15 Şubat 2026 Pazar
Canlar
Bu yakın tarihteki ikinci buluşmaydı ve erkekler üzerinden gidersek 4 numaralı erkek kuzenin ve pek sevdiğimiz gelinimizin evlerindeydi.
Hımmm dedim henüz masa vakti gelmemişken. Hımmm diye düşündüm bir süre ve ne alsam ne alsam acaba diye düşünürken ben, kitap olsun dedi iç sesim.
Sonra bizim pek yakışıklı gençler için hangi kitaplar olsun diye düşünmeye başladım ve hangi kitaplar tercihimle kısa bir toplantı sonrasında mutabakata varıp, onaylayıp kabul ettik.
Çok yakışıklı ve güzel gençleri olan bir aile olmamız yine gururlandırdı beni. Kendimle de gurur duydum, en büyük erkek çocuk kategorisinde ben vardım artık; ardımda kardeşim. Ve görüntü Kahraman dedem için söylenen sözü hatırlattı birden bana, çünkü liderliği henüz kızlardan biri alamamıştı ama ben ve erkek kardeşimden bir iki kişi sonrasında en büyük genç kızımızın alma ihtimali vardı.
Elbette yola çıkınca ve üç harfli akşamın içine keyifle akarken enn sevdiğim kadına uğradık; yoğun çalışıyordu ve bu nedenle ve son dakika kararıyla gecemize katılamayacaktı.
Hazırlıklarım tamdı, Gürcü şarapları candı, bir de görüntüsü çok hoş, ebadı tek kişilik bir pasta aldım ve kapısına dayandım. Açılan kapının ardından dengemi korumaya çalıştım ki kapıyı açan kadına kaçıncı kere, bir kez daha çok keyifle ve gururla bayıldım.
Dilim bir süre tutuklu kaldı, halime gülüşürken de dilim açıldı. İçim sel oldu aktı, öpüştük ve ben uçar adımlarla arabaya geçip kaptanın yanına oturdum.
İstikamet üç numaralı kuzenin eviydi artık, sevgililer gününde olduğumuz da bilinçteydi. Yakışıklı delikanlılarımıza da gün içinde kitaplar seçilmiş, akşam masasına oturmadan önce de teslim edilmişti ve mutlulukla teşekkür edip sarılmaları da pek keyifliydi. Çok eğlendik, haşarılıklarımızı bir kez daha gururla konuştuk, her bir gencimizin başlangıçlar evresinde oldukları kariyerleri ile yine çok gurur duyduk, bu aileyi gururla ayakta tutmamızın sebepleri, küçüklerimizin göremedikleri Kahraman dedeye ve Babıda'ya selamlarımızı yollayıp, dualarımızı okuduk.
Evet, hiç tartışmasız kusursuz ve geniş bir aileydik. Bu sürekliliğin de asla kesintiye uğramıyacağının inancına bir kez daha keyifle...
ve gururla sarıldık.
Enfes bir sofra pek tatlı, çok sevdiğimiz, gelin demeye dilimizin varmadığı, kardeşlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz tam anlamıyla bir hanımefendi, mutfağı şahane ev sahibesi tarafından kurulmuştu.
Aslında kocaman bir hayalim vardı ve aynı zamanda yaman bir çelişki olarak tembelliğim de... Hikâyenin bütüncül gelişimini anlatabilecek son kişi bendim, elbette parça parça olsa da yine de epey bir şeyi satırlara dökmüştüm. Gece tüm bunları düşünürken, başta Kahraman dede ve Babıda olmak üzere elleri öpülesi, boyunlarına sarılınası tüm büyüklerimizi böyle sevgi dolu ve kusursuz bir aile yarattıkları için minnetle andım ve bu duygunun kısmen de benim sayemde, bebesinden enn büyüğüne tüm karakterlerce benimsenip sahiplenilmesinin gururunu bir kez daha yaşadım. Bu enfes, çok keyifli ailenin her yaştan gençlerinin pırıl pırıl gözlerindeki aidiyet duygusunu bir kez daha fark edip satır satır ve yeni baştan ve kaçıncı kere görünce...
Anladım ki bizim sevgililer günlerimiz bir değil bir yılın içindeki 365 gündü!
Eve dönerken ve üç harfli enfes bir hızla akarken kardeşle duygularımız üzerinden akşamı konuştuk, elbette neredeyse bebelikten başlayan haşarılıklarımızı, içimizden birinin boş bir evin çatısında dolaşırken çatının zayıf noktasından içine düşmesini falan... Ve benim liderliğimde oluşmuş çetemizin yapmış olduğu "Apaçiler geldi," sözünü çevre halkına kabul ettiren çılgın, aynı oranda gözü dönmüş haşarılıklarımızın izlerini de sürdük bu enfes akşamda...
4 Şubat 2026 Çarşamba
Sabahın Köründe Bir Fotoğraf Üzerine Tahmin
Acaba diyorum bir yandan da!
Acaba?
Erasmus görmüş şahıs uyanınca soracağım, şu an anlaşıldığı üzere sorma şansım yok.
Yoksa ben bu fotoyu bi yerde gördüm ve beğendim de mi buraya sokuşturmayı düşündüm... desem de yine de duruma net bir yanıt veremiyorum. Tüm bunlara rağmen kareyi çok sevdiğim kesin, üzerine bir dolu satır bile yazabilirim lakin şimdilik serinkanlı durup Polonya yaşamış şahısın uyanmasını bekleyip durumu duruma göre netleştirmeliyim. Şu an benim evdeki Leh şahsın uyanmasını da an itibariyle epeyi beklemem gerekiyor!
Şimdilik,
bu süreçte beynimi tırmalamaya devam edebilirim...
Gün henüz ışımadı, saat 05:14, bense bilgisayarın başına geçeli tahminen yarım saat oldu.
Uyku tutmadı beni, gel sen tut.
Bu ifadeyle nerede rastlaştım bilmiyorum ama çok sevdiğim kesin. Üzerine düşünsem ve ufak bir arama yapsam kesin bulurum ama bırak öyle kalsın diyor içsesim. Fakat tembelim de...
İçimde bir ateş harlanıyor, beni aradan çıkarmayı kesin kafaya koymuş, bana sen şöyle bir kenara çekil dedi ve "uyku tutmadı gel sen tut," üzerine bir araştırma yapmayı düşün dedi. Ben daha çabuk bulabilirim sanki, diyorum, uyku tutmadı kısmını referans olarak önüme koyuyor ve kollarımı sıvıyorum.
Lakin ne yapsam ne etsem de bulamıyorum, yoksa ben mi icat ettim diye düşünüyor, ayaklarımı da yerden kesiyorum fakat henüz emin değilim.
Yoksa diyorum sonra?..
Ve neden bugün ve birden önüme düştü ki diye yeni bir sorgulama içinde buluyorum kendimi. Eğer bunu bir yerde okumadan ben yazdıysam alkışı hak ettiğimi düşünüyorum ama bir kadın elinden çıkmış olmasını daha çok istiyorum.
Yoksa ben,
bu tür durumlar içinde kalıp o türden ve bana yönelmiş cümlelerin tadını çıkarıp hava atmayı mı seviyorum?
Gün henüz uyanmış değil, bir tembel teneke ezanı dinliyor ve ben tembel teneke olarak bir romantizm duvarına çarpmış aklımdan ve de fır dönenler üzerinden araştırmalar yapar haldeyim. Lakin yıllar yıllar eskisi cümleden çok da eminim ama, diyorum. Sonra, bu enfes ifadeyi bünyeme katan kim idiyse; aklıma düşmüş ve merak içinde ve sabahın bu saatinde bir türlü uykuya dönemeyen beni uyandığımda;
işte bu, diyerek uyandırsın istiyorum!
Ne hava atarım ama!
2 Şubat 2026 Pazartesi
Vakit Yok, Gemi Kalkıyor Artık!
O coşku esnasında bir mantar şişeden kurtulup havaya uçtu. Elbette gemidekiler ve karadakiler arasında da koskoca bir alkış koptu. Kısmetin böylesi dedi karşılıklı iki grup. Oysa zaman eskideydi. Fotoğrafı bir anda ve bugün ve bir başka zaman esnasında rastlantı ile bulan Bay Buraneros yine de havalara zıpladı ve güle güle diyerek el salladı. O gemide ahh ben de olsaydım demedi, sadece düşündü, zamanı kavramaya çalıştı ve bir anda geçmişte çektiği bu fotoğraf aklına geldi, gülümsetti ve hatta zaman ona,
vay be dedirtti,
çünkü gemi duymasın ama kendisi unutulmuştu. Ve bu gemi de o zamanda başka gemilerle birlikte uzun yol yarışındaydı.

