9 Mayıs 2016 Pazartesi

Günün ruhları dürtükleyen saatinde kuralım artık masayı Doğu Ekspresinde

1.Bölüm Nasıl olsa yine bir gün döneriz bu yollardan geri*

06/02/2016 

Ben istasyon binalarının aşığıyım. "Eser" bırakmak ufku inşaatla sınırlı, yatırım  anlayışları müteahhit dışında kimsenin cebine uzun vadeli katkısı olmayacak ucubeler dikmekten ibaret siyasetçiler var, ne yazık ki bu ülkede... Her şeyi kendi iktidarları ile var eden, bu ülkeyi demir ağlarla örenlere laf sokmaya çalışan, bu tavırla bir kitleyi kışkırttığını sanan, bugünün imkanları ile geçmişi eleştiren, nokta kadar izi kalmayacak siyasetçiler. Onlara rağmen bu ülke güzel be!


O zaman keyfini çıkaralım! Kahvaltı saati. Peynirler âlâ; eski kaşar, gravyer, mezelik gravyer, çeçil ve eritme. Börekler ölmelik, ılındılar. Yumurtalar pişmiş, bu güzel. Kahve için sıcak sular İbrahim abiden. Kompartıman konforlu bilindiği üzere. Masayı açalım. Pencerede akıp giden zaman. Köyler kasabalar... Sarıkamış ormanları... Telesiyejler... İşte Katerina Av Köşkü. Bir görünüp bir kaybolan ırmaklar... Dışarıda efsane bir beyazlık, içeride kaloriferin şefkatli sıcağı. Koltuklar rahat. Tren de yaşam da alabildiğine dingin. Daha ne olsun!


Şu önlüklü çocuk, benim onu ne kadar sevdiğimi bilmiyor mesela. Ne yazık! Okul yarın açılacak, sömestir tatili bitti. O önlüğünü bugünden giymiş. Bi gün ne kadar güzel bir masalın içinden çıkıp geldiğini fark edecek; ultra lüks bir plazanın üst katlarından birindeki ofisinde, elleri başının arkasında birleşmişken ve konforlu koltuğunu pencereye döndürmüşken... Dostum benim.


Doğu Ekspresinde her şey gibi kahvaltı da çok keyifli. Kompartımanda ama! Dağlar, ovalar, düzler bayırlar, ırmaklar geçerken bir yandan da tarih akıyor gözlerinizin önünden. Bu ülkenin endüstriyel gelişiminin yanı sıra tarihin izlerini de seyrediyorsunuz tren penceresinden. Ben çocukken bilmezdim bunu. En büyük zevkim şeker fabrikalarına pancar taşıyan vagonlardan kolumu uzatarak pancar almaktı. Bir de ayaklarımla koridorun kenarından geçen kaloriferin üzerine çıkıp elimle ağaç dallarına dokunmak. Demir yolları askeri anlamda stratejik bir öneme sahip olmanın yanı sıra bu ülkenin fabrikalarının ham madde ve ürün nakilleri açısından da hayati idi. Özellikle doğuya uzanan demir yollarında görürüsünüz; hattın bi kenarında fabrikalar kuruludur. Cumhuriyetin peşkeş çekilmiş fabrikaları... Yine karşılaştık tank ve zırhlı araç yüklü katarlarla, ne yazık ki! Öngörüsüz siyasetlerin acı bir sonucu olarak. Hüzün yüklüydüler.


Arka kompartımanda bir sorun var. Erzurum'dayız ve tren kalkmıyor. Personel olay yerinde. Çözüm arıyorlar. Sızan su bize kadar geldi. Lavabosu tıkalıymış yola çıkarken. İyice dolmuş ve taşmış. Misafir ettik bir süreliğine genç çifti. Epey bir uğraştan sonra çözülüyor sorun. Gelsin depodan battaniyeler. Yerler silindi. Bizde çok değil problem. Kendi kendine kurudu zemindeki küçük ıslaklık. Şans işte; giderken orta kompartımanı almıştım, dönüş için de planım oydu ama sistemdeki benden kaynaklı bir hata yüzünden dolu gözükmüştü orası ve bir önünü almıştım ben. Rabbim ya. Epeyi geyiğini yapıyoruz bu tesadüfün. Rötar yaptık biraz. Kapatıyor bu arayı kıymetli makinistlerimiz ilerleyen zamanda, vaktinde varacağız Ankara'ya.  Erzurum Gar'ında keteleri kapmışım bu arada.

Günün ruhları dürtükleyen saatleri başladı. Kuralım artık masayı. Haaa unuturum sonra, yolculuğun en keyifli anlarından biri gelen ve giden Doğu Ekspreslerinin karşılaşma noktası. Erken gelen bekliyor. Geçiş anı keyifli. İnip beklemek de o anı... Diz boyu karlar. Peronda bekleyen yolcular ve anı dondurmak isteyen fotoğraf makineleri.


Kars Migros Jeti sevdik biz. Şarabımızı oradan aldık. Sevilen'in Adatepe'si. Tanışıklık var. Litrelik, vidalı kapak. Üç üzümden müteşekkil sek bir kırmızı şarap; Cinsault, Carignan ve Cabernet Sauvignon. Havalı di mi? Alkolü %12. İçimi keyifli, hatta çok eğlenceli. Taze bir şarap bu. Tren için özellikle seçildi. Fiyatı makul, 19.50TL. Fiyatıyla hava atan çok şarabı cebinden çıkarır. Peynirler zaten muhteşem. Fransa'da bile bulamazsınız. Çünkü Kars'ta.

Yalnız peynir, kete, Şam fıstığı uyumu muhteşem. Çok da eğlenceli. Şarap da yakıştı valla. Haaa bu bir tren keyfi; planlanmış bir mizanseni de var tarafımızca. Aynı peynirlerin asil tamamlayıcısı ise alkolü daha yüksek şaraplar. Mesela %14 alkol oranlarıyla Sevilen İsa Bey ve Parsel NO: IX. Mesela Buzbağ'ın Diyarbakır ya da Elazığ'ı, ya da ikisinin kupajı. Tren usul usul. Biz de usul usul. Zaman donsa mı yoksa aksa mı?

Çünkü bir parça kete üzerine bir küp eski kaşar, gravyer, mezelik gravyer, eritme ya da çeçil koyup üzerine de bir adet Şam fıstığı yerleştirdiğiniz anda ortaya çıkan tat muhteşem. Çok eğlenceli bir lezzet bu. Bir de buna bir süre sonra bir yudum şarap ekledinizmi, gel keyfim gel.


Elinde fotoğraf makinesi olan herkesin en çok istediği, tam viraja girmişken arka vagonlardan bir yılan gibi kıvrılan trenin fotoğrafını çekmek. Koridordayken önden arkaya, arkadan öne koşturan telaşlı tripodlara dikkat! Tüyo ise  şu: Tren yolda lokomotif değiştiriyor. Bunlardan biri 22000'lik kırmızı. Bizim için bir önemi yoktu. Ta ki en sevdiğim yol arkadaşımın bir fotosuna gelen mesaja kadar. Bir demiryolcu mühendisten, fotoğraf meraklısı. Mesajın özü şu: 33000'lik vermeleri kötü olmuş. 22000'lik lokomotif olsaydı, kırmızı kırmızı...


Dönüşün güzel yanı, günün tamamını yaşatıyor olması, normal bir gün gibi. Artık uyuma zamanı. derin gitmişim, taa ki telefon çalana kadar. Hayırdır? Kız kardeşim. "Uyuyor muydun?" En sevdiğim soru? Ne konuştuk hatırlamıyorum bile. Tekrar uyumuşum. Sabaha trende uyanmak süper. Artık Ankara sınırları içindeyiz. Bulduğumuz ilk otobüse binmekti niyetimiz. O nedenle dönüş bileti ayarlamamıştım.


Kalan şarabı gözümüze kestirdiğimiz bir akşamcıya vermek niyetimiz. Çok arandık Ankara Garı'nda. Çok bakındık sağa sola. Sonra kime kısmet diyerek bıraktık bir çöp kutusuna. Kalan keteler de garın bahçesindeki güvercinlere.

Bir taksiye atlıyoruz sıradakilerden. İstikamet AŞTİ. Evdeki hesap çarşıya uymuyor. Sömestir dönüşü olduğunu düşünememişim. Erken otobüsler dolu. Öğlene zor bulduk. O zaman sırt çantaları emanete biz halama. Halam, halaların bi tanesi, koştur koştur mükellef bir kahvaltı sofrası daha. Tıka basa doyduk. Ankara simitleri sıcacık. En Angaralı yol arkadaşım alıverdi bi koşu.

Vakit yaklaştı, AŞTİ yürüme mesafesi. Beştepe görüş alanında. Halkın sarayı! En sevdiğim yol arkadaşımın ilkokulu derken yeniden otogar. Ana baba günü. Emanetten aldık sırt çantalarımızı. Perondayız. Dağılan Ulusoy'un kollarından biri. Ali Osman Ulusoy. Ulusoy sanarak almıştık bileti. Arabanın ilk seferi. Yerler laminant. Enteresan.  Koltuk arkasında "dev ekran". Üstelik Bafra'ya kadar gittiği için tam evin önünde inme imkanı. Keyifli bir yolculuk. Evdeyiz.


Bana bunca yazı yazdırabilen bir başka şehir daha olur mu, bilmiyorum. Ama bunu başarabilecek şehir sayısının çok az olduğunu biliyorum. 

Serinin 1. yazısı, her şeyin başladığı yer Doğu Ekspresi.


1 yorum:

  1. dostun olasım geldi... nasıl bir vurguysa artık! Kars'ı okumakla kalmadım, yaşadım dedirtecek bir seri. öyle güzel, öyle akıcı, öyle sahi. güzel yani... hatta çok güzel. (di) her şey. teşekkürler.

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP