13 Ocak 2012 Cuma

Labirent

Zaman zaman türeyen -içimdeki- "entelektüel" ukala çok bilmiş eleştiriler yapsa da, ben bu tavrı bizden olanları küçümseme eğilimlerimizin bir tezahürü olarak değerlendirdim.

Labirent, içimdeki ukalanın eleştirdiği noktalarına rağmen çok güzel bir sinema günü yaşattı bana. Bunun altını rahatlıkla çizebilirim. Üstelik öyle bir açılışı vardı ki filmin, öyle bir şok haliydi ki; inanmayacaksınız ama ağır çekim tekrarını bekledim, üstelik bu bütünüyle bilinçsiz, içgüdüsel bir tavırdı.

Filmin etkileyici jeneriği akarken, ellerinde mısır kutularıyla salona girmiş izleyicilere imrendim. Aradım. Almamış olduğuma pişman oldum.

Hırsız Polis  severek izlediğim -nadir- dizilerden biriydi ve Timuçin Esen orada bir polisi canlandırıyordu. O halini benimsemiş, beğendiğim oyuncular kategorisine dahil etmiştim. Bu filmde de aynı hali görmek, aynı ses tonunu işitmek başlangıçta yadırgadığım bir durum olmasına rağmen, alıştım ve oradakiyle yakın ama başka bir kimliğe taşıyarak izlemeye başladım, performansı beğendim.

Filmin bazı sahnelerinde bir sonraki hali tahmin eden ukala, sinema dilinin Paul Greengrass taklidi olduğunu söylese de, ben buna kulak asmadım. Çünkü bunu bir kopyalama olarak değil sadece beğenilen bir ekolun kendince yorumlanarak  uygulanması noktasından aldım.

Labirent, popüler sinemanın ajan-terör-terörist temalı filmlerinin tüm klişelerini içinde barındırsa da, üstelik daha önce de vurguladığım gibi olan biteni aşağı yukarı tahmin etseniz de, yine de ondan zevk almanızı engellemiyor.

Küçük roller dahil oyunculuk performansları, teknik alt yapı, kameranın devingen hali, filmin temasına son derece uygun, etkileyici ve başarılı müzik, dinamik kurgu, gerçeğe çok yakın sahneler ve tüm bu uğraşlardaki samimiyet kaçınılmaz bir biçimde insanı etkiliyor; tabii ki  her şeyde kusur arayan, nüanslardaki hataları bulup çıkarmaya seven, bunları öne çıkarıp filmleri yerden yere vurmaya bayılan biri değilseniz! Ben de -zaman zaman- Paul Greengrass'in bayıldığım Bourne serisiyle benzeştirsem de filmin işleyişini; film, ilerleyen dakikalarında ve bitiminde içimdeki ukalayı alt edip -iyi- yüreğime dokunarak, bunun özgün bir çaba olduğu noktasına taşımayı başardı beni.

Oyuncuların çok doğal ve hayatın içindenmişlercesine kimlikler haline getirmeyi başardıkları karakterler etkileyiciydi. Meltem Cumbul'a bayıldım. Hem fiziki görüntüsü hem de oyunculuğu kusursuzdu. Meltem Cumbul halinden ve daha önce oynadığı karakterlerden sıyrılmış ve tümüyle Reyhan(Suna) olmuştu. Özellikle- bu bilinçli bir tercih midir bilmiyorum ama- Hırsız Polisteki ana karakterlerden biri olan Mavi'den izler taşıyor olması, en azından dizinin ve Mavi'nin hayranı olan ben için Fikret- Reyhan(Suna) ikilisini benimsemek açısından kolaylaştırıcı bir faktör oldu.

Politik göndermeler de içeren ama bunların hiçbirini bir iddiayla oraya koymayan, temasını bunun üzerine kurmayan, bu noktada oldukça samimi olan filme; ritminden, kurduğu aksiyondan, yarattığı heyecandan,  polis-terörist-eylem üçgenine odaklı, karakterlerin yan hikayelerini de izleyiciye sunan "popüler" bir aksiyon filmi noktasından baktığımda izlemesi keyifli ve başarılı bir film olduğunu söylemem kaçınılmaz.

Üstelik film arasında aldığım küçük paket mısırı ikinci yarıdaki akışa kendimi kaptırdığım için erkenden tüketince;  neden büyük bir paket mısır almadığım için epeyi hayıflandım.

Yazının içinde vurguladığım noktalardan bakmayacaksanız, sadece iyi bir aksiyon filmi izleyeceğim ama beklentilerimi yüksek tutmayacağım, eleştirel bakan gözlerimi off konumuna getireceğim,  mısırımı yiyip kolamı içerken iyi vakit geçireceğim diyorsanız, diyebiliyorsanız, bu filmi izleyin derim ben!

Ötesi size kalmış.

4 yorum:

  1. Filmi fırsatını bulabilirsem izleyeceğim; ancak mısır konusu karmaşık, GDO sonrası mısırı hayatımızdan kovduk sevgili dost.
    Hırsız Polis'i izlemiştim. Timuçin Esen Gönül Yarası'nda da çok başarılıydı...

    YanıtlaSil
  2. Açıkcası yaşam öyle bir hal aldı ki sevgili Aysema; yeme içme işi de tam anlamıyla popüler kültürün eline geçti. Her gün bi taraflardan astrolog türevi gıda uzmanı fışkırıyor. Elbette içlerinde son derece saygın ve güvenilir, kendini bilime adamış insanlar da var. Ama medyamızın hali de malum. Kafa karıştırmayı endişe ve merak üzerinden haber yapmayı seviyorlar. Sana tümüyle katılıyorum; elbette sektörü, insanların ihtiyaçlarını istismar eden, gözleri paradan ötesini görmeyen insanlar var. Ama ben öyle bir noktaya geldim ki, ya yaşamın keyiflerinden vazgeçip herşeyden uzak kalacağım ya da...

    Bir gün bir doktor arkadaşıma şunu dedim: "Yemiyerek yaşayacağıma; eğlendiğim, keyif aldığım, yaşamın güzel anlarına eşlik eden şeyleri yiyerek ölim":))

    YanıtlaSil
  3. Hangi filme gidersem gideyim biletten sonra ilk alacağım şey mısır ve su :)
    GDO da hikaye. Her yediğimizi tartıyormuyuz sanki. Neler gidiyor boğazdan.. Evet önemli keşke dikkat edebilsek. Ama mevzu farklı..

    Film için, evet izleyeceğim ama sanırım evde :( sinema keyfi için değer mi sence ? Çok nadir çıkabiliyorum sinemaya işlerin yoğunluğundan.

    Neyse uzatmayayım :)

    YanıtlaSil
  4. Evde izlemeye değer mi?

    Zor bir soru:)

    Soru üzerine düşündüm ve kişisel olarak 'evde izlemeyi tercih etmeyeceğim bir film bu' kararını verdim. Fakat eğer izlememiş olsaydım, özellikle yönetmeni için ve filme verilen emeği gözeterek- meraktan- izlerdim.

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP