22 Kasım 2008 Cumartesi

Dün...


Gripal bir durumda vücudu susuz kaldığı için klinikte serum takılan tırtıl'ın ''üç'' kişilik odasında duvarlara bakarken aklıma düşen, zamanın dört evvel zaman öncesinde yazılan ''zamanı eskimiş mektubun'' satır aralarından:

....Aslında yazmamın bir anlamı var mı diye tereddütler de geçirsem, en azından hayata dair sahici şeyler barındırdığı için; sormalıydın dediğim benle ilgili soruları hazır bu kadar gaza gelmişken, belki bir gün yazacaklarıma zemin olur diye tek tek yanıtlayacağım.

Öncelikle hayatıma kattıklarımdan başlayacağım ki; seni koyduğum yeri anlayasın...

Hatırlarmısın? İlk tanıştığımız günlerdeydi. Arabayla gezerken ben kızlarla ilgili genel şeylerden bahsediyordum. Sen, onlardan bahsederken gülümsemiş, benim sana olan duygularımı,senle ilgili düşüncelerimi, çok sevdiğim ve sıklıkla kullandığım Türkçeyi bükerek konuşma biçimimin içinden çıkartmış, anlamış, kendi uslubundan yanıtlamıştın.O gün zekânı,yüzünün pırıltısını ne kadar sevmiştim.

Bir şey isteme bahanesiyle sana torpido gözünü açtırmış ve senin için aldığım ve oraya koyduğum bir tane pembe güle yüklediğin gülüşün, değerin, coşkunun öpücüğünü yanaklarımda saklamıştım.

Bu gün yine aynı şeyi yapacağım.Eskilerden bahsederken, aslında senden bahsediyor olacağım.

Bir an! Sanki bütün bu mektuba yazacaklarımı:Çıplak ayak kumlara uzanmış, yüzümüzü rüzgâra vermiş, denizi ''The Sound Of Silence'' yapıp yıldızlara bakarken, şarap içerek konuşuyormuşuz hissine kapıldım.

Aslında...

Galiba...

Bunları sana anlatırken, bir yaz akşamı esintisiyle ürperen ruhuma şefkatin değsin istedim.

Sahi !.. Gün batımında, denize ayaklarımızı değdirerek sarmaş dolaş yürürken iki adım önüme geçer, bin bir espriyle arada bir küçük kızlar gibi hoplayıp zıplayıp dönerek; bana okuduğun kitabı anlatırdın. Ve ışıkları yanan balkonlara nazire yaparcasına karanlığa saklanıp, nasıl da öpüşürdük.

Senin fotoğraflarını çekerdim, her bir karesini kalbime de kazıyarak...

Aslında ne güzel şeyler de yaşadık; kimselerin yaşamadığı kadar...

Çok ve hızlımı sevdik biz;zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyecek kadar...

Öfkeler onun için mi bu kadar yakıcıydı; sevgiyi kimselerle paylaşmayacak kadar...

Ve (bazen)sevgimizin kanıtı olsun diye mi diğerinden, dağları delmesini istedik... Ne dersin?

10 yorum:

  1. onu anımsadığında hep güzel şeylerle hatırlanmasını seviyorum. Sende bunu çok güzel başaranlardansın

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Elimizde kalan tek sey anılar oldugunda,herkesin yasayacak kadar sanslı olmadıgı güzellikleri yasamak hos geliyor insana...Herseye ragmen diyorsun,herseye ragmen birseyler kaldı bana senden geriye...Sen istesende istemesende...diyorsun kendine...
    Yazı bana bunları anımsattı..Teşekkür ederim..Eline saglık...

    YanıtlaSil
  4. yüreğine sağlık yaşanmış iyiki yaşanmıştır.pişman olunacak birşey yoktur sevgi için.

    YanıtlaSil
  5. Bazen gündelik hayatın içinde karşılaştığımız sorunlar ve yaşadığımız kırgınlıklar katılaştırırken bizi, bir ilhan irem dinlerken bir de seni okurken insan yaşanmışlığın sıcaklığını hatırlıyor... Bitince yaşanlar neden hep öfleyi alır insan ve sonlara kilitlenir. Ya başlangıçlar nerelerdeler?
    İşte bu yüzden;
    Ben bu yazarın sevme, özleme ve bunu paylaşma şeklini seviyorum dedim kendi kendime:) Sonra da yazmak istedim:)

    YanıtlaSil
  6. efsa inan bende kötü hatırlanan bişey yok,onlar bile öğütücüden geçip ayrıştırılıyorlar...Güzellikler doğaya yeniden kazandırılırken,ötekiler yok ediliyor:))

    beenmaya bende cevapsız soru yok:))verilen yada verilmeyen her cevabı anlar bir yürek var sadece:))

    lilith ben de sana teşekkür ederim:)Çok özgün ve farklı uslubunu keyifle okumama neden olan bir blogun olduğun için:)

    kesinlikle haklısın rebelon,işin kötüsü bende pişmanlık sözcüğüde yoktur:))Kimsedede olmamalı zaten,bence:))

    Bu yazarda bu okuyucusun yazdıklarını çok seviyor ve artık uzun yazmak yerine izninle arzu demek istiyor:))...ilhan irem ve balık burcu,ilginç:))Burçlara kesin inanmaya başladım artık:))

    YanıtlaSil
  7. Ama ben bu yazıya yorum yazmıştım ! Yazamamış mıyım :)

    Tırtıl'a geçmiş olsun demiştim. Siz Tırtıl dediğiniz için, o şekilde seslendiğimi özellikle belirterek.
    "Bunları sana anlatırken, bir yaz akşamı esintisiyle ürperen ruhuma şefkatin değsin istedim. "

    Tüm yazının genelinde, arka planında hissettiğim bu "şefkat" ..gibi de bir cümle kurmuştum :)

    YanıtlaSil
  8. Hayatın Ortasında;teşekkür ederim hem geçmiş olsun , hemde kurulmuş cümle için:))

    YanıtlaSil
  9. aslında yazıya bir yorum yazacaktım ama beenmayanın yorumuna verilen cevap daha çok vurdu beni. "verilen ya da verilmeyen her cevabı anlar bir yürek var sadece" ne değerli diyebildim ben de sessizce... sabahın şu saatinde yazılarından fal baktım kendime. iyi geldi. :)

    YanıtlaSil
  10. yazılardan fal bakın diye bir başlık atsam, google'dan epey iş çıkarabilirim demek:))teşekkür edrim;bunu bir düşünim:))

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP