27 Nisan 2016 Çarşamba

Kars Peynirleri ve Yeme İçme

Rötarsız sayılabilecek bir zamanda Kars'a varan Doğu Ekspresinden inip, otele sırt çantalarımızı bırakır bırakmaz Kars lezzetlerinin peşine düşüyoruz. Kars'a gidince ve konu yemek olunca aklınıza ilk ne gelir? Tabii ki kaz, di mi? Çünkü televizyonlardan ve okuduğunuz tüm Kars yazılarından etkilendiniz, bizim gibi. O zaman ilk akşam Vedat Milor'un izinden gidiyoruz. İstikamet Kaz Evi.

Otelden çıktık ve rastladığımız ilk kişiye sorduk. Takım elbiseli genç bir adam. İlgiyle tarif etti. Kolay. Atatürk Caddesinde ilk kez yürüyoruz. Faik Bey Caddesiyle kesişme noktasından sağa döndük ve bir kez daha sorduk. Emniyet Müdürlüğünün önündeyiz, tamam.. şimdi karşıya geçme zamanı.  Ara caddeye giriyoruz. İşte Kaz Evi. Mekan sakin. Kalabalık olur diye umuyorduk oysa. Az önce birileri kalktı ve bizim dışımızda "bizim çocuklar" var. Henüz tanışmadık.

İş yeri sahibi hanımefendi, Kars yemeklerini evlerden çıkarıp bir lokantaya taşıyan ilk kişi. Aynı zamanda dernek başkanı. Bir hanım ağa tavrı da var sanki. Yabancı olduğunuz da hemen anlaşılıyor zaten. Bilgilendiriyor. Konuşkan.


Kaz eti ve hangel ile başlamak niyetindeyiz. Kaz için menüde iki seçenek var: Kaz suyunda pişirilmiş ve tatlandırılmış ve de lezzetli bulgur pilavının üzerine didilmiş, görece daha yağsız, ağırlıkla göğüs etli olan porsiyon 30 TL...  60 TL olan ise daha yağlı kısımlardan, kemikleriyle bütün servis ediliyor ve biraz daha büyük bir porsiyon. Aslında kaz etinin bizim açımızdan ekstra bir anlamı yok. Sadece Kars'a gelip de kaz eti yemezsek eksik kalırız sanki. Bir de kıyaslama arzusu. Kaz tiridi geleneksel yemeği olan bir şehirdeniz sonuçta. O nedenle küçük olanı tercih ettik. Hangelse farklı geliyor. Soğanlar tam karamelize olmadan ama o tadı hissettiren bir eşikte bırakılmış, içsiz mantı hamuru tam kıvamında ve lezzetli. Soğan, yoğurt, hamur ve yağ birleşmesi, üzerindeki baharatlarla birlikte güzel. Çok beğendik. Yeni bir mantı tadı bu. Fiyatı 10 TL. İki kişi için, eğer tadım yapılacaksa yeterli bir seçim. Sundukları ekmekler, salata ve turşu da var sonuçta...

Tat alma da sonuçta görece bir durum. Biz muhteşemdi diye ifade edemesek de kazı, dışarı çıktığımızda  bizim çocuklar -üç kişi büyük porsiyon yemişlerdi- çok beğendiklerini söylediler. Hatta muhteşem dediler. Bunun da altını çizmek gerek.


Ertesi günkü tercihimiz Hanımeli. Kaz evinden dönerken dış görünüşüne bayılmıştık. Orada olma arzusu yaratıyor insanda. Ön izlemenin artısı ile mekandayız. Hanımefendi konuşkan, mekan kalabalık. Sıcak, hareketli, büyükçe ve görülebilen mutfakta kolektif bir çalışma var. Birleştirilmiş masalarda kalabalık bir grup, orta yaşlı ve neşeli. Kadınlı erkekli. O rakı mı? Evet rakı!


Masanın akademisyenlerden oluştuğu kanaatindeyiz. Muhtemelen bir tür çalıştay var üniversitede, dolayısı ile misafirler de... Kars yemeklerini tattırmadan olmaz!

Bir de akordeon var mekanda, asılı! Kaz eti istemedik. İfade ediş şeklimizden sonuçlar çıkardı sanki mekanın sahibesi. Anladık ki dertliler. Bazı mekanların Kars kazı yerine başka yerlerden (Tokat gibi) kaz getirttiklerinden söz etti. Dondurulmuş kaz kullandıklarının altını çizdi. Kazın aslında mevsimlik olduğunu vurguladı. Yağlanması  için soğuğa ihtiyacı olduğunu ve artan ziyaretçi sayısı ile doğru orantılı üretim yapılamadığını belirtti. Bunu Tuncay Bey'den de duyacağız daha sonra. Bizim için sorun değil. Zira bu akşam piti ile tanışma fikrindeyiz ve dün bayıldığımız hangeli bir de burada test edeceğiz.


Masaya önce, ikram kısmından, kuru üzümlü, neredeyse tuzsuz ve yağsız, Yasmin pirincinden pilav ve turşu geliyor. Pirinçler İran'danmış. Ekmekleri güzel. Üzümlü pilav ilginç. Ve piti!.. Konuyu çalışmıştım ama hanımefendi "Servisinizi ben yapacağım." diyor.. Benim için de bilgilerimi test etme fırsatı. Önce incecik lavaşları tabağa -eliyle-doğradı, sonra incik etini çatal yardımı ile lavaşların üzerine dağıttı ve onların üzerine de yemeğin suyunu gezdirdikten sonra nohutları döktü. İlk lokma.. ve olağanüstü bir tat. Ölmelik. Elbette ki safran* başrolde.


Mekanın bir özelliği de mutfaktaki kadınların hepsinin ev kadını olması, bir tür kooperatif oluşmuş burada. Kendi yemeklerini satıyorlar. Hanımeli'nin daha sıcak gelmesinin nedenlerinden biri de belki bu. Bize denk gelmedi ama -belki de ilerleyen saatte olmuştur-  hanımefendinin eşi akordeon çalıyormuş aynı zamanda. Rakı konusunda ise topa hiç girmedik. O grubun kendilerinin getirmiş olduğu fikrindeyiz.

Hangelse yine yaptı yapacağını; yassı makarna kalınlığındaki küçük kare hamurlar, üzerlerindeki karemelize soğanlar ve yoğurtla ve elbette baharatlarla muhteşemdiler.

  Atalay'ın Yeri'nden, "Sarı Sazan her balık gibi kesinlikle rakıyı çağırıyor. Göl de... Hani şöyle öğleden biraz sonra oturup akşam üzeri kalkmalık bi keyif için her şey var burada. Sarı Sazanlar çok kere okuduğunuz gibi kızgın ve bol yağda kızartılıyor. Balığın bol, çeşitli ve olması gerektiği kadar yağlandığı ve muhteşem pişirildiği bi deniz şehrinden gelmiş insan bilmişliği yapıp da sazan tipi göl balıklarına burun kıvırma ukalalığında bulunmayacağım. Zaten Sarı Sazan da buna izin vermiyor. Lezzetli, özgün pişirilmiş. Porsiyonlar bol, yanında salata ve turşu. Çatal bıçakla girişmeyin ama! Elle yemesi güzel. Bana kalkan balığını çağrıştırdı mesela.  Tadını çıkarmak gerek. Keyifli iş Atalay'ın Yerinde göle bakarak balık yemek." cümleleriyle bahsetmiştim zaten.

Kılıçoğlu Pastanesi'nin önce dışına sonra da içine bayılıyoruz. Ama içeri girip de tiramusuya dokunduktan sonra tüm hayallerimiz yıkılıyor. Pasta dolabındaki ürün genişliğini görünce uyanmıştık zaten. Sonuç itibari ile fabrika boyutunda ve Erzurum'daki merkezde hazırlanıyormuş ürünler. Bir -soğuk-zincir pastane hikayesi daha. Yine de oturmak keyifli. İki kahve eşliğinde sohbet ve dışarıdaki karın tadını çıkarmak güzel. Limonatadan söz etmiştim daha önceki yazılardan birinde; taze sıkılmış limonsuyu tatlandırılmıştı, her ne kadar su ile yapılan klasik limontayı tercih ediyorsak da güzeldi. İlginç geldi. İkinci gidişimizde yediğimiz keşkül ve cheesecake ise seri imalat kurbanıydılar ve  hiç güzel değillerdi.



Ve..ve..ve!  Kristal Yemek ve Döner Salonu: Şahane bir esnaf lokantası. Kelimenin tam anlamıyla bayıldığımız mekan. Emindik ve yanılmadık.

Dersini çalışmış, önceki akşam Hanımeli'nde sunumu izlemiş biri olarak kendimden emin bir edayla kimseye elletmeden piti servisini ben yapıyorum; herkesin bildiği ve her yerde olduğu gibi.


Fakat gelin görün ki Talip'e beğendiremedim bunu. İlk onlar yapmışlar pitiyi, bundan 60 yıl önce. Mucidi** onlarmış. Diğerleri sonradan türemiş. Çamur etmişim lavaşları.

İlk lokma... Gurmeler gibi.. hissedelim bakalım. Söylenebilecek tek şey muhteşem bir lezzet olduğu. En güzeli bu. Kesinlikle! Diğer pitinin içindeki incik bütündü. Burada parçalanmış halde ve etler kemiklerle birlikte. Bu da iliklerinin suya karışması demek. Turistik mekanlarda, belki de müşteri tercihleri nedeni ile kullanılmayan kuyruk yağı, kemiğin suyu, eriyen ilikler, domates, biber, patates ve safranının birleşmiş hallerinin ortaya çıkardığı kolektif tat olağanüstü. Nohutlar sanki aynı tornadan çıkmış. İriler ve çok şahane bir kıvamda pişmişler. Olağanüstü bir yemek keyfi. Ötesi yok.

Ardından döner sipariş ediyoruz. Güzel ama olağanüstü değil! Belki de pitinin etkisi ile kimbilir? Bunu söylüyoruz açıkça. Gerekçelerini ise haklı buluyoruz. Yine deneyeceğiz ama, tam öğle vaktinde. Kesme aşı üzerine konuşuyorduk sohbet esnasında. O gün yapmışlar meğerse, teklif ediyorlar. "Doyduk, yarın yeriz." diyoruz. Yarın menüde olmayacağını söylüyor Tuncay Bey. İkram ediyorlar. "Tadımlık olsun." diyoruz. Olağanüstü bir lezzet daha. Rastgelirseniz, yarım porsiyon olmak koşulu ile açılışı onunla yapın. Kesinlikle burada tadın ayrıca.


Ertesi gün bir kez daha Kristal'deyiz, tam öğle vakti. Otelden çıkarken burayı önerdiğimiz çift gelmişler dün akşam. Daha kapıdan girer girmez söylüyorlar. Gururlular. Bu kez emir komuta Talip'te. Yufka kadar ince lavaşları tabağa eliyle doğradı. E ben de öyle yaptım. Suyu yufkaların üzerine döktü ve orada kesti. Havalı havalı uzaklaştı. Usul önce yemeğin suyu ile ıslanmış incecik lavaşları yemekmiş, ardından kalan yemek tabağa dökülüp yenirmiş, lavaşlar "çamur olmasın" diye.  İkiye bölündük bu kez. Ben yemeğin suyu ile beslenmiş lavaşlarla birlikte diğer malzemeyi yemeyi daha çok sevdim. En bayıldığım yol arkadaşımsa önce ıslanmış lavaşların yendiği şeklini. Her ne şekil olursa olsun, buradaki pitinin üzerine piti ta-nı-mı-yor-uz.


Ve döner... Dün kaçınılmaz bir biçimde ve işlerin nispeten düşük olduğu bir döneme denk geldiğimiz için  beklemenin etkisiyle yağını nispeten kaybetmişti. Bugünse muh-te-şemdi. Çok iyi dönercilere sahip iki farklı şehrin iki insanı olarak, ba-yıl-dık. Kesinlikle Kristal'e uğrayın. Üstelik çayları porselen altlıklarla ikram ediyorlar. Porsiyonları bol fiyatları uygun. Döner dahil etli yemeklerinin porsiyonu 15 TL idi. Birer porsiyon söylediğinizde iki kişi rahatlıkla doyarsınız. Olmadı bir daha söylersiniz. Piti ritüeli konusunda ise karar sizin!


Peynirlerimizi hemen Kristal'in karşısındaki Büyük Zavotlar'dan almaya karar vermiştik daha önce.  Fabrikanın satış mağazası. Eve döndüğümüzde, eski kaşarın kenarından geçmeyenlerin elinden zor aldık peynirleri. Gravyerleri muhteşemdi. Çeçil de nispeten tuzlu olmasına rağmen diğerlerinden aşağı kalmadı. Ailenin tüm fertlerinden 10 üzerinden 10 almayı başardı peynirler. Ama mezelik diye satılan baharatlı gravyer bir rüyaydı sanki. İnternet üzerinden satışları var, fakat mezelik denilen özel gravyer için telefon açmak gerek sanırım. Sitelerinde görünmüyor çünkü. Gravyer için bir tavsiyem de şu olur: Dolapta saklarsanız, çıkarıp küpler halinde doğradıktan sonra oda sıcaklığında bir süre bekletin. Doğal yağının açığa çıktığını ve peynirin yumuşadığını göreceksiniz.



Serinin devamı için buradan lütfen

 Doğu Ekspresi ve Kars. Nedir, nasıl bilet alınır, tren ve yolculuk nasıldır için buradan lütfen.


 *Ayırd etmek çok zor da olsa tüm mekanlarda muhtemelen zerdeçal kullanılıyor, safranın fiyatından kaynaklı olarak.. Bu bir lezzet kaybına sebep olmuyor. Zerdeçal da Hint safranı sonuçta.
  
**Bozbaş denilen geleneksel yemeğin farklı  yorumu.




4 yorum:

  1. Merhaba, benim bir arkadasim da kars ta yasiyor ve gel kaz yedireyim diyor. Hic nasib olmadi. Turla gitmek istedim ekim ayi idi tur bulamadim..Yazinizi okumak guzel oldu belki ben de treni denemeliyim. Samsun- Kars..

    Selamlar
    Irmak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle trenle gitmelisin, istersen uçakla dönersin. Yalnız hızlı tren için raylar yenilendiğinden Samsun'dan tren yok şu an. Ankara'dan binmek gerek ki bu da tren yolculuğunun uzaması açısından güzel:)) Tur'la gitmeye hiç gerek yok bence:))

      Sil
  2. Gecenin bu saatinde okunulası bir yazı olmadığından uyarı konulmalıydı bence. Aç karnına gurme markete girmiş gibi oldum!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamdır benzer yazılarda gözeteceğim bunu.:))

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP