18 Ekim 2019 Cuma

Aşkı Beklerken...

İçinde tren ki denizin kenarından gidilecek bir yolda şehir için uzun bir yolculuk, dönüşünde de uzun ara verdiğim sinemada bir film olan bir cumartesi planlamıştım ve birazdan yola çıkacağım... Müzik, bir fincan çay, eğlenceli bir atıştırmalık ve tadı çıkarılarak okunan bir yazı. Daha ne olsun di mi ama?!
 

********

Sevgili E.D.

 Az sonra o lanet alışveriş merkezine gitmek için yola çıkıyorum... 11.15 seansını izleyeceğim eğer oynatırlarsa... öncesinde ya da sonrasında o lanet AVM'nin çok güzel manzarası olduğu söylenen terasında bir şeyler atıştırıp, içeceğim-hiç istemesem de- sanırım.:) Belki biraz da kitap okurum, orada daha çok kalmak zorunda olmanın memnuniyetsizliğiyle.:) Bi de seni özleyeceğim!

................ 

Dönüşte ve istemeye istemeye, biraz da mecburiyetten gidilen adı batasıca o lanet yerden kurtulmanın sevinciyle, ararım.:)
...............

Görüşmek üzere,

Sevgilerimle

 Buraneros



Uzun zamandır sinemada bir film izlememiştim, belki de Kars Şehir Sinemasındaki unutulmaz gün ve filmden beri*... Çok kez niyetlenmiş, sonrasında hep üşenmiş, tembele bağlamıştım. Sinema dışı mecralarda da çok film izlediğimi söylemem mümkün değil aslında. Oysa bir dönem bolca film izliyor, üstelik bununla kalmayıp, bir sinema sitesinde yazıyordum da... O yazmalar sonuçta beni blog dünyasına taşımıştı oysa! Bir tetiklenmeye ihtiyacım vardı; fitili ateşleyecek bir filme! Bir süredir şehrin sinemalarında ne var ne yok babından, düzenli olarak mail gönderen sinema sitelerinden gelen maillere bakıyordum. Bir film, adı ve afişiyle çekti beni; diğer filmler üç sinemanın tümünde ve çok salonda oynarken, o sadece iki sinemada birer salonda gözüküyordu. İçgüdülerim işte! Anladılar ki bu film öksüz. Fragmanı tıkladım, o kısacık anları izlerken içim ona ısındı, heyecanlandım. Bir fragmandan yola çıkılır mı denirse, hislerime ve hissettiklerime güvenirim, der geçerim. Sonra yönetmenin, bende izi olan ve çok sevdiğim bir filmin** yönetmeni olduğunu fark edince, filme gitmek mutlak oldu. Sonrası iyilik güzellik!


Gün Cumartesi; okul yıllarından beri haftanın en sevdiğim günü! Güzel uyanıyorum. Sabahın erkeni. Bloglara göz atıyorum. Bir yazı var ki özlemlerimden birinin gerçekleşmiş hali, ona en üst paragraftaki cümleleri de içeren bir yorum yazıyorum***. Dedim ya havam güzel keyfim yerinde... Sonra da en sevdiğim kadına,  -aslında aramızda mekanla ilgili espri konusu olan duruma vurgu yapan- bir mektup atıyorum, ama ertesi gün!  Sonrasında yol hazırlıkları; güzel ama bir tık serin havaya rağmen ne olur ne olmaz diye küçük sırt çantama bir yağmurluk, bir kitap, küçük bir fotoğraf makinesi atıyor yanıma da bir mont alıyor, sonrasında Migros'a uğrayıp çantaya bir de  içilecek kahve yanı için fıstık ezmeli Eti Burçak ekliyorum.

Trendeyim. Elimde kitabım, enfes manzaralar eşliğinde en iyi iki arkadaşımdan birine gidiyorum. İnmem gereken durağa yaklaştığında bir ikilem içinde kalıyorum. Sevdiğim bir arkadaşımın uzun yıllardır çalıştığı yine sevdiğim meslektaşlarıma ait iş yerine de uğrasam mı, diye düşünüyorum. İnince trenden, zaman açısından sorunlu buluyor, bu fikirden vaz geçiyorum. En sevdiğim iki arkadaşımdan birindeyim. Sonra en sevdiğim iki arkadaşımdan o eşsiz seyahati birlikte yaptığımızın yanına geçiyoruz. Gün akşama ulaşmak üzere, 18.15 seansına yetişmek istiyorum. Birlikte dönerken şehrin dışında kalan, sokaklarını sevdiğim açık hava AVM'sinde arabadan iniyorum. Fakat filmin burada olmadığını görüyorum, sonra trenle adı batasıca o lanet AVM'ye geçiyorum. 18.15 sönük, diğer ve ışığı yanan seans da 21.30'da... Cehalet!.. Beklemeyi göze alamıyor ve diğer AVM için çıkıyorum. En sevdiğim kadını arıyorum, o AVM'deki seansı öğrenmek istiyorum. Dönüşünde aldığım yanıt filmin orada oynamadığı. O halde eve.



Gün Artık Pazar

Dünün aksine pırıl pırıl bir sabah, kıpırdatıyor insanı. Neti açıp filmin durumuna bakıyorum. 11.15'de var. Korkum zaten izleyicisi az olacak filmin, üstelik sabah seansında oynatılmaktan vaz geçileceği noktasında. Güneş de tahrik edici. Bir de teras ve manzara söz konusu! Çantamı hazırlıyor, düşüyorum yola. Salih Usta'dan bir tane kaşarlı tereyağlı poğaça alıyorum. Onu yerken durağa varıyorum. Trendeyim, bayıldığım kitabımı açıyorum. Pazar keyfi bir yolculuk sonunda Samsunspor'da iniyorum. AVM henüz açılmadığı için bir banka oturup yüzümü güneşe veriyor ve kitabımı okuyorum. Şimdi gişenin önündeyim, dün akşamın kalabalığının aksine bir ben varım. 11.15'in ışığı yanmıyor. İptal olduğunu düşünüyorum. Soruyorum. Aldığım yanıtla açığa çıkan cehaletime gülüyorum. Anlıyorum ki sönen ışık oynayacak filmin. 

 "D-4 lütfen."

İyi bir yeri seçtiğimi düşünüyorum, indirimli mısır ve içecek teklifine teşekkür ediyorum.  Bir şeyler atıştırmak konusunda tereddütteyim ki aynı zamanda yeme içme katındayım. İki tur atıyorum ve bir karara varıyorum.

"Bir köfte burger menü, kola şekersiz olsun lütfen."

Terastayım. Dünyada manzarası bundan daha güzel bir AVM varsa, beri gelsin. Sabahın sakinliğinden yararlanıp kenar masalardan birine oturuyorum. Alabildiğine deniz, limandaki ve açıktaki gemiler, kıvrılarak açık bir koy oluşturan şehir, karşıdaki göl, kocaman ama kocaman ve yemyeşil bir park, denize kavuşan bir ırmak, kıvrıla kıvrıla giderken bir de köprü geçen trenler... Al gözüm seyreyle! Fotoğraf makinesini çıkarıyorum, kitabımın bir fotoğrafını manzara ile birlikte çekip hakkında yazacağım yazıda kullanmak istiyorum. Fakat o da ne?!

Kara kızın laneti AVM'nin üstüne çökmüş! Makineyi açmaya çalışıyorum ama o açılmıyor. Uğraşıyorum uğraşıyorum, banamısın demiyor. Pili çıkarıp takıyorum, tık yok. Üzülmüyor, gülüyorum! Patatesler ve kolanın tadını çıkarırken kitabın satırlarına gömüyorum kendimi. Yüzümde hoş bir tebessüm!

Yürüyen merdivenlerden salonların olduğu kata çıkarken Tiflis Metrosunun merdivenlerinin hızını ve dikliğini düşünüyorum. Sinemanınkiler o kadar değilse de ona yakın diye içimden geçiriyorum. Filme biraz daha var... Ferah fuayedeki koltuklardan birine oturduğumda denizi alabildiğine gören,  daha önce karanlık saatlerde gelmelerden kaynaklı olarak fark etmediğim boydan boya camların ardındaki terasa şaşırıyorum.

6.salonda yalnızım, oysa bileti alırken satılmış bir yer daha görmüştüm. Belki de sanmıştım. Farkında olmadan da koridoru seçmişim."Oh ne âlâ!" Fakat kendi yerimden 3 nolu koltuğa geçersem sahneyi tamı tamına ortalamış olacağım. Geçiyorum. Salon benim. Üstelik o koltuk, belki arızadan kaynaklı olarak geri doğru yatabiliyor da. Bir kez daha"Oh ne âlâ!"

Karakterlere bayılıyorum. Taraf tutuyorum. Bir aşk hikayesi anlatıp da insanı inceden inceye germek mümkün mü? Üstelik şiddet yok, kötü karakterler yok ve nahif bir film. Manzaralar ve biri kadın iki psikiyatrist ve de iki karakterin iki farklı psikiyatristle görüşmelerindeki ve de genel olarak filme hakim tatlı mizah muhteşem. Doğru anlara doğru seçilmiş, 'a ben bu şarkıyı biliyorum ama burada da cuk oturmuş ve manalanmış' dedirten ve yürek tellerini titreten lezzetli müziği ve de günümüz insanına bir şekilde bulaşmış, onu içine katmış sosyalleşme olanaklarının eleştirmeden, abartmadan, günün doğal akışının olağan araçları tadında ve doğallıkla kattığı renkler: izleyiciyi filmle ortaklaştırırken, gülümsetiyorlar da. Fakat bu cin yönetmen  biliyor ki izleyici isteyecek, yakıştıracak ve taraf tutacak. Bütün bu hali öyle güzel sahnelerle öyle ilmek ilmek örüyor ki doğal olarak da sizi filme katıyor. Bir gerilim filmi değil ama geriliyorsunuz, çünkü tarafsınız. Üstelik iki kişi için! Diyaloglar güzel. Aşka ve sevilene dair tarifler muhteşem. Bir güzel kadına hissiyatlarımın ve beklediklerimin karşılığını bulmuş olmanın coşkusuyla ve içtenlikle kurulmuş cümlelerimin benzerlerini bir uzmanın dilinden duyunca içimden bir coşkunluk dışa vuruyor. Bir çocuk sevinci içindeyim. Coştukça coşuyorum. O'nu düşünüyorum. Bir an önce film bitsin diye beklemiyorum ama filmin ardından dışarı çıktığımda selamsız sabahsız bir cümleyi haykırmak istiyorum. O'na! Ve izlediğim en güzel final sahnelerinden biri. Budur!  İzleyici çok mutlu. Coşkulu! Yüzünde şahane bir gülümseme, gözlerin ucunda mutluluk damlaları. Utanmasa alkışlayacak! İstemsizce!

Fuayedeyim. Kocaman camdan içeri dolan manzara davetkar. Çıkıyorum terasa. Aman allahım bu ne? Yukarıda tariflediğim manzaranın yakın planı; mimarisi piyano şeklindeki Opera Balenin  8.katındaki restoranın terasında içilen ve içilemeyen unutulmaz biralar gibi!

Telefon. Tek Tuş.

"Seni Seviyorum."


Filmin Tadıyla Güne Devam için buradan lütfen!



*Kars Şehir Sinemasında unutulamaz gün ve film 

**Çok sevdiğim bir film 

***En üst paragraftaki cümleleri de içeren bir yorum yazıyorum.

Tiflis Metro'su bahisli yazı.

2 yorum:

  1. Blog yazdığım ilk günlerden beri, bir yazının bir parçasında yer almak keyifli bir duygu veriyor bana. Şimdi anladım ki, bu heyecan halen sürüyor. Bu defa bir film yazısının hikayesinde yer almak, ayrıca hoş. :)

    YanıtlaSil
  2. Ah o heyecan iyi ki var, hem zamanı genişletiyor hem de yaşananlar yazı olunca, -sanki dışarıdan bi gözle bakılarak fark edilebilen- daha lezzetli bir hal alıyor yaşananlar. Sanki fotoğraf albümlerinin alt yazılı, daha lezzetli ve daha derin hali gibi blog işi diye düşündüm, tam da bu cevaba girişmişken:)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP