10 Mart 2012 Cumartesi

Harbi LEZZET

Şehir güzel çok mekana sahip olmasına rağmen "Zevkten parmaklarımı yedim." dedirtecek ürün sunan ya da yaptığı herhangi bir yemeği "Budur!" dedirtecek noktaya çıkartabilen yeteri kadar lokantaya sahip değil. Gerçekten ülkenin farklı şehirlerindeki farklı mekanlarda öne çıkan lezzetlerle yarışabilecek, onların tadını silip kendi tadını damaklara kazıyabilecek,  dolayısıyla kendine özel bir yer edinebilecek lokanta sayısı çok az. İşte bunlardan bir tanesi Lezzet.


Pek çok yeme içme meraklısı tarafından bilinen, yolu Samsun'a düşenlerin uğramadan geçmediği yerlerin önde gelenlerinden biri, bu küçük ve sevimli mekan.  Onu özel yapan da,  Tırtıl'ı bu lokantaya ilk götürdüğüm gün, lokantadan çıkıp da neredeyse 500 metre yürüdükten sonra  kurduğu "Ne dönermiş be! Damağımda hala tadını, odunun kokusunu hissediyorum" cümlesinde -en gerçek ve en saf- tanımını bulan Lezzeti.


Etle buluşan odunun damaktaki kokusu, son derece lezzetli ve incecik lavaşın -özel istek üzerine- yağlanıp ocağın kenarında hafiçe kızartılmış çıtırlığı, yine  isteğiniz üzerine -dönerci deyimiyle- tabağınızdaki kebabın alttan yağlanmış hali; tıpkı bitimi on numara, dengeli bir şarabın aklınıza kazınacak tadı gibi.


 87 yıllık yerinden taşınacak bu lokantanın son gününde Tırtıl'la birlikte ve büyük bir keyifle yerken dönerlerimizi, burayı değerli kılan unsurlardan birinin ayran olduğu konusunda hemfikir olduk. Biz bir  lokantanın kendi ayranını kendi yapıyor olmasını çok değerli buluruz. Tabii ki kendi ayranım diye marketlerde satılan fabrikasyon yoğurtlardan alıp yapanları değil. 

Tarih kokan, pek çok anıyı barındıran  fotoğrafların yeni mekana taşındıkları için boş bıraktıkları duvarın önündeki eski masalarda son kez yenilen dönerin bu son gününde, bir müşterinin servis edilen doğal ayranı geri gönderip de hazır ayranlardan istemesine acaip ayar olduk.

Perşembe/ Yalıköyde -külde demlediği çayı ile meşhur- Saçlı'nın;  gelen çaya fazla şeker atmak isteyen ve adını duyduğu bu mekanı merak eden bir misafirimin önündeki çayı almasının ardından  "Bal içeceksen yeri burası değil." demesinin -onun kendine has üslubunu bilmeyenler açısından ne kadar yanlış bulunursa bulunsun- özünde doğruluğu üzerine düşündüm. Bu tür, yaptıkları ürüne saygısı olan, ona kendi üsluplarını katan mekanların sırf ticari kaygılar ve müşteri memnuniyeti yüzünden ödünler vermesini, rekabeti başkalarına benzeyerek yapmalarını hiç bir zaman doğru bulmadım. Çünkü tüm yedikleri içtikleri, raf ömrüne endekslenmiş ürünlerden oluşan çocukların, gerçek tadlarla buluşabilmelerinin tek imkanının, geleneklerini koruyan bu tür yerler olduğuna inandım.


"Anılarımda yer etmiş eskinin bir lokantası yıkıldığında veya yer değiştirdiğinde yeni yerine gitmem, yaşadığım tadı severim, bozulsun istemem..." cümlelerinin altını yaşamı boyunca kalın kalın çizmiş ben ilk kez babamla geldiğim, sonra kendi çocuklarımı getirdiğim bu mekana onların da çocuklarını getirebilmesini çok isterdim.

Aynı gün yine 87 yıllık bir pastanede tatlı keyfi yaparken gördüğü şemsiye çikolatalardan alan Tırtıl'ın, onu yerken kurduğu cümleden daha güzel hiç bir şey anlatamaz, "eğitim şart" vurgusunun ne olduğunu: "Ben bir gün Belediye Başkanı olursam, kesinlikle bu güne kadar yediğim çikolata ve gofretlerden sattırmayacağım. Bütün raflara bunlardan koyduracağım."

Lezzet  Lokantası, yine Saathane Meydanında, eski yerinin 15 metre uzağında daha büyük ve daha modern bir yere taşınıyor. Tabii ki onun dönerinden - tadını koruduğu sürece- vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü: Büyükşehir Belediyesinin Saathane Meydanını yeniden düzenlenmek için oluşturduğu proje yüzünden 87 yıllık yerini kaybetmemek için hukuk savaşı veren şu anki kuşak; tarihsel geçmişlerini bir kenara bırakıp lokantalarından vazgeçen mirascılardan, mevcut yerlerini bankalara kiralayan lokanta sahiplerinden olmadıkları, bir geleneği ne olursa olsun devam ettirdikleri, tarihsel sorumluluklarının farkında oldukları için saygıyı fazlasıyla hak ediyorlar.

6 yorum:

  1. Sevgili buraneros, lezzet lokantasının o "etle buluşan odunun damaktaki kokusu!" buralara kaldı geldi!.nasılda iştahım kabardı!! :))hele ki kendi el ürünleri ayranın olması!.. katkısız, hilesiz...öylesine güzel ballandıra ballandıra tasvir edip anlatınca!..etle aram pek olmasa da!.. yutkundum hani:))

    buralarda (ist.da)mümkün değil güvenipte içimin alabileceği doğru düzgün kebap yapan yerler!..az da olsa varda!..pek çoğunun görsellikteki o abartılı şatafatı!..yemeklerin önüne geçince ve böyle ortamlarda garip,tuhaf insan kardeşlerimizde arz-ı endam edince; doğrusu pek adım atasım gelmiyor bu tür mekanlara!.. ya da tam tersi üzerinden akıyor hijyenlikleri!..mikropgiller!!! 'ben burdayım!' diyor adeta!..bu yüzden dışarıda hemen hemen hiç bir şey yemiyoruz...

    Mekanlar her ne hikmetse restorasyona tabi tutulup, daha yenilenince, sanki o eski günlerdeki sıcak ve samimi ortamından da uzaklaşıyor gibiler!..ümit ederim aynı sıcaklığı yakalayabilirsiniz yenilendiğinde de!..ya da nostaljik anılar zincirine bir yenisi daha eklenmiş olur!..

    Eğer bir gün Samsun'a yolumuz düşerse "lezzet rest."na da uğramak şart oldu artık.Bu güzel tanıtım için teşekkürler..

    Esenlikler, iyi hafta sonları dilerim...

    YanıtlaSil
  2. insan bazı değerler korunsun istiyor... mekan o yaşadıkça hep bulduğu ilk yerde kalsın. oradaki anılar hep önünden geçerken canlansın. yıllar sonra uğradığında orayı unutulmaz kılan lezzet damağına yayılsın.
    benim de öyle mekanlarım vardır, yıkıldıkça, değiştikçe, yenilendikçe, zamana yenilmişim gibi hissettiren...

    şu samsuna geleceğim ya bir gün, işte bunun 2-3 güne sığması mümkün değil anladım. gezilecek onca yer, tadına varılacak onca lezzet en az bir hafta istiyor gibi...

    YanıtlaSil
  3. Lezzet lokantasi benim ilk lokanta yemegini tattigim lokanta.

    Rahmetli babacigimin is yeri Saathane'deydi ve ogle yemeklerini Lezzet Lokantasi'ndan getirtirdi.

    Adini hic unutmamisim.Yaziyi da sonuna kadar da okudum ve Saathane Meydani deyince anladim ki o lokantadan bahsediyorsunuz.

    Orada bir kez, guzel bir yemek yedik saniyorum babamdan yillar sonra, bugunun yillar oncesinde..

    Samsun'a her gidisimde eski belediye binasina ve Saathane meydanina,oralarin dar sokaklarina ve babacigimin eski is yerine bir goz atmadan duramam.
    Son gittigimde de Agustos ayiydi ve oraya yakin bir balikcida Hamsi gorunce cok sasirmistim.Herneyse..
    Blogunuzu takip etmemin bir sebebi de bu olsa gerek: Samsun'dan haber almak,resimlerine bakarak sokaklarinda dolasmak, guzel hatiralari tekrar yasamak.
    Tesekkurler.

    Gokce

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Esmir;

    Eğer bir gün yolunuz Samsun'a düşerse Lezzete uğramadan önce uğramanız gerekecek bir yer olacak:))

    Bunu o gün söylerim.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  5. Bakalım ben şehire dair yazılar yazdıkça gün sayısı artacak mı azalacak mı Evren:))

    YanıtlaSil
  6. Bizim mağazada Saathane Meydanından, sanayi siteleri yapılana kadar hiç ayrılmadı Sevgili Gökçe, çocukluğumun önemli kısmında yeri vardır bahsettiğiniz sokakların ki sanırım yakında fotoğraflarını çekip koyacağım bloga... Çünkü hayata geçirilecek proje, onların bazılarını hep hatırladığımız hallerinden uzaklaştıracak.

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP