14 Mayıs 2012 Pazartesi

Bazen Ben...

Aylardan Nisan Günlerden 13. Cuma...


Person Of Interest ile bundan yaklaşık bir bir buçuk ay önce bir pazar günü rastlaştık. Hayatıma katılmış olmasından çok mutluyum. Onda eski yılların "özellikle beklenen" dizilerinin tadını buldum. Gerçi büyük ikramiye vurmuş birinin, bu sayede çoğalan tebessümlerinin yanında amorti bile olamayacak bir dizinin yüze yerleştirdiği keyiften söz etmesinin de pek manası yok ya... konuşasım var işte.

Çünkü Kara Cuma:

Bugün yapılacak fazlaca bir iş olmaması sebebiyle akşamdan yapılacakları planlamıştım. Ağırlıkla avarelik promosyonları yerleştirmiştim gün içine...

Akşam dizi bittikten sonra göz attığım Kurtlar Vadisinde Polat Alemdar'ı omlet yaparken görmek; bu kez ele silah alıp bir kaç kişinin kafasına sıkma yerine daha hayırlı bir işe vesile oldu ve bende şiddetle omlet yapma arzusu oluştu. Ülkede durum nasıl bilmiyorum ama!

Person Of Interest hayatıma girince kötü bir şey oldu aslında; kadim dizilerimden Kurtlar Vadisi ile aramızdaki bağ aynı gün oldukları için doğal olarak koptu. Çünkü pazar günleri olduğunu sandığım Person Of Interest'in asıl yayın gününün perşembe olduğunu fark ettim. Gerçi Polat Alemdar her taşın altında olduğu gibi bu ayrılığımızın müsebbibi olarak da İsraili göreceği için kafama sıkılma riski yok.

Ben bugün için planlar yapıp içine de promosyonlar koyunca Kara Cuma da "senin kaderin senin elinde değil bende," dedi. Dolayısıyla gün ışıdığı andan itibaren aramızda bir güç gösterisi başladı.

Sabah omlet hayaliyle kalkışmıştım, kafada malzemeler reçete edilmişti, fakat ilk hayal kırıklığı dolap açıldığı anda yaşandı. O da ne?! Yumurta yok! Üşenilmedi ve en yakın bakkaldan gidip yumurtalar alındı. İç malzemeler ince ince kıyıldı, ki sebze ve peynir ağırlıklı bir omlette karar kılınmıştı. Buradan ötesinde bir sorun yaşanmadı; yayın akışındaki önemli sarkmalar dışında... Ha bu arada ben omletin yumurtalarını çatalla hatifçe çırpar ve içine iki yumurta için iki çorba kaşığı su koyarım. ( bilgi yıllar önce yayınlanan çok da güzel bir dergi olan Tat'tan alınmıştır. Fransızlar böyle yaparmış)

Normalde 8'de yapılıp aradan çıkartılan kahvaltı diğer aksaklıklar yüzünden ancak 10'da yapılabildi. Olsun dendi ve vücutta herhangi bir gerilim emaresi görülmedi. O arada mail yazmak için posta kutusu açıldı, ilk harf yazılacakken telefon!( hay dendi).

(Bu arada Vera ile ilgili yazıyı da yazma fikri var ama akışta yer bulmak gittikçe zorlaşıyor. Artık her şey ana kumandaya kalmış)

Maili yazmak arzum dep dep depreşiyor. Açıyorum e-postayı, yanıtla diyorum o da bana "E-Posta hizmetiyle ilgili bir sorun (bilgisayarınızla ilgisi olmayan geçici bir ağ bağlantısı sorunu) oldu. Lütfen daha sonra yeniden deneyin." diyor. Benim inadım inat ama onun ki benden inat.

Sonuçta benim inadım onu yendi ve Kara Cumayı pembe yapan tebessüm koşa koşa gelip, boynuma sarılıverdi .

Yani durum normal, ben aptal aptal gülüyorum an itibariyle. Zaten bu ara yolda yürürken, bir yerde otururken, alışveriş yaparken yoldan gelip geçen herkese iyi geliyorum, eminim. Ne de olsa insanların birbirlerine selam verip gülmediği bir ülkede yaşıyorlar ve en azından aklından geçenlerin, okuduğu satırların, hayalini kurduğu mekanlar ve bazı hinliklerin tadıyla baktığı yerin farkında olmadan gülümseyen bir şaşkının, kendilerine gülümsediğini sanıyorlar.

Kasadaki kız soruyla karşılaşınca gülümsedi ama bu gülümseme bilgisi olduğundan değil de varmış gibi yapma eylemine yüklenmiş, "biliyorum kimse almadı" diye tercüme edilebilecek bir gülümsemeydi.

Kızın zekasını sevdim ama, çünkü böyle bir sorunun cevabının olumsuz olabileceğini o kısa sürede hesap edip doğru cevabı gülümsemesine yerleştirmeyi başarmıştı. "Bilmiyorum" deyip susmamıştı.( bir eleman asla bilmiyorum diyemez) Bir de poşetin içine "Acaba kimin CD'si?" diye düşünüp de bakmasaydı iyi olacaktı. O son hareketi yapmamış olsa belki gerçekten bu kız alakalı ve biliyor duygusunu geçirebilirdi karşıya.

Person Of Interest üzerine bir yazı yazmayı da planlıyorum bu arada...

Dün akşam D&R'a gidişim ve gelişim çok zevkliydi.

Mesela yolda bir büfeden bira alacaktım, adam "biz de sadece Efes" var dedi, normalde "olsun ya!" diyebilirdim. Ama demedim. Neden?

Bir de nedense gözlerim sürekli Tuborg levhası olan mekanlara bakıyordu.

Bildiğim hatta emin olduğum bir şey daha var.

1 yorum:

  1. büyük ikramiye... hımmm ;)
    bir de tuborg gold... yummy :)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP