5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bir Yanı Hep O Küçük Kız Çocuğuydu...

Sen de ne aradığını bilerek yürüyordun aslında; daha yolun başındayken firen vardı senin; bütün hayatın boyunca en çok ihtiyaç duyduğun yoktu...

Kırıldığında kalbini onarsın istedin, hasta olduğunda başucunda... Hata yaptığında dozunda bir sertlikte, ama yine de sımsıcak bir kalple yanında olsun istedin...

Başardığında aferin kızım desin, saçını okşasın, seninle gurur duysun; başaramadığında, olur böyle şeyler kızım deyip yanağına eli değsin istedin...

Gerekirse bağırsın, hatta tokat atsın, razıydın.

Biri sana yanlış yaptığında, karşısına dikilsin istedin; ya da varlığı sana zarar verilmesine engel olmaya yetsindi.

Okul çıkışında elinden tutup seni eve götürsün; giderken belki de sana çikolata alsın istedin...

Sen sıcacık evinizde beklerken; o elinde ekmekle kapıdan içeri girsin, sen koşup hoş geldin diyesin, o seni kucaklayıp öpsün istedin...

Sofranızda ne olursa olsun önemi yoktu; yeter ki o olsundu... Ama yoktu.

Kimseler yerini dolduramadı. Kimseler senin o küçücük yüreğini, o yürekteki kocaman yangını göremedi...

Üstelikte yarana tuzlar döktüler.



Çoğu zaman, sen serpilmiş ve uyurken, tanrıya dua ederdi belki biri; sen hiç büyüme diye...

Yüzündeki huzura bakıp, basit yanlış anlatmalar yüzünden çektiğin acılara ağlardı belki bir diğeri.

Ufacık meselelerin yarattığı büyük sonuçlara nasıl yanardı belki öteki...

Sanırdın ki o olsa, başına gelenler gelmez.

Sen belki birinden, diğerinden, ötekinden her şey olmasını bekledin.

Derin öfkelerle yarattığın yel değirmenleriyle savaşan şövalyeler olmasını bekledin.

Onlar belki şövalyelerdi. Oysa, belki hayat gerçekti; onunla uzlaşan bir çatışma içinde olmak gerekti.

Asla teslim olmadan!


Zaten gerçek gözlerle bakabildiğinde, kendine güvendiğinde; cennetleri yaratan sen değil miydin?



Bir yaz ayazının taşlarına çarpan bedenden sızan kankarası harfleri bir araya getirdiğimde, yukarıdaki öykü çıkmıştı ortaya... Olay yeri inceleme yaralı bedeni ambulansa yüklerken, son nefesindeki kalbin isyan etmiş kelimelerini duyabilmiştim son kertede; usul ve dingin tiktaklarla şunu haykırıyordu : '' Siz üzerinizdeki elbiseler olmadan insan değil misiniz ?'' ...

Bedenin tebeşirle betona çizilmiş silüetiyle başbaşa kaldığımda: Her türden ahlaksızlıkları ceset torbalarında taşınan ''enkır''ların haber bültenlerine malzeme olan; ve üniversite sınavlarına girdiği yılki başarı derecesiyle değil de; genç, özgür ve kadın olmanın dik duruşuyla değil de... Bir tavrın, bir haykırışın içinden en malzeme, en magazin yanın öne çıkarılması halinin, kartviziti yapılmış çıplaklık haberlerine kustum.

Usul ve sessiz bir özürle...

2 yorum:

  1. ''Farklı olmayacaksın kelebek!

    sürü gibi olacaksın...Farklı olmayacaksın kelebek! Bu çarkta ömrün kısa ! Farklı olmayacaksın kelebek ! Yalnızlığına soyunurken ve sigara tüttürürken özgürlüğe/ kanatlanır uçarsın ,yalnızlığın gölgesinde...''

    YanıtlaSil
  2. "tanrıya dua etti, sen hiç büyüme diye..."

    küçük kız, küçük insan, emaneti teslim etmiş giderken, sayılı kişi görebilmiş yolculuğunu, sen gibi. Göremeyenlerse yerde yığılan bedene bakıp "haber" yapmış.

    oysa göç öden, beden değil ki.. insan.. elbisesiz, maddiyatsız, yaptıkları ve düşündükleriyle.

    (yorumum alakasız kaldıysa, yazın kadar derine inemediyse aklım, affola..)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP