15 Haziran 2021 Salı

Bir Kaç İyi Şey... Veeee Çooook Şahane Bir Şey!

Erken kalkıyorum; her zaman olduğu gibi. Önce çalışma odasına geçiyorum ki denizin üzeri çıldırmalık.  Böyle merhabaya can kurban! Gökyüzünün melekleri yine konuşturmuşlar... Güller açtırmayı iyi biliyorlar ve her gün başlangıcında pandemiyi eğlenceye çevirmeyi başarıyorlar!

Bir kahve yapsam... Denizin kokusunu eve doldururken onu derin derin solusam ve hatta elime de bir kitap tuttursam... mı?

Hımmmmmm... Müzik?




Geniş bir kahvaltı istemiyorum. Daha önce tarifini yazdığım, Trabzon/Vakfıkebir ekmeğinden tek dilim üzeri ve orjinalinden biraz zenginleştirilmiş Alanos usulü kumruları hazırlıyor, fırına yolluyor, 195 derecede 14 dakika 30 saniye olan pişme süresi içinde zeytin tabağını hazırlıyor, yumurtayı pişmeye bırakıyor, fırının son 5 dakika 40 saniyesinde de filtre kahvemi hazırlamaya başlıyorum; o demlenirken de yumurtayı soyuyor, ikiye bölüp zeytin tabağına ilave ediyor, üzerlerine de pul  biber, nane esintili kekik serpip, sızma zeytinyağı gezdiriyorum.

Fırın sesleniyor!

Bir Alkış?

Bana!

14 dakika 30 saniye içindeki senkronizasyon başarım için... Sonra hepsini bir araya getirip çalışma masasına konuşlanıyor, kuş sesleri eşliğinde şarkılar dinliyorken  blogları ve öncelikle de sevilen köşe yazarları olmak üzere gazeteleri okuyor, bu esnada da ne var ne yoksa silip süpürüyorum.




Çok fazla uzak olmayan bir evvel zaman önce, Spotify açıkken ve ben çalışıyorken o an dinlediğim şarkıcının albümü bitiyor. Sonra, biraz arabeske vuran ama bunu kaliteli yapan şarkıcıları dinliyorum... Öyle damardan vokaller değil tercihim, eğlenceli olsun istiyorum. Bitiyor albüm. Göz at'ı tıklıyor, yenilerde ne var ne yok diye aranıyorum. Şöyle biraz pavyon ağzına çalan ama gazino yıllarındaki solist altlarının tınısına dokunan bir ses ama özellikle bir kadın sesi istiyorum. Bir albüm dikkatimi çekiyor. Kapağı ki  tuğla duvarlı bir alanın fon olduğu bereli, mantolu bir kadın fotoğrafı...* Etkiliyor.  Tıklıyorum. İşte bu! Ben bir isterken Rabbim iki veriyor. Dinliyorum. Öylesine derken kulak kesilmekle kalmıyor fena halde de eğleniyorum. Çok ama çok hoşuma gidiyor, popüler biri olmadığı kesin.. Hatta diyorum ki "Kim hangi pavyonda keşfetti acaba?" Fotoğraftaki yaş hiç taze değil ama edası cuk oturmuş. İki kere üst üste dinliyorum. "Bu ne iş?" diye düşünüyor, "Hele bir bak, başka albümleri var mı? diye dürtüyorum... İsmini tıklıyorum, Spotify saçıyor önüme. Bir "Vayyy beee!!!" çıkıyor ki dilimden; karşı duvardan gidip gidip geri dönüyor. Yağmalıyorum. Yok böyle bir şey! "Ne kara cahilmişim ben ah... ah... ahhh!" diye dövünüyorum.  Utanıyorum ama bunun sorumlusu sen değilsin diye de teselli buluyorum. Bu arada sanatçıya kendimi affettirebilmek için çabalıyorum.

Sonra bir gün Sevgili Momentos* blogunda Ayşenur Kolivar'ın Lazca bir şarkısını paylaşıyor, o paylaşıma şöyle bir yorum yazıyorum: "Sıkı dinlediğim bir grup vardır, Koliva... Bir de Mircan Kaya! Muhtemelen dinlemişsinizdir diye düşünmekle birlikte bir ihtimal daha önce dinlemediyseniz, diye düşünerek, onu da dinlemenizi öneririm. Lazca caz da söyler, Gürcüce de, ve Türkçe dahil üç dilde türküler de. Popüler kültürün sunduklarından olmadığı için kariyeri de pek bilinmez, diye düşünürüm. Özel bir sanatçıdır, vasıtanızla bilinsin istediğim bir kıymettir. Eğer daha önce dinlemediyseniz mutlaka dinlemelisiniz!"

Çok hoş bir yanıtın ardından,  adını başlığa çıkararak daha çok insana ulaşmasını sağlayacak bir paylaşım yapıyor blogunda.  İşte tam o sıralarda ben satın almak için kitap bakınırken; 10 parmağında 10 marifet olan ki bunlardan biri akademik kariyer -üstelik dünyanın dört bucağında- Mircan Kaya'nın bir de kitabı olduğunu görüyorum. Üzerine atlamam kaçınılmaz! Listeme ekliyor ve hemen... ama hemen siparişi veriyorum. Elime geçer geçmez de bir hafta sonu güneşinde bahçeye iniyor, annesinin dilinden,  coğrafyadaki yaşamı gözler önüne serdiği, olağanüstü bir hayat içeren, zihne şarkılar söyleten ve hoş bir kurgusu olan Gece Karanlık Çekirge Ve Sen adlı ki 2014'de çıkmış tek kitabını bir solukta okuyor, arka kapağını kapattığımdaysa elimden bırakmıyor, anın bu tadını hafızamda döndürüp duruyorum.  Yüzümde paha biçilmez bir tebessüm, kalbimde enfes bir sıcaklık...




Yolu uzatıyor ve Carrefoursa'ya varıyorum, demiştim. Sonra "Bu taze marketin raf düzenini seviyorum." diye eklemiş sonra da şöyle devam etmiştim, kısa dönem önceki bir yazımda: 

"Giderken aklımda alacağım şarap netken, orada aklım çeliniyor. İşin aslı sonradan fark ettiğim üzere şarap rafının düzeni değiştiğinden onu eski yerinde göremeyince yok diye düşünüyor, Cabarnet Sauvignon, Shiraz ve Merlot üçlüsüne kapılıyor, hayal ettiğim, başka çeşitlerini deneyip sevdiğim ve hatta mekânında şahane bir İzmir akşamı yaşadığımız markanın denemediğim şarabını seçtiğimi anlıyorum. Bu yazıda kendisi ile ilgili bir fikir vermek isterdim ama henüz şişeyi açmadım. Ramazan geleneği olan bir ailede yetiştiğim için, inanca ve geleneğe saygı duyar, günahmışı hiç umursamaz ama ramazan bitmeden de içkiye bulaşmam." diye bir not düşmüştüm.

İşte o şarabı bayram sonrası açmış, bazı akşamları tek bir kadeh olmak kaydıyla, bazen yanına atıştırmalık bir şeyler hazırlayarak içmeye başlamıştım. Aslında daha önce söz ettiğim aynı markanın İDOL'ü için gitmiştim ama üst paragrafta söz ettiğim karışıklık nedeniyle de PUNTA'sı ile dönmüştüm. İnanır mısınız, bir kez daha fiyat kalite noktasından bakınca (44,90TL) ve hatta bundan da öte içim keyfiyle şarap şaşırttı beni. Fakat özel bir yemek akşamının şarabı olmadığını da söylemeliyim!.. Çünkü Shiraz'ın katılımıyla bir tık daha tatlanmış Punta yalnız başına bir akşamın altından kalkabileceği gibi yemek söz konusu olduğunda işin özü, arafta kalsam da, olumsuzluğa daha yakınım. Fakat, şu pastanelerde olan ve arasına peynir ve yeşillik  koyulmuş sanırım sakallı denilen minik sandviçlerle de keyifler yaşatabileceğini düşünüyor, hatta yine tatlıya yakın pastalarla da belki olabilir diye düşünmekle birlikte, denemediğim için şimdilik bir şey söyleyemiyorum. Ama bu yazmaya susacağım anlamına gelmiyor tabii ki... Çünkü çok keyif aldığım bir sürü şey sanki bana sürpriz olarak ben dışında planlanmış ve o güç tarafından da bir bir aklıma sokulmuş olmalı diye sürekli şaşıran, ama çok da mutlu, coşkulu ve doğal olarak çenesi düşmüş bir adam haline dönüşümü gülerek izliyorum.






Gabriel Garcia Marquez tıfıl çağlarda okuduğum Yüzyıllık Yalnızlıkla hastası olduğum bir adam! Benim Hüzünlü Orospularım'sa hep elimin gittiği ama çocuk aklıyla hep çekimser kaldığım, fazlası ile merak ettiğim bir kitabı. 11.06.2020'de bir toplu siparişle alıyorum. Ama okumuyorum. Bu ara Roberto Bolaño'ya sarmış vaziyetteyim ve elimde bir tuğla sayılabilecek Vahşi Hafiyeleri var. Hoşuma gidiyor, hem kurgusu güzel hem gençlik, benzerlikler falan derken akıyor ancak ortalarına gelince tuğlanın, diyorum ki: "Bununla birlikte hap gibi yutulacak ama "kocaman" bir kaç kitap daha okuyup, okunmayanlar hanesindeki sayıyı düşürsem biraz."

Aklıma yatıyor ve Mircan Kaya ile ilk arasıcağı yapıyorum ve ardına da Marguez'i ekliyorum.  90 yaşını kutlayacak bir Abi. Gün görmüş, zengin bir ailenin son ferdi; ilginç bir karakter, gazetede köşe yazıyor, klasik müzik dinliyor... Kitapsa şarkıların adlarını ve bestecilerini söylüyor. Duygularının ve maceralarının takipçisiyiz. Anlatım bence muhteşem, ortaya saçılanlar da gerçek bir gözlemin ürünü. E duygu da içeriyor, bayağılık yok, romantizm var. Kısa bir roman olsa da ara sıcak muammelesi yapılamayacak kadar da edebi...  Gerçekçi dil bazı anları rahatsız edici yapabilir diye düşünülse de bazı kalemlerde anlam bulabiliyorlar ki bence bu o türlerden biri. Ben bir tek kişi özelinde -ki o yazıları okumuş olanlar anlayacaklardır- şöyle şeyler geçirdim içimden: "Bazı "Orospular" iyi ki tanıdım diyecek, sözcüğü başka bir seviyeye taşıyıp sevimli kılacak ve arkadaşlıkları, kişilik özellikleri nedeniyle unutulamayacak ve roman tadında, upuzun bir yazıya konu olacak kadar kıymetlidir!..."





Mircan Kaya yorumlaşmasının içinde akordiyon sözcük olarak geçiyor ve plağı yerinden almama neden oluyor bu. Dokunduğumda bir zaman yolculuğu başlıyor. Plakçı dükkanlarının neredeyse manifaturacılar sayısında olduğu yıllara uçuyorum. Para atılarak müzik dinlenen cihazlardan ilkinin geldiği Kilim Pastanesini hatırlıyorum ve onun çapraz köşesindeki, bu plağı aldığım mağazayı,  onu bir an önce dinlemek için uçarak eve gelişimi de. 
 

Sonra bu albümü youtube'da buluyorum ve linkini yazdığım yoruma ekliyorum. Ve bütün gün de akordiyon sesi eşliğinde ne güzel yaşadığımı düşünüyorum.

O aralarda blogrolumda Sevgili Elisabeth'in taze yazısını fark ediyorum.* Okuyorum ki etkileyici... Bir kitap; yazarını bilmiyorum. Altına şu sözleri yazıyorum:
 
" Küçük şeyler mi?

Yoksa insanı çoğaltan koskocaman şeyler mi?

Hatta yıllarına sevilme ve sevme izler bırakacak!..

Ne çok soruyorum değil mi?

Yoksa okuduğumu ve ardındaki kalbi anlamıyor muyum? dersin.

Olamaz mı?


Bu arada yazarı tanımıyorum ama kitap ilgimi çekti.

Şimdi de yazarla tanışmaya gidiyorum. Yazını sevdim:)

Ne kazançlı bir gün."



O da şöyle yanıtlıyor: "Okusan ve sevsen nasıl mutlu olurum. "insanı çoğaltan koskocaman şeyler" o kadar güzel bi tanım ki... teşekkür ederim:)"


Okuyorum bir cumartesi öğle sonrası... Bahçede oturuyor, bir yandan bodrum katı mesken bellemiş kedi ailelerinin güneşe serilmiş yetişkinlerini ve de oyun halindeki bebelerini izlerken kitabı bitiriyorum. Sonra da Sevgili Elisabeth'in yazısına dönüp; "Kitabı aldım ve okudum, çok sevdim, hatta bir yazı yazarsam büyüklere şahane masal diye söz ederim kendisinden dedim. Çok teşekkür ederim. Bir gün bizim efsane kedilerimizden de söz ederim belki. Süheyla ve sana mutluluklar," Yazıyorum. 


Vahşi Hafiyelerle başbaşayız...
 
 




*Sevgili Momentos'un yazısı için buradan lütfen

*Sevgili Elisabeth Vogler'in yazısı içinse buradan lütfen.


*Mircan Kaya'nın Bir akşam sen ve ben, adlı albümü.

19 yorum:

  1. ay ne şahane bir yazı olmuş bu!

    yeni bir şarkıcı tanımış oldum (an itibari ile dinliyorum "bir akşam sen ve ben"i), iki kitap da çok cazip, onları da listeye yazdım :)

    punto bence de güzel. biz son zamanlarda "leyla"ya dadandık. denemediyseniz, bir tadın derim, fiyatına göre o da gayet iyi bence :)
    bu arada şu kahvaltı hazırlama dakikliğiniz beni benden aldı. önünüzde saygıyla eğiliyorum sevgili buraneros :)

    koliva'yı bana oğlum tanıştırmıştı. o zaman bu zamandır dinlerim. Ayşegül kolivar ise candır :) pinhani ile yaptığı düet ise beni benden alan bir naifliktedir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim:)

      Şarkıcı fena, hayata duruşu ve emeği de kıskanılası... Bir kitabı daha çıkacakmış diye duydum, bekliyorum:) Ninnilerine de bir göz atın derim, hatta etrafta yeni doğmuş bebek olduğunda hediyesi bu CD olabilir:)

      Saygı bizden efendim, sıcak yenmesi gereken bir şey olduğunda bekleyeni soğutmayı sevmiyorum, e teknoloji de yardımcı oluyor:) Leyla'yı görüyorum hep, daha çok rose ve beyazını, hatta roze'den mi başlasam yaz niyetine diye düşünüyorum şimdi:) Şuraya çok özel akşamlar için bir öneri de ben bırakayım o halde: LA Consensus 2014. Yıl çok önemli değil aslında bize önerilmişti ve ilk onla başlamıştık, o nedenle tarih yazdım, yoksa genel olarak da çok iyi:)

      Sil
  2. Aaaa keyifli bir yazıda bahsim geçmiş. Ne hoş :) Tüm yazı, kitaplar (özellikle kürklü kişi) ilgimi çekti. Yalnız "pavyon ağzına çalan" şarkıcıyı ve şarkılarını acaip merak ettim. Spotifyda önerilenlere baktığımda ilginç şeylerler karşılaşıyorum ben de. Arama kutusuna yukardaki cümleyi yazsam ne önerir acaba? :))

    YanıtlaSil
  3. Pavyon ağzıylayla kastetiğimde karşıma çıkan Mircan Kaya idi, öyle tanıdım, "Bir akşam sen ve ben" adlı albümü. Aramadan gelmemişti, ben öyle düşünürken önüme çıktı:) Kadere alın yazım güzel yazılmış, sanırım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hımm, sanırım beynimdeki ses alanı "Mircan" ı o şekilde değerlendiremediğinden, yazıyı tam o kısımda ayırmışım bahsedilen solistten :) Yorumu yazarken açtım albümün isimli aynı şarkısını, dinliyorum. Çok güzel! Evet kesinlikle alın yazısı güzel bir insansınız :)

      Benim pavyon seslim ise Lila Downs. Özellikle "Cucurrucucu Paloma" yı dinlemenizi öneririm.

      Sil
    2. Ben de önerinize teşekkürle birlikte bir Lila Downs hayranı olduğumu söylesem:)

      Sil
    3. Tühh.. gereksiz bir önerme olmuş o zaman :)))

      Sil
    4. Ben bu konuda tecrübe sahibi oldum, o nedenle "belki biliyorsunuzdur ama yine de her ihtimale karşı ben önereyim" diye not düşerim:)

      Sil
    5. Tecrübeyi dinlemek lâzım, haklısınız. 👍🤗

      Sil
  4. Sevgili Okul Arkadaşım,
    Bu yazının bonusu Mircan Kaya'yı keşfetmem oldu. Önce Ninnileri dinliyordum, sonra Numinosum albümüne geçtim.
    Hakkında sayfalar dolusu bilgi var, mesleği, ilgileri, yaptıkları. hayran kalmamak elde değil.
    Yazının tümü tam da Buraneros tarzı okunası bir yazı, yine de ben öncelikle müzik bağlantısı için teşekkür ediyorum.
    Pek çok değerli insandan, sanatçıdan haberimiz bile olmuyor, üzücü bu durum. Şimdi hiç değilse doğru yerde atılmış bir çentik oldu. :)

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Okul Arkadaşım,

    Müziğin müzik gibi olduğu, elektroniğe henüz bulaşmadığı yıllarda çocuk olmanın avantajlarını yaşadığımızı düşünürüm hep; kulağımıza üflenenler nitelikliydi:) O nedenle kulaklarımız bu kalabalıkta zor olsa da iyi ki güzel olanları bulabilecek nitelikte, sonra kalpleri de sevgiyle büyütülmüş çocuklarız, hep birlikte ve imeceyle, birbirimizi haberdar ederek hasadını yapıyoruz ve bu yolla da gelecek nesillere bir faydamız oluyor belki:) Ben de teşekkür ederim; bu imecemizi, birbirimizi tetiklememizi ve bu imecenin paydaşlarını seviyorum sonuçta:)

    YanıtlaSil
  6. Okurken yaz geldi buraya :) Marquez'ler, şaraplar ve akordeon. Oturduğum yerde mutlu oldum iyi mi :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar sevindim yaz geldiğine ve mutluluğuna ortağım:)

      Sil
  7. Kitap, müzik, şarap... Bayılırım böylesi geçişlere:)
    Bolano arasına ufak ama dolu dolu bir kitap da ben söyleyeyim mi? Marquez deyince aklıma geldi. Gerçi söz konusu o olduğuna göre belki okumuşsundur ama eğer henüz okumadıysan On İki Gezici Öykü'yü hararetle tavsiye ederim:) Keyifli okumalar, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep okusam diye düşündüğüm kitabıydı, alınacak ve okunacak demek ki:) Teşekkürler, sevgiler...

      Sil
    2. Hatta alınmayacak, ama okunacak:) Oğlanın kitapları arasında görmüştüm dedim birden ve az önce gördüm ki oradaymış:)

      Sil
    3. Benim de herkese ilk tavsiye ettiğim kitaplarından (diğeri Kırmızı Pazartesi) :)) Marquez'e dair bütün her şey o kitaplarda var. Gerçekten lezziz bir iştah açıcı. Keyifli okumalar şimdiden :)

      Sil
    4. Kırmızı Pazartesi'yi okudum, bunu da okuyacağım, teşekkürler:)

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP