12 Mart 2021 Cuma

Kısa Günün Kârı

"İçimde fena bir isyan var, yetti artık şu cumartesi-pazar sokağa çıkma yasakları... Özlüyorum, hafta sonu tatlarını," demiştim. Duyulmuş sesim, ne güzel! Kırmızı listede olsak da, sadece cumartesi çıksak da, mekânlarda oturamayacak olsak da; yine de sabrın ruhu tüketir hale geldiği bir anda zıp zıp zıplıyoruz. Ve ayrıca öyle bir zamanlama ki geçen cuma günü akşam saatlerinde ilk leyleklerin bir kaç tane de olsalar geldikleri haberini alan tatlı kadın, müjdeyi veriyor. O an, bizim de mekânlarda oturabileceğimizi düşünmekte olan ben, kendimi, miss gibi tandırın suyuna ekmek banarken görüyorum.

Sabah için anlaşıyoruz. Okulun orada buluşalım, diyoruz. Giysilerimi yastığımın altına koyuyorum. Kalbimse çocuk heyecanlarında.

Kasım ayından sonra ilk kez delta! Ve kasım ayından sonra enn sevdiğim kadınla koca bir gün...

Yola çıkıyoruz. Telefonunda müzik setine aktarılan, güne özel bir seçki. Melike Şahin konuşuyoruz. Dün akşamı anlatıyor: İnternet üzerinden meyhane ortamı Britanya'da; pandemide bile olsa hayatın güzelliğini, bir de Galce sohbeti... Ne renkli, ne tatlı, ne güzel bir kadın, diye düşünüyorum. Ruhum çiçek açıyor.

Engiz girişinde, geçen yıl ilk leylekleri gördüğü ağaçlardan söz ederken bu tatlı kadın; O ağacın hizasında ve ana yolda yavaşlıyor. Şimdi zıp zıp zıplıyor. Çok sevinçli. Çok da sevimli. Durdu. Oradalar! Elektrik direğinin üzerindeki mini trafonun üzerinde. Bir tane. Bu, evi toparlamak için önden gelen evin erkeği. İniyoruz ve onu izliyoruz. Bu bir umut anı. Bahar müjdesi.

Sonra kaptan ana yoldan vazgeçiyor ve ona paralel toprak yola dalıyor. İlk kez bu yoldayım; bahar "Ben geldim artık," diyor. Çiçek açmış ağaç el ediyor. Duruyoruz. Enn Sevdiğim Kadın ilk marteniçkasını bu ağaca bağlıyor! Ben bileğimde saklıyorum. Dileğim upuzun bir yolculuk. Onu hissediyor. Biliyor, ama ben yine de saklıyorum.


Yanımızda her ihtimali gözeterek aldığımız Salih Usta börekleri var. Gün cumartesiyse hakkını vermeliyiz. Bir ritüelle başlamalı o halde. Pide! Hem de Dedem'den...

Kıvrılıyor ve tekrar ana yola çıkıyor kaptan, kontrol etmemiz gereken bir kaç yuva var.  Köşedeki kahvehanenin ağaç altı masalarında çay içen amcalar... Dışarıda oturulabiliyor mu acaba? Ne zevklidir bilseniz orada çay ve elbette kahve içmek. Günü batırırken ve deltaya veda ederken...

Sevdiğimiz salaş kebapçının yerinde artık bir balıkçı var. Daha yakıştığını düşünüyor enn sevdiğim kadın; çünkü yanları da balıkçı, ve arka tarafta, ırmak kenarında, denizden yeni çıkmış balıkları yemek pek zevklidir, gün batımında.

Yanaşırken pideye, ürküyoruz, Dedem terk edilmiş gibi. Yok yok terk edilmemiş, tamiratta... Bir an el mi değiştirecek, diye korkuyorum. Bir aile işletmesi ve ilk günde gönlümüze taht kurmuş mekân. En sevdiğim kaptan satışta olduklarını okuyor, asılı olan bezde; yan yola kıvrılıyor ve sevimli parkın köşesinde duruyor. Hoş bulduk.

"Biri kıymalı, biri köy peynirli iki pide lütfen."

Takılıyoruz verandasında. Bu tatlı kadın verandanın sokağa korkuluğunun üzerine ata biner gibi oturuyor. Sırtını üst verandayı tutan beton kolona dayıyor, bacakları iki yana sarkık, keyfinde sigarasının. Bu afacan çocuk an, kaçmamalı. Kaçırmıyorum.

Pideler artık hazır. Yanlarında turşu paketi. Ev yapımı.

Şurada piknik yapsak dediğim bir yer var. Bir de son keşif ırmak kenarında bir nokta! Daha önce şurada piknik yapsak dediğim yola sapıyor. Oraya varmadan bir alan "Durun bakalım," diyor. Karşı dağlarda kar. Zemin yumuşak. Mevsim geçişi iki mevsimli fotoğraf karesinde hapsoluyor. Komşusuysa, şurada bir gün piknik yapsak fikrini daha önce zıplatmış olan yer. Fakat su dolu! Muhtemel ki kenarlarındaki toprak da yumuşak.


Enn sevdiğim kadın bir seçenek sunuyor. Diyor ki: "Niye?" Cümleye aslında "Sahil Kafe yoksa," diye başlıyor.  Ve devamında Sahil Kafe'yi var ediyor...


Saklı yoldan devam ediyoruz. Burada, bildiğimiz leylek yuvaları var. Şu ana kadar trafo dışında leylek görmedik. Hatta az önce enn sevdiğim bakkalda durduğumuzda hem yol kenarlarındaki hem de tam kavşaktaki büyük elektrik direğinin üzerindeki yuvalara da baktık. Kimsecikler yoktu... Bu bakkalaysa bayıldığım malum. Kibar bir genç, söz etmiştim. İki kola, iki su ve çocuk sevinçlerimi zıplatan ve sadece köy bakkallarında olan bir şey alıyorum.

Galeriç ormanlarının arkasına kıvrılıyoruz. Epey ilerliyor, buraların eski halini konuşuyor, söz yine akşamdan bir Melike anektoduna dönüyor. O anlatıyor ben gülüyor, bu seneki susuzluktan dem vuruyor ve enn bayıldığımız mekânda duruyoruz. Fiziken yok ama bizim için hep olacak Sahil Kafe'nin toprağındayız şimdi. Enn sevdiğim kadın düzeneği kuruyor. Sahil Kafe'nin ölmesine asla izin vermiyor.

Yüzümüzü denize dönüyoruz. Bir an kıyıya, o son masanın olduğu yere kursak mı?  diyor, rüzgar masayı rahat bırakmaz hem de üşütür diye, ürküyorum. Toprağını terk etmiyoruz.


Pideler enfes. Özlemişiz. Köy peynirlisini tüm peynirli pideler içinde tek geçeriz. Hakeza kıymalısı da özgün. Hatta yerken konuşuyoruz: "Tıpkı çocukken, içi evde hazırlanmış ve mahallenin fırınında pişirilmiş gibi. "


Hepsini bitiremiyoruz pidelerin. Karışık ev yapımı turşu ne renkli, ne güzel. Tüm ailenin bir arada olduğu ve evin hâlâ banyo koktuğu pazar sabahları tadında. Arada bir, dün gecesine götürüyor beni en sevdiğim kadın; onun anlatımıyla masaları dolaşıyor, ülke dışında kalmış ünlülerle sohbete katılıyorum ve şu uzun tren yolculuğu hayalimizin yönünü bu kez de dün akşam masalarının coğrafyasına çeviriyorum.

Arada bir de, sahipsiz kalışına üzülüyoruz deltanın. Ve eski başkanı anmadan geçemiyoruz yine! Çabuk çıkıyoruz bu andan, çünkü delta ne yapılırsa yapılsın cebinden tavşan çıkarabiliyor. Çok yetenekli ve çok dilli çünkü.

Biraz ilerimizde Hatay plakalı bir araç... Onun ardında ve kumsalda gönüllerince top oynayan bir aile. Bu plakayı ve şehri seviyoruz. Bir an pandemiye küfretmeyi aklımızdan geçirsek de kıyamıyor, o da farklı anılar biriktirmemize ve belki de zaman denen şeyin kıymetini anlamamıza vurgu, diye gülümsüyoruz.

O ara çekik gözlü mavi kuşa yöneliyor, poşetin içinden alıyorum markası bilinmez, köy tadında ama ambalajı çağa uymuş gofretlerimizi.


Önce bir hatıra fotoğrafı. Oh ne güzel! Ambalajın içinde iki ayrı paket. Açıyorum, heyecanla, ilkini... Bu bilinmez ve Anadolu şehirlerinden birindeki firmayı seviyorum. Kanım kaynıyor ona. Çocukluk gibi an! Açıyorum ikinci jelatini, okul disiplininden çıkmış çocuk telaşında. Alıyorum ilk gofreti. Isırıyorum; o çocuk tadı istiyorum. Üzerinde doğal şekerle yapıldığına vurgu var, paketin. Gözlerim kapanıyor. Bir zaman sıçraması. Muhteşem bir an. Eski bir mahallede Bakkal Hasan'ın dükkanında açık lokum ve yanındaki tane işi gofretlerin arasındayım. Bayılıyorum. Bu bir sanrı da olabilir! Teyit etmem gerek. O'na bakıyorum. Gitti. 

Bakkaldayken bir an vanilyalı yok sanmıştım. İlk kakaolusunu görünce aranmış bu kez fındıklısı ile karşılaşmış, tam vaz geçmek üzereyken mavi ambalaj "Buradayım," demişti. Şimdi bir gofret güzellemesi yapma ve anılar içinde yüzme zamanı. Bir de çay olsa mıydı? Fakat o da ne? Ahh delta, güzel delta, dur durak bilmeden sunan delta.


Uzakta bir kuş sürüsü, uzun yoldan geliyorlar, ilk gördüğümüzde -tankçı deyimiyle- kama düzenindeler, sonra bir bakıyoruz sağa kama, sonra bir bakıyoruz bu kez sola kama, sonra tekrar klasik kama derken... Tam önümüze vardıklarında bir dans gösterisi başlıyor. Şekilden şekile giriyorlar ki bu bir coşku! Deltaya, yazı geçirecekleri yazlıklarına varma coşkusu. Bitmez tükenmez bir gösteri.


Doya doya seyrediyoruz. Ne numaralar, ne  numaralar! Bir dağ esintisi altında olsak da içimiz sıcacık. Gösteri bitiyor, sahneye dizilip selamlarını veriyor ve tekrar yükseliyorlar ki artık buradalar, sağ salim vardılar ve sıklıkla görüşeceğiz. Isınacak ve renklenecek dünya.


Bu şahane karşılama anının ardından toparlanıyoruz. Ve sola dönüp üst yola yönelirken daha önce marteniçkalarımızı bağladığımız ağaçların önünde duruyoruz. Bugüne kadar hep üzerindeydiler, ne kadar aransak da bu kez yoklar. Şimdilik bağlamayı düşünmüyorum. Geçen yıl leylek köyünün kıyısındaki bamyalara bağlamıştı enn sevdiğim kadın ki fikrim o yönde. Önümüzdeki haftalara bakacağız.


Varıyoruz Ponilerin ve elektrikli araçların olduğu noktaya. Hava sert ve sabahki sıcaklık yok artık. Araç kiralamaya da gerek yok. Oysa sabahki hava tahrik etmişti, gün parlaktı ve kesin kararlıydık. Şu an donuk. Sazlıklarda yürüyor, suyun azlığını sürekli tekrar ediyoruz. Delta bugün yoğun. Çocuklar mutlu çünkü ipini koparmış bir coşku içinde Poniler. Nasıl yuvarlanıyorlar, zıplıyorlar, bir koşu oradan oraya uçuyorlar, birden çocukların arasına karışıp onlarla oynuyorlar. Nefes almış insan yüzleri mutlu. Burada pandemiye yer yok.  Ve kesin olan şu ki hafta sonunda leylekler buradalar!

Günün ruhları dürtükleyen saatleri. Kaptan çıkıyor otoparktan, düşüyoruz yola. Yol kenarında bir teyze ve yanında mini mini bir kuzu. Bahar, günün bu saatlerinde pek hissettirmese de, ben geldim, diyor. Artık, belki bu haftasonu daha çok ağacı çiçeklerle görmenin yanı sıra daha çok leyleğe hoşgeldiniz diyeceğiz.

Bir de güneş olursa var ya!

Mandalarsa her zaman oldukları yerde bizi bekliyorlar; oradaki leylek yuvaları da henüz boş. Mandalarla sohbetsiz bir delta günü olamaz! Can dostları yanaşır yanaşmaz, üşüşüyorlar. Sohbet gırıla... O ara sahipleri geliyor. Eve dönüş vakti. "İçeri geçin birlikte fotoğrafınızı çekim," diyor. Teşekkür ediyoruz. O kapıyı açıyor, bir fırtına gibi çıkıyorlar, telaşla karşıya geçiyorlar ve evlerine koşuyorlar.


Geçerken gözüm kayıyor. Muşta Lokantası'nın dış masalarında oturanlar var. Bir de dışarıya servisimiz var pankartı asılı, yukarıdan aşağı!

20 yorum:

  1. Sevgili Okul Arkadaşım,
    Öyle fotoğraflara baka baka, doğayı gözümle canlandırarak, yeni gelen leylekleri görmenize imrenerek, hani neredeyse daha önce orada bulunmuşum gibi, arkadaşlarımı uzun aradan sonra yeniden görmüşüm gibi okudum, izledim.
    İçinize sinsin, daha niceleri olsun, ennn sevdiğiniz tatlı kadına baki selam lütfen. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Okul Arkadaşım,

      Ne mutlu bana:) Çok teşekkür ederim, selamı ileteceğim, daha çoookk delta yazacağım muhtemelen, çünkü anlatacak hikâyeleri bitecek gibi değil onun:)

      Sil
  2. İçim açıldı resmen, içim! :) Nice keyifli seyahatleriniz olsun!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kez daha ne mutlu bana:) Şu günler geçsin ve hepimizin olsun, daha çok anlatılsın ve daha çok okuyalım, imrenelim ve daha çok seyahat edelim, dilerim ben de:)

      Sil
  3. boz gezmeler ancak doğa paklar bizi zaten kalabalıklar değil

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapacak en iyi şey doğada gezmek bu aralar, çok uzağa gitmeden ama:)

      Sil
  4. Nasılllll güzel bir gün yaşattınız okura, ennn sevdiğiniz kadınla! Çok teşekkür ederim..
    Cuma hızla okudum, Pazar yeniden sindire sindire okudum. Kuşların (sığırcık mı acaba?) dansına bayıldım. Benim de çokk sevdiğim (ama sadece yazı sayesinde hiç göremeden!) bir kadın var böyle sevinir leyleklere hatta hemen mesaj atar Yaren leylek yuvasından canlı yayın diye. Leon gelecek mi, tam nerede bilir.. Ah böyle kadınlar çevremizde olduğu için ne şanslıyız!!!!!
    Yalan yok ben de özledim çok özledim yazdığın her satırı Buraneros! Ama ben kıymasız az yumurtalı ıspanaklı pide alayım :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevindim:) Kuşlar sığırcık değil, nedir diye düşünmedim aslında ama uzman bilgisi almak gerek, sonuçta bir kuş cenneti burası ve 340 civarında tür var. Ve o danslar hiç bitmez, peki binbir çeşit sesler biter mi? Ben teşekkür ederim. İki yönlü bir teşekkür bu ki ilki övgü için ama daha önemlisi heyecanlandırdığın için. Çünkü bir an, gelmişsiniz gibi hayal ettim ve plan yaptım. Ispanaklı pide demişsin ya, oysa ben o gün gelirse, ilk şu pideciden başlarız diye düşündüm. Sonra sıra sıra... ve en iyisi şuydu dediğiniz noktada da bir gala gecesi:) Not: Siz, çoluk çocuk, eş manasındadır! Şu da bizim bile aklımızı alan bir pideci: https://laparagas.blogspot.com/2019/12/oysa-ki-sadece-pide-yiyecegiz-sanyorduk.html

      Sil
  5. Ne güzel anlatmışsınız ve betimlemişsiniz yine,yeniden. O güne bir misafir oluverdim yazınızı okurken :)
    Kuş sürüsünü de çok güzel yakalamışsınız bayıldım fotoğrafa 😊
    Ben hala o eski hafta sonularını özlüyorum. Yine dışarıya çıkıyoruz elbette ama her çıktığımızda şahit olduğum manzaralar kolaylıkla eskiye dönebileceğimizi göstermiyor maalesef. Hem psikolojik hemde insanların bazılarının bilinçsiz (mesafe,maske kuralları) bir şekilde davranmasından dolayı.

    Bu güzel günün yazısı için de tekrar teşekkürler 😊🌸

    YanıtlaSil
  6. Bu deltanın sürprizleri hiç bitmez ki, hayalet ağaçları bile var. Eski haftasonları ne yazık ki bir süre daha eskide kalacak, üzgünüm. Sonuçta doğada insan daha az ve maskeye gerek kalmıyor. İyi bir zaman dilimi çünkü insan şimdiki zamandan sıçrıyor ve -mesafeye özen göstererek- maskesiz yıllara dönebiliyor, ta ki şehre dönene kadar:) Ben de bu hoş yorumun için teşekkür ederim:)

    YanıtlaSil
  7. İki defa yorum yazdım, ikisi de uçtu😭 🤓
    ... Şöyle bir şeydi.
    Deltaya gidilmişse, Leylekler de karışlamışsa, sezon açıldı demektir. Birkaç hafta sonra delta daha da güzel olur. Doğallığıyla, özgünlüğüyle...o tatlı kızı ben de çok severim. Yazının rüzgarıyla uçtum tabi ki. eski günlere; o küçük yarı pub, yarı meyhane tipi mekanlarda arkadaşlarımla birlikte olduğum anlara.. ne güzeldi.😉
    Yazın da öyle... aldı götürdü işte. Artık bundan sonra doğaya küçük açılımlarda bulunabiliriz. Daha nice keyifli gezilere sevgili buraneros...İyi haftalar dilerim. 🌈🌞

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloglar bunu bu ara hep yapıyor, son güncellemeden sonra bir haller oldu. Senin başına gelen benim de başıma geldi, artık yorumu yazınca kopyalamadan yayınla demiyorum:) O günler gelecek de şu aşı işini bir halledebilirlerse:) Daha nice gezilere, evet! Ben de iyi haftalar dilerim:)

      Sil
  8. Mandaları ilk kez Durağan'da görmüştüm çünkü bizim buralarda (Kocaeli)
    hiç yok. orada hatta kömüş deniyordu. ah keşke dönsem o günlere. o zamanlar kaçma yollarını arıyordum ama 4 sene kaldım. ama yerel kasaplardan aldığımız kıymayla yaptığımız köftelerin tadını unutamıyorum, yok böyle bir lezzet.
    yazınla oralara gittim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Durağan'ı severim. Yukarı yaylası üzerinden Alaçam'a geçmeyi de, Samsun'a dönüşümü genelde o yoldan yapardım; gemi telsizleri radyonun fm bandına karışır ve çok net dinlenirdi çünkü, çocukluk işte:) İş gereği çok gittiğim bir yerdi ve epey kasap müşterimiz vardı. O coğrafya genelde güzel zaten. En güçlü kasabı, restore edilen hanın çaprazındaki Yayla'ydı, bir çok kasabın araçlarının yedek parça tedarikçisi bizdik, tahsilata giderdim:)

      Sil
  9. Senin şu yaşadığın anları yazma sanatın beni öldürecek.. Ve ne zaman okusam geçen yıl duyduğum fıkra geliyor aklıma. Unutmasam da bir ara anlatsam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık yazmayacağım o halde. Kıyamam:)

      Sil
    2. Ölürümden kasıt, kalbimin duracak noktaya gelmesi. Çözümü buldum ben, arada durup nefes alıp, soluksuz okumaktan vazgeçtim. Bir de miniminnacık bir kıskançlık var tabi, onu da halledeceğim. Ayrıca yazar vazgeçerse, okur nasıl beslenir? Düşün bi Yaşar Kemal yazmamış olsa?

      Sil
  10. Yaşar Kemal kim?

    Yorumu okuyunca ve Yaşar Kemal'i görünce, direk olayı Sinyor Carlo'ya bağladım, sonra dur dedim sıcağı sıcağına espri de olsa yazma, sonra düşün öyle yaz, dedim:) O kim ben kim diyerek yere indim bu arada ve yazdım işte:)

    YanıtlaSil
  11. Yazınızı keyifle okudum, okurken adeta yaşadım. O içini hazırlayıp verdiğimiz pideler geldi aklıma:)

    YanıtlaSil
  12. Bu pide de onları aratmayanlardan çünkü belirttiğim gibi aile işletmesi ve aile efradı aynı binada oturuyor, evde hazırlanıyor içler ve de yöre yoğurdundan ayranlar:)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP