onun aynı zamanda derinlere dalınan anların, gözden geçirmelerin, hesaplaşmaların, afiş akşamlarının yaz kokulu saatlerinin yoldaşı olduğuna karar verdik; rakıyı ve birayı daha farklı konseptlere yerleştirip haklarını teslim ederek tabiki!

O gittikten sonra, kadehimi doldurup ortalığı toparlarken ve bu esnada ufak yudumlarla da içerken son kalanları, bir an o kadehin içinde neler görülebileceğini düşünmeye başladım. Üzüm bağlarının çok olduğu dede köyünde küçükken katıldığım ve zevkle izlediğim pestil için yapılan bağ bozumlarından yola çıkarak şöyle bir tablo resmettim:

Şarabı oluşturan üzümlerin yetiştiği bağları, o bağlarda üzüm toplayan mutlu insanları, bağ bozumlarının her zaman genç ortamında birbirine sevdalı ama söyleyemeyen, yine de farkında genç kızlar ve genç erkeklerin üzümleri çiğnerken aslında birbirlerine sesi duyulmayan ama tene değen sevdalarını haykırışlarını duydum. Sonra sevilenle ateş gibi bir sevişmeye doğru yol alırken, hani insanın içini sınırda bir arzu kaplarya ürperir; mahrem şeylerin sessiz ve titrek tonunda bir fısıltı kaplar ortalığı, ateş basar tenleri, elini uzatır eline dokunulur, sımsıcak güven dolu bir teslimiyet içindedir.

Güzeldir...

Düşünülmesi gereken ve düşünülmekte olunan başka bir durumdan çıkmak için...

7 yorum:

  1. Bu yazıyı şaraplanıp okumak isterdim ama kısmet değilmiş bu geceye, nacizane ekleyeceğim kısacık..."Şarap bizden sarhoş oldu, biz ondan değil; beden bizden var oldu, biz ondan değil..." Afiyetle...

    YanıtlaSil
  2. şarap, ürpertiler, sarmalanmalar... sanırım aşık olma zamanım geldi :))

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. koyu siyah; ne biliyim bazen böyle coşuverir ya insan. Hani bile bile istersin ya öle bişiy sanırım. zamansızca gelmiyorlar bu aralar. napem ben cağırıyorum artık :))

    YanıtlaSil
  5. Aslında mevsime de aykırı ama demek coşku kışı bile ısıtıyor:) çağırmaktan ziyade mıknatısı bulunmalı bunun...

    YanıtlaSil
  6. valla benim mevsim sonbahar olunca, ne hikmetse hep bu mevsimde şekilleniyor.

    bi bulursam ben onun yerini :)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP