29 Ekim 2008 Çarşamba

Aranıyor Bir Kafa ve Bir Kalp


Güneydoğu'da ya da yurdun değişik yerlerinde çocukların ön saflara sürülmesiyle yapılan eylemler üzerine basın toplantısındaki siyasetçiye sorulan soruya verilen yanıt üzerine, durdum.

Donmadım, şaşırmadım , sadece o hale acıdım... Hem de çocuklardan daha çok acıdım...

En azından biliyorum ki, çocuklar sadece içlerindeki safiyane heyecanların bir oyunu gibi algılıyorlar durumu, masumlar...

Ve belki de ilk kez, devlet ön yargısız ve sevecen. Ve ilk kez, hiç değilse(!) o çocukların eylem alanlarındaki durumlarının, kullanılmışlıklarının farkında...

Ama ne yazıkki! İnsan adına, ismi lazım değil şahsın adına üzgünüm; üzgünden öte ,çokca ihmallerine, bir çok haksızlıklarına rağmen yine de bu ülkenin ona tanıdığı haklarla seçilebilmiş, oralara kadar gelebilmiş, siyaset yapabilen, bu ülke insanlarının alınterleriyle kazandıklarının vergilerinden ve uğruna mücadele ettiğini ''sandığı'' insanların yaşam koşullarından çok ötelerde bir standart oluşturabilecek kadar kazanan bir milletvekiline ve en çok da bir kadına acıdım.

Kendini referansladığı ideolojinin temel dayanağının hümanizm olduğunun bile farkında olmayan; sığ, kültürsüz, samimiyetsiz, seçkinci iki yüzlülüğün çok bilmişlik taklidindeki cahilliğine acıdım...

Kıvrak bir yanıtla faka bastırma edaları taşıyan, soruya çok zekice cevap vererek soranın önyargılı tavrını parçaladığını sanan insanlıktan bunca uzak gülüşündeki beceriksiz, sığ sıkışmışlığa acıdım.

Sorulan, ''Siz çocuğunuzu eylemlere gönderir miydiniz?'' sorusuna: Çirkin, yakışıksız, samimiyetsiz, sıkışmış, sahiplendiği ideolojinin gerçeğine ve derinliğine cahil, insan sevgisini dış kapının mandalı haline getiren gülüşle verilen ''Çocuğum olmadığı için bir şey diyemiyeceğim ''şeklindeki, anlamı olunca bakarızda vücut bulan yanıtın zavallığının çirkin uyanıklığına acıdım... Ve iğrendim.

Hayatımda ilk kez bir insandan iğrendim... Çok gaddarlar gördüm, çok dramatik olaylara tanıklık ettim. Ama hiç değilse onlara baktığımda, durumu kendilerince sahiplenerek ortaya koydukları savunularındaki netliği, açıklığı, sahiplenmeyi gördüm. Burada her sözcükteki, her mimikteki iğretiliğe iğrendim...

Bir etnik kimliğe sırtını dayıyarak paşa paşa maaşlar alıp, sahne yıldızları gibi göz önlerinde olmanın keyfini çıkaran bir siyasetçinin, her şeyden önce bir kadının: Ne insan, ne kadın olamama haline acıdım... Evet sadece acıdım ve iğrendim...

Gönderirdim ya da göndermezdim diyemezken, aslında yanıtı aşikar biçimde göndermezdim olan, tam anlamıyla altına yapmak halinin pişkin gülüşüne iğrendim...

Ve bu ülkenin genelinde var olan, hiç bir kimlik ayrımcılığı içermeyen, geniş kitlelerin özgürlük, açlık, eğitim, sağlık gibi sorunları ortadayken; onları, kendi derdi sayıp peşinden koşmak, takipçisi olmak varken; kültürsüz, insana bu kadar uzak çapsızların çapsız hesapları için çocuklarını yitiren annelere, o annelerin gencecik fidanlarına üzüldüm... O kadına sadece acıdım, insan olmaktan çok ötelerdeki zavallığına... Ve iğrendim.

Ve bir insanın çocuklarla ilgili bir soruya ve o çocuklara bu kadar uzak olmasına, onları kendi dar kafalı bilgisiz ideolojisinin savaş silahı haline getirmesine ve bunu haklı kılar gülüşündeki sevgisizliğe acıdım. Bir çocuğa üzülmek, ona kıyamamak için anne olmaya gerek varmı ki sorusu ve yanıtı bile anlamını yitirdi, çocuklara üzüldüm...

Ve düşündüm!.. Aslında bu türden sığlıkları, hayvanat bahçesindeki gibi televizyon ekranlarından sürekli kamuoyuna kendi sözcükleriyle sunmak gerektiğini; saklıda kalmışlığın kahraman yaratan hallerinden çıkarıp, gün ışığının tökezleten şaşkın durumlarının gerçeklik halleriyle teşhir olmaları için...

5 yorum:

  1. benimde kadının gülüşü hala aklımda, hatta nedense o kadar net kazınmışki her bir ayrıntısını yazabilirim şuraya.

    cevabı savundukları şeyle çelişen bir cevap oldu onunkisi. yazık dedim sadece. lanet olası, insanlık dışı bir terör eylemi için bile; hakkını vererek cevap vermekten aciz bir insan.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Buraneros,
    o kalp ve kafa eksik olduğu için birbirinin farklılıklarını kabul edemeyen bir topluma dönüştük zaten. Bu yüzden öfkeleri besleyip, bizi mutsuz eden yüzler yerine yüzümüzü birbirimize dönüp; hıncımızı etnik kimliklerimizden çıkarıyoruz. O sahneyi gördüğümde ben de lanetler yağdırdım. Çocukların öfkeye ortak edilerek büyüdüğü bir topluma hiç bir ideoloji ve ezilmişlik açıklama getiremez. Bence onlar duyularını ve duygularını kaybetmişler. Belki bu yüzden bu ülkede siyasetçi kimliğiyle yaşıyorlar. Ellerine sağlık sansüre dalıp arada kaçırdığımız bir sahneyi anımsattığın için.

    YanıtlaSil
  3. Kaba bir tabiri biraz kibar yaparak yazmak istiyorum :)"bekara hanım boşamak kolaydır" derler ya..onun gibi.

    İçinde olmadan, hissetmeden, birebir o duygunun nasıl bir yoğunlukta olduğunun bilincinde bile değilken..konuşmak, söz söylemek, her zaman kolaydır.

    YanıtlaSil
  4. işte insanın robotlaşmış hali.

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP