3 Mayıs 2012 Perşembe

Tekrarı Olmayacak Bir Carmina Burana Gecesi

Uyarı
Bu yazının içinde ve etrafta, kısa bir süre önce hayatı cuma tadında yaşayan bir fani tarafından iksir içirilerek görünmez yapılan çok sayıda ve oldukça zıpır iyi ki vardır. Okurken kafanızı gözünüzü sakının..

Belki de anlatmanın benim açımdan en zor olduğu gecelerden biriydi Carmina Burana Konseri... Şahane kelimesinin yetmeyeceğinin kesin olduğu, anlatılmaz yaşanır klişesinin belki de ilk kez gerçek karşılığını bulup değer kazandığı bir konser akşamıydı...

Bense, günlerimin hepsini cumaya çeviren sebebimle aynı salonda, üstelik de aramızda bir sıra ve  beş koltuk varken ve an itibariyle aynı havayı soluduğumuzun farkında değilken...  uzun zaman sonra bir konser salonunda yalnız değildim.

Ve üstelik o gece ufacık bir izden yola çıkarak tamama erdiremediğim şahane bir serseriliğe imza atacağımın, bu erdirememişliğe ertesi sabah  sevineceğimin ve yine o gecenin sabahında; "Her halde bir insanın sahip olabileceği en güzel anlardan biri kendini, çenesi ve yanağı avuç içiyle yumruk olmuş parmaklarının arasındayken; en saf, en farkındasız bir tebessümle ve bütünüyle önündekinden kopmuş, bir önceki akşamı izleyen, hatta o akşamı bitimi upuzun bir şarap gibi gittikçe çoğalarak yaşayan bir vaziyette yakalamasıdır. Ben kesinlikle yaşamın bahşettiği adamlardan biriyim, bu çok net. Sadece şu sabah yaşadığım, tarif etmeye çalıştığım ana bile asla paha biçilemez." cümlelerini kuracağımın da farkında değildim.

Ama kurdum.

Bunun hayatımın en zor yazılarından olacağını biliyordum. Çok severek yazdığım ve kendi yazdığımı çoğu zaman sanki başka biri yazmış gibi okuduğumda gerçekten beğendiğim bazı yazılarımı aşması gerekiyordu bu geceyi anlatanın...

Ama ben bu geceyi anlatacak kelimeleri seçemiyordum.

O muhteşem orkestra, o muhteşem koro, üç muhteşem solist,  yine muhteşem son derece disiplinli, kusursuz çocuk korosu ve istemsizce, bütün samimiyetimle "Büyüksün Maestro hem de çok büyük!" diye haykırmak istediğim  Şef  Rengim Gökmen'in yaşattıkları geceyi; bütün duyguları, anları, emeği, güzellikleri,  tüm salona hissettirdikleriyle anlatabilmek için en az bir cilt kitap yazmak gerekiyordu ki o çap da bende yoktu.

Eser zaten muhteşemdi. Bu müziği seven sevmeyen herkesi kesinlikle etkileyecek, hiçbir insanın tüylerinden herhangi birinin duyarsız kalamayacağı muhteşem bir girişi vardı üstelik... Ancak bu dünyada binlerce kere yapılmış eylemlerden bir tanesini tüm ötekilerden farklı kılmayı başaranlar da vardı. Ve bu yaşamın altı kalın kalın çizilecek bir realitesiydi. İşte o gece belki de Carl Orff yattığı yerde en mutlu olduğu anlardan birini yaşıyordu.

Olayın teknik analizini yapmak beni aşar; bu noktada yorum yapmayı sevmediğim gibi yeteri kadar donanımım da yok, ama söz konusu duygular olduğunda üzerime pek de insan tanımam. Bir şeyi izlerken ya da dinlerken kötünün ne olduğunu bilirim. İyi konusundaki tek ölçüm ne hissettiğimdir. Kolektif alanlarda yükselen duyguların nasıl bir armoni oluşturduğunu da sezer, hisseder, yazıya da dökebilirim. İşte bu noktadan baktığımda bu konserin   dünya çapında bir performans olarak nitelenebileceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta daha da ileri gidip -bir tek hal dışında- hayatımda bir kez daha bir Carmina Burana gecesi olamayacak diyebilirim. Bu tadın üzerine başka bir tat koymak istemiyorum çünkü.  Bu unutulmaz gecede "oradaydım," diyemeyenler için çok üzgünüm.

Aslında tüm popülerliğine rağmen resmettiklerini fark etmenin yanı sıra, kendi resmini de yaratamayan dinleyici için zorluklar içeren, sıkıntılar yaratabilecek bölümleri de olan bir eser Carmina Burana. Bu noktadan baktığımda içimdeki ukala; verilen emeğin ve çalışmanın apaçık görüldüğü, son derece disiplinli ve coşkulu performans esnasında yer yer sahneyi alkışlarıyla ödüllendirmekte eksik kalan, o anları kaçıran izleyiciye kızıp bu yazının  içine "Sahne 10 İzleyici 0" gibi bir ibare koymayı da düşündü. Daha da ileri gidip ve bundan sonra mutlaka yapmaya karar verdiği üzere koltuk numarası vererek cep telefonlarıyla vedalaşamamış izleyicileri yazının içinde teşhir etmeyi de düşündü. Ama öyle bir final yaptı ki izleyici  ona da özür dileyip fikrinden vazgeçmekten başka bir çare kalmadı.

Muhteşem bir finaldi; terlemeyen izleyici kalmadığına eminim. Görkemli final müziğini bıkmaz tükenmez bir istekle sürekli çağırdı. Ve kelimenin tam anlamıyla da sahnedeki performansın ve emeğin hakkını verdi.

Sonra fark ettim ki ben izleyiciye kızmakta haksızdım. Kusur gerçeği algılamakta sorun yaşayan bendeydi; aslında tüm o eksik bulduğum anlarda izleyici kocaman bir büyünün esaretindeydi. Yaşadığı emsalsiz dünyadan geri dönmekte zorluk çekiyordu. Bu inanılmaz  rüyalar zincirinden kurtulup da bir türlü koltuğuna dönemiyordu. Yakaladığı her boşlukta, anın farkına varmaya çabaladığı her saniyede yeni bir rüya elinden tutup götürüyordu. Haklıydı seyirci.

Üç şahane solist Bariton Kevork Tavıtyan, Tenor Erdem Erdoğan ve özellikle muhteşem kıyafeti, sahnede duruşu,  bileziği, kulağındaki küpesi, saçının modeli ve alçak gönüllü, kendinden son derece emin edasıyla Soprano Görkem Ezgi Yıldırım ve elbette ki muhteşem koro  anlamadığımız bir  dilde söylerken şarkıları aslında akıllarımıza Türkçe alt yazılar geçiyorlardı. Öylesine muhteşemdi yorumları. Ve seyirci çok haklı olarak şaşkındı.

Şu satırları yazarken bile öylesine gecenin içindeyim ki ve şu dakikada bile içimden geçenlerin hiçbirini yazamamış olduğumu fark ediyorum ama elimden de daha fazlası gelmiyor. Çünkü geceyi anlatabilmek için herkesten, her saniyeden çok seçkin kelimelerle bahsetmem gerekiyor.

Oysa ben hala anın içinden çıkmayı başaramadığımı, hislerimi kelimelere dökmekte yetersiz olduğumu, bütün sermayemin gecenin ihtişamı karşısında fakir kaldığını fark ediyorum. Belki de duygularımı ve takdirlerimi ifade edebileceğim yegane cümle şu: Hayatıma bu kadar muhteşem bir gece kattığınız için teşekkürler.

Size de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP