Kurcalıyordum. Gökyüzünde şenlik vardı. Bi şarkı birden önüme çıktı. Yoruma selam çaktım, içim kaynadı. Sevdim, çok sevdim. Gülümsedim! Enn derin duygularım eşliğinde bir selam daha çaktım; çaktığım selamı da bulutlara gönderdim. İçim iyice dürttü, arabeske de selam dur dedi ve ekledi: Bu şarkının bu yorumunu kesinlikle paylaşmalısın dedi. Emir telakki ettim ve başım gözüm üstüne dedim; bir kez daha selam durdum, paylaştım ve hazırolda içtenlikle ve bayıla bayıla bekledim. Ve hatta bana böyle şarkıların bu gibi enfes yorumları ile gelin dedim. Aslında bir yazı fikrim yoktu, inatla bir tembelin dibini kazıdım ve bünyemin dayanılmaz dediği bu enfes yorumu bayıla bayıla ve kaç kez dinledim.
Kendi reçetemi kendim yazdım. Bir haftayı aşan bir süre dalgalı ama sessiz bir denizde yolunu arayan bir avare idim. Deniz oyunbazdı bense savruluyordum. Boşluktaydım sanki, ama bir yanımla da dolu doluydum. Garip bir hal benimle oynuyordu. Tek başınalığım görüntüde pek külhandı lakin ben duygularımdaki çokluluğu birbiri ile ilintileyemiyordum. Kah Petek'e uğruyor öğrencilerin arasında neşe buluyor, kendime kahve ve pasta ısmarlıyor, manzaranın tadını hissediyor ama yine de bir boşluğu bir türlü dolduramıyordum.
Üzerindeki reçineleri temizleme gayretinde savrulan bir dünya insanıydım.
Bir bankı gözüme kestiriyor, bacaklarımı kayaların üzerinden denize uzatıyor, cebimden çıkardığım kitabımı açıyor, kısa bir sürede kapatıyor, dalgaları izliyor, yeniden yürümeye başlıyordum. Yemek yemeye niyetlendim vazgeçtim. Uçak tepemden geçti bu kez ona sarıldım ve izlemeye başladım ki o alçalma sürecindeydi. Önce doğrudan denize doğru uzadı, şimdi sağa kıvrılacaksın ve alçalmaya başlayacaksın diye mesaj yolladım. Sonra ben de kalktım ve ona paralel biçimde alçalmaya başladım. Sonra bir markete girip gofretler aldım. Çıktığımda eğitim uçuşunda olan helikoptere rastladım ve onunla da sohbete başladık ki sıkıldım ve selam çakıp yoluma devam ettim.
Ne yapsam ne etsem olmuyordu. İkinci gün de benzer şekilde devam etti. Ve kalemi kırmaya karar verdim, birden cesaretlendim. Silahlarımı kullandım ve gece güzel bir uyku çektim,
yarım yamalak da olsa!
Devrim için erken kalktım. Gün ışımamıştı. Balık tutan bir iki kişi iskelede vardı. Selamlaştık, kısa sohbetler ettik, deniz de küstahtı anladım, henüz balık tutamamışlardı düzeni kurmuş olsalar da iki kişi...
Allahtan fotoğraflar için uygun zaman gelmişti. Gökyüzündeki şov muhteşemdi. Enfes bir müzik kulaklarımdan ruhuma iniyordu. Dirilmiştim ve çekimler sonrası kendime ziyafet çekmeye karar vermiştim. Tüm fotoğrafları iskelenin üzerinden çektim. Ama önce çekeceğim açıya karar verdim; ben de denizin içindeymişim gibi olsun istedim.
Tak tak.. iki poz!
Sonra sayıyı çoğalttım, sabrettim ve istediğim fotoğrafları zamanı da ayarlayarak, günü gündüze yaklaştırarak, istediğim tatta oluşturdum, sevindim güldüm. Ama günün rengi ve günün ışığa kavuşma çabası muhteşemdi.
İçten içe kendimi de alkışladım...
Mutluydum, dirildim ve içimdeki çapaklardan da kurtuldum, ben bendim artık. Son iki günün üzerime boca ettikleri el ayak çekmeye başlamışlardı. Kovalamaya gerek duymadım, kendi hallerine bıraktım.
Sonra keyifle toparlandım. Balık tutan arkadaşlara rastgele dedim ki an itibariyle balık yoktu, dua edeceğim dedim, gülüştük vedalaştık. Keyifliydim, fotoğraflardan istediğim sonuçları almıştım. Yazıya yerleştirmediklerim için dedim ki: Çocuklar bunlar yazı için belli bir saate göre çekilmiş tadımlıklar. Farkındaysanız günü ışıttık, renk farklılıklarını tattık. Şimdi sıra en sevdiğimiz mekânlardan birinde enfes böreklerin tadını çıkarmada, artık kafamız da parlak, ruhumuz şenlendi araz çıkaranın poposuna da tekmeyi bastık...
da dedim.
Ve az önce hayatımda ilk kez olan bi dangalaklıkla uzun zamandır aramadığım enn sevdiğim kadını aradım, onun geri dönüşü ve enfes sesi ve sözcükleriyle birlikte bir kez daha dünyaya döndüm.
Şimdi iki beni karşıma alacak ve çocuklar neydi bu olup biten diye elbette hesap sormayacağım,
çünkü anda olduğu gibi ben de kendi halime çok ama çokk güleceğim!
Başka bir hayal kuruyordum, içinde balıklar da olan. Masayı görüyordum; karşılıklı oturan iki kişiyi de...
Mekân gönlümüzde yer tutanlardandı ve ilk kurulduğu yerinden kopmuş, yıllar yıllar sonra bizim mahallede, yürüme mesafesinde, denizin kokusunun hissedildiği bir yerde, hoş ve katlı bi binada yerleşmişti. Tıfıl yıllarda tıfıl arkadaşlarla gidilmiş hallerini de hatırlatıyordu; o masalardan eksilmiş arkadaşları da... Ve yeri değişmiş olsa da bizim dibimize ulaşmıştı, şahaneydi.
Bi sonraki akşam için hayal kuruyordum. Olur da o akşama yetişmezse diye, olacağı güne de kabuldüm.
Geçmiş yıllar öncede, yaş en çılgın yıllarındayken, o masada geçen anlar akıyordu; eski bir sevgili ısrarla kafatasımı delip beynime, oradan da kalbime inme çabaları içindeydi. Gülümsüyordum. Onu son buluşmamızın akşamında evine bıraktığımda sona geldiğimizi fark etmişti, bir umut kurduğu son cümlesi beynimin içinde çınlıyordu. Onu kırmak da istemiyordum ama sonrası olmazdı olamazdı. Sonuçta kapıdan döndüğümde o son öpücüğün vedam olduğunu anlamıştı. Tüm haklılığıma rağmen kırmışmıydım, evet. Daha sakin daha saygılı bi veda ila elveda diyebilirdim.
Demedim!
Otobüs garındaydım, o yoldan gelmişti, bir masada buluşmuştuk, sanayi sitesinin bizim işyerinin dibine bi kaç metre uzağında bir masadaydık. Yemek yedik, nasıl bir ruh haliyse ve elbette çocukluk etkisi ile ve soğukkanlılıkla buraya kadar diyebildim. O bi süre sonra şehrine döndü, yıllar sonra yılın öğretmeni olduğunu gördüm bi gazete haberinde; tesadüfen.
Olgun bi kadının güzelliği vardı bedeninde...
Enfes bir akşam, tam rakı masalık. Enn sevdiğim kadın şehir dışından dönemedi. Masa üzgün, olsun dedi ve ekledi; bir başka akşam için bekliyorum.
Bazı kıymetli ilişkilerin ve anıların bir zaman diliminde şak diye ortaya çıkmasını seviyorum. Çoğu zaman saklıdalar, hiç ses etmiyor, parmak ucu adımlarla yürüyorum. Tetiklendikleri anlarda bir zaman şeridi şırıl şırıl akıyor zihnimden, anılar dokunacağım kadar yakın oluyorlar bana. Boşa geçirilmiş bir hayatın esiri olmadığıma seviniyorum. Kırdığım kalplerde bile yerimin özel olduğunu biliyorum, ama ben de o unutulmaz anların, anıların kıymetini biliyor haklarını teslim ediyorum. Bir yerde otursak o günleri o günlerin kahramanları ile konuşsak diye hayal ediyorum.
Aslında yazacağım yazı ve fotoğraflar güne dairdi, şu anki içerikle hiçbir bağı yoktu, geçmişe ayrılmış bi yer de yoktu. Yürürken herşey kendiliğinden oluştu. Daha çok fotoğraf koyacak onlar üzerinden bugünü ve çevreyi anlatacaktım. Fakat anladım ki yazarken iç sesleri ve duyguları hiçbir şekilde klavyeye hissettirmemek gerekiyormuş,
ve kendi haline bırakmamak da...
Olsun dedim sonra, bu da böyle bi yazı işte, kumandayı kalbim ve parmaklarım ele almış bana da anlatacak bi şey kalmamış!
Enfes bir akşam, kış hiç gelmeyecekmiş tadında. Uzun bir yürüyüş yapıyorum, yol boyunca hayaller kuruyorum. Bi ülke hayal ediyorum ve o ülkeye gitmesi kesin bir kadın üzerinden düşünüyorum. Yüzüm her ne kadar bana güvenmiyor olsa da bu kez umutlu.
Gülümsüyorum...
Düşe devam ediyorum. Bi mekânda kahve içsem mi diyorum, sonra evde beni bekleyen kahvemi hatırlıyorum.
Yeni bir marka, Guetemalalı, denedim, hatta kahve ölçüsünü artırdım ve sevdim.
Gökyüzü ise dürtüyor beni, hedefim İskele; çilingiri kurmuş, rakısını yudumlarken müziğini dinleyen abiyi içimden alkışlıyorum, cesaretine ve meydan okuyuşuna hayranım. Karşısına oturup -kabul ederse- hikâyesini dinlemeyi onunla bi tek atmayı hayal ediyorum. Bi kadeh de bana ikram ederse hayır dememeyi düşünüyorum.
Ay ben de katılırım size diyor, çünkü şu an denizden usul usul çıkıyor. Fotoğraflarını çekiyorum, iskele bugün sakin, ya balık yoktu, ya bereketliydi ve nafakasını yüklenen evin yolunu tuttu. Şimdi benim istikametim de bizim eve doğru. Fotoğraf makinemi alıp tam bizim evin karşısına geçeceğim, çünkü ay bana göz kırptı, biraz daha yükseleceğim dedi ve mum ışığı tadında olacağının altını çizdi. Midyeci abinin önünden hızla geçtim, denizin dibine vardım ve başladım fotoğraf çekmeye...
Tanıştırayım;
Tıçkırık.
Şahane bir uyanık, çok eğlenceli, sapına kadar delikanlı, komik. Kapının önünü mekân bellemiş, bi iki gündür görünmüyor, alt kattaki komünde takılıyor diye düşündüm ama yok, birinin kapıp götürdüğünü düşünüyorum; kedisever olduğu mutlak. Lakin Karamanın koyunu bugün çıkar oyunu deyip şimdilik meseleyi geçiyorum.
Ay yükseldikçe muhteşem; epey fotoğraf sonrası eve dönüyorum. Hayallerim, o hayali gerçekleştirme isteğim bu kez büyük. Eğer caymazsam, hayalimi yarım bırakmazsam ve gerçeğe ulaştırırsam sanırım olan biteni yazmam ciltler alır.
Dilimi ısırıyorum.
Denizin karşısında ve yeniden midyecinin önündeyim, baloncu ile sohbet tavan, geçenlerde zabıtalar almışlar malını, çünkü belli bir öteden sonrasında dolaşmaları yasakmış; buna da şükür, mantıklı, çünkü gezinti alanlarını da uzun tutmuşlar.
Ve muhtemelen birbirlerinin bölgesine girmesinler diye de sınırlarını belirlemişler.
Tıçkırık hâlâ ortalıkta yok, siyahi ve karma desenli kardeşi bizimle, sanırım Tıçkırık'ı daha güzel bulan biri onu aşırdı. Bir sürprizle karşılaşmayı da ummuyor değilim. Avarelikten döner diye umuyorum çünkü bizim kediler avaredirler, başka diyarlarda takılıp eğlenmeyi, yeni kızlarla sohbetin dibine vurmayı severler.
İçimde sakin bir ateş var, bir ülke hayali ile soğuyor. Daha epeyi zaman var, son dakikalarda bir şey çıkmazsa, daha doğrusu ben vazgeçmezsem...
Giderim sanki... Elbette iç sesim bu kaçıncı sanki demeden duramıyor, olsun o tat da güzel. Enfes bir güneş bahar tadı dağıtıyor, bedava, şimdilik yetişen alıyor ki az önce tadını çıkardım. Zihnimde bir rakı masası var, duyan da ayyaş sanır beni; oysa ben bazı anlarda, mevzularda içmeden sarhoşlardanım ve bu evrelere bayılırım. Aslında içimi bi bıraksam yularını bi daha tutamam. Bu kez başaracağız başaracaksın diyor iç ses, melül melül denize bakıyor, bir yandan da bu satırları yazıyorum.
Kendimle çarpışmaya bayılıyorum; bi yanım etme eyleme gidelim diyor, bir yanımsa sen son dakikada satarsın yine bizi kesin diyor. Aslında avare gönlüm bu ikilemleri de pek seviyor. Bakalım ya da kimbilir, bu sefer tamamdır. İşte o zaman tutmayın beni o ülke ise söz konusu olan;
öyle yazarım ki gönüllerin en iyisi ödülünü alması kesin!
Güneşli enfes bir gün ikindisi, küçük oğlum ve onun sevdiği konuşkan, yürekli ve güzel kız benimle birlikte zaman geçirmek için geliyorlar.
Bir önceki akşam pek tatlı ve girişken kızımızın doğum gününü enfes bir mekânda, ailemizin diğer gençlerinin katılımıyla ve keyifle kutladık, gecenin sponsoru şahane bir adamdı; amca yani...
Keyifliyim, pazar günlerini de sevenlerdenim. Evden çıkıyorum, güzel şehrimizin uzun plajlarının ve enfes denizinin kenarından usulca geçiyoruz. Bildiğim pastanenin bildiğim ama daha önce hiç gitmediğim, güzel kızımın da daha önce çalıştığı sakin ve sessiz manzaralı şubelerinden birine doğru, deniz boyunca -çok hoş kelimeleri dilimizden dökerek- gidiyoruz. Dizi dizi plajların önünden güzel güzel cümlelerle ve neşeyle akıp geçiyoruz. Sanırım ben güzel kızımın girişken, atak, güler yüzlü, çalışkan ve yürekli halini yaş evrelerini de gözeterek pek seviyorum. Deniz esintili hoş mekâna varıyor ve hoş masalarından birine oturuyoruz. Önce kahve siparişi veriyor sonra kahveye enfes ve kremalı pastalarını ilave ediyor ve keyifli bir sohbetin kapılarını da ardına kadar açıyoruz.
O sırada bir gün önce çektiğim fotoğraflar aklıma düşüyor. Fikrim hemen topa giriyor ve bu taze fotoğrafları yazında kullanmalısın diyor. Hem aynı denizin uzantılarında bir yaşam diyerek beni bünyemin diğer paydaşları ile birlikte uyarıyorlar. Öneri aklıma yatıyor ve fotoğrafları kullanmaya karar veriyorum.
Tatlı kızım okuluna dönecek, ondaki özgüvene bayılıyorum. Bugünümüz çok güzel, sonramız için bir fikir yürütmek istemiyorum. Önümüzde bir süreç var ve şimdi tadını çıkarma zamanı. Sohbet gittikçe gelişiyor, zaman bize yetişemiyor. Kulaklarını bize dikmiş olduğunu fark ediyor, zamana çaktırmıyor bu keyifli sürecin tadını çıkarıyorum. Sonra toparlanıyoruz; şimdi bizim mahalledeyiz ve küçük kardeşin evinde. Otomobil yarışlarını izlerken sohbeti güle oynaya ve keyifle çoğaltıyoruz. Konuya kısa da olsa askerlik giriyor ve anılar da peşisıra dökülüyor. Kokteyller kardeşten, deneyseller ve sürücüye yasak çünkü o kızımızı evine bırakacak.
Zaman hızla akıyor yine, vakit geliyor ve o tekerleme bir güzel akşamın finalinde yine dile geliyor.
Herkes evine sıçan deliğine...
Ben bu satırları sabah erkeninde yazarken de pek tatlı kızım yeni yaşıyla birlikte otobüste ve okuluna doğru yol alıyor...