9 Ağustos 2008 Cumartesi

Karpuz Kabuğundan Gemi Yapmak... izlerken akla gelenler !..


Işıklar sönüyor, iki film birbirine karışıyor... Sıcağın sessizliğinde bir kasabadayız; kavurucu yazın, iş saatleri yalnızlığındaki sokaklarında.. Köşe başında, esnaf bezginliğindeki karpuzcuyla, karpuz kabuğundan gemi yapma hevesindeki çırağı. Siyah saçları zülfünde bir kız; henüz görmedik! Berbere teslim edilmiş, kendini beğendirme saçlarının telaşında bir çocuk; cebinde sevgiliye aynası ve tarağı ile...

Şimdi! Akıp giden ağaçlara ve zamana yolcu bir tren kompartımanında, eski kenti kaydedecek bir kamera dağlardan yol bulup akan kışın ırmaklarını izliyor. Çocuk, karpuz kabuğunda yürüyor; hapsolmuş aşkın ilan edilmemiş yüküyle, uzak fotoğraf kareleri gibi sessiz! Bir arkadaş: söylenmemişi, söylenemeyeni kusma niyetine telaşlı, gemileri ortak! Ön kompartımanda, meraklı yanakları al al, utangaç gülüşlü çocuklar. Saçları kırık aynada ıslanıp, siyah saçlı kıza şekillenmiş çocuk, ortağı ve diğer ortağı ki sevdasını göremedi diye karpuz kabuğundan perdede, hayallerine kıyamayıp hayallere kıydı, "deliydi"; gizlerinin telaşında, yalanların siperindeler.

Bir istasyondayız. Bir kadın bindi, badem gözlü, elinde pazar yeri gofretleri. Çocuk; sıcağın duvar dibinde, elinde çay. Siyah saçlı kız göz ucunda. Kızsa derinlerin reddedişinde bir beğenmezlikle pencereye saklanmış bakışın tülünde.  Teneke saksıda pembe çiçekler...

Şiirin hareket memuru ki az önce gişede biletçiydi, ondan önce müdür odasında istasyon müdürü, şimdi kırmızı yeşil tabelasıyla başında lacivert şapkası, uğurlar olsuna çalacak düdüğü ve yalnızlaşacak az sonraya. Oysa akşam memurlarını çağırmıştı yalnızlığa! Geç vakitte sığıvermişlerdi bir odaya tek kişilik bir kalabalıkla... Yürüsene be adam! Hadi yürü öfkesinde, saniyede yirmi dört kareye dönüyor kollarımız. Dışarıda esen rüzgara uzatamadan kafamızı, o treni yalayıp geçiyor sürekli; serinini camlardan koridora bırakarak.

Karşı yamaçta bir adam takılıyor kayıda, belli ki telaşları çocuklarına.. istasyonda binen kadının çantasında çarşının ekmek kokusu.. karanlığın mumunda makinanın hayali.. dışarıda mayıs dirilişi, rayların kenarında öbekler, beyaz yakalı köy yüzlü maviler. Senaryolar yazıyoruz karpuz kabuğuna!

Ön gruptan bir çocuk, çekingen bir hevesle soruyor, "TRT' den misiniz?"  Bir ön yargının anlık ele geçirmesi, sonraya pişman bir cevap veriyor; ardında utanmanın sevecenliğini yeşerterek. Siyah saçlı kız, derinlerin öfkesinde koyuyor mektubu yüreğinin derinine ve kendi izbesinde, çarpan bir nefesle okuyor sığınmış her satırın yalnızlığını... Gelecek bir zamanda, bir filmin jeneriğinde adı okunacak -ön kompartımandan gelen- çocuk, "Senaryolar yazıyorum.. kasaba gazetesine de yazılar," diyor!.. Sohbet koyu ve bir kamera dokunulacak kadar yakın şimdi. Genç adam çocuğa dokundu! Hayalleri hayal olmaktan çıksın diye... Siyah saçlı kızdan ses yok, yürekte merakın kaygısı... "Üstünü ört." diyor, suratındaki tokatın kızarıklığını örten çocuk, "Sen ünlü bir yönetmen olduğunda kızlar gani." Kaç gani o yüreğe örtü ki?

Meraklı yanakları al çocuk, yeni senaryolara iniyor, sıcak simit kokulu istasyonda... Filmde kanter içinde bir öfkedeyiz; anasını sattığımın adamı yürüsün ışığın vurduğu perdede diye...

Kampanalarda istasyon sesi... Badem gözlü kadın iniyor: gofretlerle ve çarşı kokan ekmeklerle.. yamaçtaki adam uzanıyor güleç bir minnetle, elindeki torbalarla  pazara satılmış süt bidonlarına, bi de çocuklarının anasına... Düdük duyuluyor. Ağır bir gıcırtıyla hareket eden tren yalnızlığı bırakırken arkasında, kadınla adama köy yüzlü bir kurbağa katılıyor; terli önlüğünün oyuna karışmış tozuyla.

Tren uzaklaştıkça hızlanıyor.. onlar, tren uzaklaştıkça yaklaşıyorlar... "Kumlara uzanalım." diyor, arkadaşının aşkına ulak olan çocuk. Karpuz kabuğundan bir deniz, sıvanmış paçalara yan gelip yatılmış bir kumsal, kapıdan giren ışık hüzmesinde bir genç adam. Hediye paketinde çikolata... Karpuz kabuğundan gemi yaptım! der gibi.. dedi! Bir anne, bir baba, bir çocuk evlerinin huzuruna yürüyorlar sırtlarında e(K)mekleri.. "Size" diyor, "Teşekkür." diyor, "O trende.." diyor... "Karşılaşmasaydık" diyor... diyor... diyor! İki damla yaş yerinde duramıyor. Eski kente bir kaçış, bir hayata dokunuyor.. bir hayat, hayata akıyor, on evvel zaman önce...

Not:''Yazıda kastedilen şiir: Ö.Asaf'ın -kalın istasyonu-adlı şiiridir...''

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. -şu tren yolu ardına takılıp çekip gitmeli arkadaş.
    -nereye lan?
    -nereye olursa, aşkın acısını gurbet unuttururmuş.

    diye bir diyalog gelir aklıma bu filmin ne zaman bahsi geçse...

    YanıtlaSil
  3. bir çocuktan çıktım bir trenin çuf çufları arasında vardım üzerinden 10 yıl geçmiş anılara. kentleri terk etmelerimin kendinden kaçmak olduğunu zannettiğim zaman dilimimde gece birde kalkardı mavi tren... sabah gün doğdu doğacak varırdım haydarpaşa'ya... 10'da kalkacak dönüş trenime kadar paşamla bir sabah çorbası içer, oradan sahildeki kuşları beslemye diye simitçiye uğrardım. Alışmıştı biletçi,simitçi ve garın tek lokantasının garsonu bana...hep mi onlara denk gelirdim o yolculuklarda hep mi onlar çalışırdı bilmem ama birbirimizi görünce anlardık, yılgınlığımızı, bırakmışlığımızı... sebeplerimiz farklıydı kuşkusuz ama sanki yolculuk isteğimiz aynıydı.

    nereden nereye götürdün beni bir bilsen, belki yazarım bir gün deli kızın yalnızlığa yolculuğunda kendine kattıklarını...
    laf aramızda hakikaten deliydim o zamanlar... akıllandığımı düşünmüyorum ama sanki biraz yoruldum :)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP