7 Ocak 2011 Cuma

Dokundu/m

ODTÜ'de "kötü çocuklar"ın yaptığı eylemin akşamında, Can Dündar'ın Canlı Haber'ine -ertesi günkü köşk davetine çağrılı oldukları için-konuk olan biri Gazi Üniversitesinden diğeri Bilkent'ten iki "cici" üniversiteliye baktığımda, o yaşları daha farklı koşullarda yaşamış biri olarak tebessüm ettim.

Daha önceki bir kaç yazımda bu "cici" çocukları şu hoşgörü ve anlayış cümlelerimle savunmuştum: Bu ülkede yakın tarihli bir nokta koyma(12 eylül) döneminin ardından, farklı oyuncaklarla düşünmekten uzaklaştırılan, evcilleştirilmeye çalışılan, biçimlendirilen, düşünme ve tartışma alanları daraltılan ve bunda hiç bir sorumluluğu olmayan bir nesil bu... Ve hepimizde biliriz ki insan algısı (merak duygusuyla eleştirel ve sorgulayıcı bakmayı öğrenemediği sürece) sunulanlarla biçimlendirilebilir bir şeydir.

Sevgili Arzu'nun bir yazıma yorum yaparken kullandığı, okuduğumda çok hoşlandığım, çocuk sevinçlerimi zıplatan "Sen de haddini bilmeyen yaramaz çocuklardan biriymişsin." tanımlamasındaki ben yine de "seçilmiş cici çocuklar"ın o yemeğe, ceket ilikleyip kravat takmayan yaramaz akranlarının başkaldıran eylemleri dolayısıyla katılabildiklerini fark edemeyecek kadar evcilleş/tirilebil/miş olmalarına üzüldüm.

Dizlerime yatırıp saçlarını okşamak istedim.

Bu ülkede tüm olumlu hakların kötü çocukların mücadeleleri ve kavgalarıyla elde edilmiş olduğunu anlamıyor olmaları açıkçası bana dokundu. O yemek masasında; akıllara bal çalmayı seven popülist siyasetin, bir imaj yaratımının "şeyleri" olarak yeraldıklarını anlamamalarına içim acıdı.

Pornografik ve yetişkin bir kurgunun "varlıklarını" topluma mesaj olarak sattığını... bu halin, cici çocuğunu sevip yüceltişini diğerlerinin gözüne sokan "terbiyeci" bir ebeveyn tavrı olduğunu görememelerine şaşır(ma)dım!

Yemek sonrası ekranlara yansıyan, o yemekte olmakla onurlandırılmış olmanın hazzını dudak kenarlarından akıtan, kullanıldıklarının farkında olmaksızın giyindikler büyük adam halli cümlelerini görünce de, ruhumda bir sisli hava oluştu.

Oluşan bu sisli havayı Elif Şafak Uncu'nun, yani şu üniversitedeki porno filmin kahramanı kızın "Bu yaptığım benim genel kişilik yapıma aykırı değil. Küçüklüğümden beri farklıydım ve bu farklılıktan hiç rahatsız olmadım. Ama hayatımda ilk kez anne ve babamdan habersiz bir şey yaptım. Akademik bir çalışma olsa da kabul edilmesi zor. Şunu söyleyemezdim değil mi: "Merhaba baba, ben bugün porno çektim, haberin olsun!"

Bunu Türkiye'deki hiçbir aile kaldıramaz. Benimkiler bile. Ama özel olarak onlardan saklamıyorum da...Ben kendimi sadece kendime ait hissediyorum. Bir şey yapıyorsam, bunu kendim için ve kişisel olarak değer verdiğim başka bir insana yardımcı olmak için yapıyorum. Başka biri sorsa asla kabul etmezdim. Ama Deniz'e "Tamam" dediğim andan itibaren bu benim için "iş"ti. Bu filmden pişman da olmadım. Yaptığımız yasak değil, buna rağmen çok fazla insanı çok rahatsız edebilir. Edecektir. Gelecek tepkilerden çekinmiyoruz.
" cümlelerindeki derinlik, farkındalık, diklik ve yere basış... ve elbette ki köşkte ağırlanmayıp dışarıda kalan kötü çocukların televizyon haberlerine yansıyan, öğrenci sorunlarına tam da içeriden dokunan, şirinlik kaygısı taşımayan, kasıntısız ve damardan cümleleri dağıttı.

Ülkeye olan umudum artarak devam ediyor.

Teşekkürler "Kötü ve Yaramaz Çocuklar"

5 yorum:

  1. http://laparagas.blogspot.com/"2011/01"/dokundum.html

    Bunu başlık olarak kullanmak istedim. Bir değişiklik yaptım eğer sen de fark ettiysen. Tarihi çift tırnak içine aldım.

    2001 yılında komünizm diye bağıran, ayaklarına kadar gelen -kötü niyetli dahi olsa- millet vekiline dahi taş atan öğrenciler sayesinde mi değişiklik olmuş! Haklar kazanılmış! Hadi oradan be demek istiyorum.

    O yemeğe giden öğrencilerin kullanıldığı konusunda seninle hemfikirim. Ancak söyler misin 21. yy. da sokağa dökülüp komünist söylemlerle polise, jandarmaya, millet vekiline ve hatta en üstte tutmaları gereken halka dahi sopalarla taşlarla saldıran öğrenciler mi bu memlekete fayda sağladı.

    Kaç yaşındasın bilmiyorum ama sanırım 70'ler ve 80'ler hakkında hiçbir şey de okumadın. Ne oldu o günün öğrenci liderleri, önde gelenleri?

    Bugün herkes kabul ediyor o dönemde gençlerin kullanıldığını. Şimdi ne fark var?

    İşçi partisinin peşinden giden bir genç ne kadar zeki olabilir?

    O kötü yaramaz çocukların sayesinde çıkmış yemeğe katılmışlar cici çocuklar. Hadi oradan!..

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Erkan Şen,

    Size ... 70 ler ve 8o ler hakkında hiç bir fikri olmayan, bu konuda hiç bir kitap okumamış, o yılları yaşamamış biri olduğu düşünülen ben; özellikle kendi fikrinin kesin doğruluğuna inanmış, negatif ve hesap sorar usluplarla yapılan, karşıyı bir şeybilmez sanan, farklı fikirleri kendi gerçeklikleriyle okuyup da anlamaya çalışmayan, sabit bakışlı, ısrarcı, öyargılı ve ideolojik polemiklere; sonuçsuz kalacağını bildiği için hiç bulaşmamayı tercih eden... bütün gözlem ve düşüncelerini mümkün olduğunca objektif bir biçimde blogunda yansıtan biri olarak; bu kadar ayrıntılı bir yorum yazdığınız, yazıya değer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Hadi bir polemik oluşturalım. Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu demediği ve militarizmi ve anarşizmi savunmadığı sürece tüm görüşler benim için önemlidir.

    Aynen sizin yaptıklarınızı yapmıştım aslında ben de.

    Örneğin siz Çankaya'ya bir davet sonucu giden herkesi "cici çocuklar" olarak çağırarak hiç ön yargılı davranmamıştınız da ben "komünist" diye ima bulunduğum için ODTÜ'lüler hakkında ön yargılı oldum.

    Mesela ben hep karşımdakini kendini bilmez bulur ve negatif cümlelerle eleştiririm. Sakın yanlış anlamayın sizin Çankaya'ya çıkan kişileri orada dinlemiş olduğunuzu bilmeden söyledim. Popülist politikacıların uşakları haline dönmüş gençlik çıkarımları yaparak da size haksızlık ediyorum zaten.

    Benim kimseyi savunmak gibi bir niyetim yok. (Ne "cici çocukları" ne de diğerlerini.) Ancak yanlışı gördüğüm yerde başbakan, bakan, vali, asker ya da sivil kim olursa olsun seslendirmek gibi kötü bir huyum var. Cevap yazıyor ve zaman ayırıyor olmamın başka bir nedeni de yok.

    Bana yönelttiğiniz tüm önyargılı, ideolojik ve bilumum çıkarımlarınız için ben teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Bir yazımı şu cümlelerle bitirmiştim:

    Ve etrafınızdaki insanları dilleri, dinleri, etnik yapılarıyla görmeyin, insan oldukları için sevin; işaretlemeyin!.. Çünkü birileri
    fena halde onu yapmanızı istiyor sizden; sizi yok etmek için... Siz istemeyin !.. Bazılarının; sanki bu toprakların insanı değilmiş
    gibi; özüne sözüne, şarkısına türküsüne, taşına toprağına, yazanına çizenine, yemesine içmesine, diline ninnisine yabancılaştığı ''Bu güzel ülkeyi tutkuyla sevin''

    Hiç bir yazımda ve günlük yaşamımda, hiç bir kelimeden ya da tanımdan çıkarak bir insana ya da bir topluluğa -topyeküncülükle- ideolojik adlandırmada bulunmadığım, oradan sorgulamadığım, eleştirmediğim ve benim için aslolan insan olduğundan ; ne "kötü çocuklar" derken, ne de okul adı zikrederken bir ideolojiye yaslanarak bakmadım olaylara, reel bir durumdan yola çıktım. Yani eylem başka bir okulda olsa onun adını zikrederdim, tıpkı haberlere çıkan gençler de olduğu gibi... "Cici çocuklar" ibaresiyle ilgili olarak da, eğer yazının giriş kısmındaki, daha önceki bir yazımdan alıntılanmış italik bölüm dikkatli okunursa eleştirinin nereye olduğu sanırım daha iyi anlaşılabilir. Elbetteki benim de bir siyasal görüşüm var. Ama bu farklı düşüncelere sahip insanları yaftalamama neden olamaz. Benim için aslolan, hiç katılmayacağım bir ideolojinin neferi de olsa kişi, inanmışlığındaki samimiyettir. Bu konuda pekçok da yazı vardır bu blogda...

    Yönetim erkinin koyduğu, şekil verip biçimlendirdiği, kullandığı ve örnek modeller olarak sunduğu, şeyleştirdiği gençliğe üzüntüleri dile getiren, hiçbir ideolojiyi kastetmeyen ironik göndermelerdi onlar. Tırnak içine alınmış olmasının nedeni de budur. Hayatımın hiç bir evresinde insanları, özellikle genç insanları suçlamak haddim olmadı, olamaz da. Ben hangi "kötü çocuk"tan gelirse gelsin nedenlerini ve söylenenlerin niteliklerini sorgularım, doğruluk ölçütüm ideolojileri değil ne söylemiş olduklarıdır. Allaha şükür ki, asıl suçluların kim olduğunu görüp bilecek kadar da tecrübem var. Onların zekalarını inandıkları ideoloji ya da partiyle ölçmem... Benim için bir insanla ilgili en önemli karar noktası inandıklarında samimi olması, bir egoya sırt dayayarak bilgilerini başka insanlara, özellikle kendini parlatmak, farklı kılmak niyetiyle satmamasıdır; klişe sözcüklerle bir takımın inanmış "siyasetdaşlarını" kendi (iktidar) çıkarları doğrultusunda kullanmamasıdır.

    Yani bu yazının özelinde özetlersem: Ne ODTÜ derken bir ideolojinin savunuculuğunu yaptım ne de cici çocuklardan kastım bir
    ideolojiyi eleştirmekti. Ben herhangi bir yanlışa yapılan çıkışı, başkaldırıyı, hak aramayı kendi doğrularımdan ve insandan bakarak sorgular ve düşüncelerimi o noktadan ortaya koyarım. Tek doğrunun benim doğrum olmadığını bilerek.

    Asıl ve tekrar ben size teşekkür ederim; eleştirileriniz sayesinde, bir anlamda yazının doğru okunabilmesi için, bir el kitabı oluşturmama neden oldunuz. Söz manasını dinleyenden aldığına göre; ben -hayata kendi duruşumdan yola çıkarak- kendi yazımı yazarken ve okurken ki niyetlerimin karşıya da geçeceğini sanmışım.

    Eğer merak eder, farklı bakış açıları da görmek, okumak isterseniz... O "bilmediğim dönem"e göndermeleri olan ve son cümlelerini bu yorumun baştarafına koyduğum
    "http://laparagas.blogspot.com/2008/08/hotel-rwandann-hatrlattklar.html" yazımı... ideolojik körlükleri de anlatan ve
    aslolanın önyargısızca insana bakmak olduğuna vurgu yapan, ilk bölümünün linki "http://laparagas.blogspot.com/2010/03/aksiyonlu-gunler-umur.html" olan yazılara göz atabilirsiniz

    YanıtlaSil
  5. Şimdi bakıyorum da ikimizde istediğimiz yere ulaşmış gibi gözüküyoruz. Öncelikle yeniden söylemekte fayda görüyorum yazıda tırnak içinde dahi kullanılmış olsa bir grubu yüceltirken diğerini aşağılamanız çok hoş değildi ve "hadi oradan be" (sadece tırnak için almamış olmam hata belki) nidasının sebebi tam olarak buydu. Birde yazıdaki tarafın çok belli olması tabii.

    İlk yorumdaki dil için daha fazla yorum yapmaya da gerek yok aslında.

    Şimdi şu son yorumun üzerine, siz de bakınca aradaki muazzam farkı görebiliyor musunuz?

    Farklı yerlerden de olsa aynı yöne bakmak böyle bir şey işte....

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP