4 Nisan 2025 Cuma

BİR Günlüğü 15- SEMİH

Yıl 1980 öncesi... Mahallede top oynuyoruz, futbol; sokak arasında. Bazen de etrafımızdaki okullardan birinin bahçesindeki potalarda basketbol.

Cıvıl cıvıl çocuklarız.

Çok da gözükara...


Bizim apartmanın çatısına çıkıyor, enfes bir deniz manzarasını karşımıza alıyor, mehtaba şarkılar söylüyor, deniz esintili sohbetler ediyoruz.

Mevsimlerden yaz...

Fuar ışıl ışıl.


Ön tarafımızdaki yazlık sinemanın perdesini bizim çatıdan bütünüyle görebiliyoruz.

Vesselam keyifli çocuklarız...

Eylemci aynı zamanda...


Asılmış sinema afişlerini minik bir operasyonla asıldıkları panolardan geç vakit indiriyor, koleksiyonumuza ekliyor, yerlerine bizim afişleri asıyoruz. Bazı akşamlar fırını gözlüyor, gecenin yarısında çıkan sıcacık ekmeklerden alıyor, aralarına evden getirdiğimiz miss gibi tereyağlarını gömüyor ve çatımızın sunduğu enfes manzaralara yaslanarak, neşeli cümleler eşliğinde -birasız olmaz- zevkle ve evlerden gizlice götürüyoruz; diş fırçalarımız ve diş macunlarımız yanımızda!

Kız arkadaşlarımız var, futbol bile oynadığımız... yakın zamanda adını andığım tatlı kız da.

Vesselam keyifli bir mahallenin, şık bir caddenin keyifli çocuklarıyız.

Anket defterlerinin biri geliyor, biri gidiyor. Her şey çok güzel...

derken.

Günlerden bir gün Ünye'ye gitmekte olan bir minibüs durduruluyor. Arkadaşlarımızın en sakini, dört ablanın küçük kardeşi Semih silahlı askerleri görünce panikliyor...

O bir çocuk, biz gibi.

Ve minibüsten indirilen başka insanlara uyarak tarlaya doğru kaçıyor.

Askerler Semih'i kıskıvrak yakalıyorlar. O bir çocuk, 16'sında ya var ya yok... Biz gibi.

Korkudan ölüyor, ulaşabileceği kimse yok, bir temiz dayak atıyorlar, dipçikler insafsız, ağzından laf almaya çalışıyorlar, O sanki bir terörist; oysa bir çocuk. Konuşacak bir şeyi olsa konuşacak da... nasıl anlatacak Fidel'i Marx'ı, Lenin'i, Che'yi falan...

Sonra haber bir şekilde ulaşıyor, aileyle birlikte gidip alıyoruz Semih'i, pamuklara sarıyoruz.

Ve sonrasında bir ürkek Semih oluyor bu neşeli çocuk.

Aradan yıllar geçiyor, hepimizin askerlik vakti geliyor. Buraneros adlı genç askere gidiyor, arkası sağlam; çünkü bölüğüne amcasının ulaştığı, duruma anlayışlı, çok yetkili bir şahıs sayesinde yakına geliyor.

Oysa birliğini çok sevmişti ve eğitimli bir tank şöförüydü. Leopar'ların ilk sürücülerindendi... Ankara Mamak bu özel askerlerin eviydi artık... Lakin baba öldü haberi geldiğinde, gecenin bir yarısındayken, Buraneros gözyaşları içinde tankıyla vedalaşıyor.

Ve sonrasında Genelkurmay'dan çok tepede bir general ile amcanın görüşmesi sonucunda, özel izinle şehrine yakın bir birliğe geliyor.

Görev yerinden şehrine sıklıkla gidebiliyordu artık; Semih'le ilgileniyordu, diğer arkadaşları ile birlikte... Uykudan sıçramaları azalmaya başlamıştı Semih'in, sonra da yüzü gülmeye...

O gencecik kalpler başarmıştı, arkadaşlarını geri döndürmeyi...

Günlerden bir gün, karargâh katında nöbetteyken, kozmik bilgiler önündeyken, teleks çalışmaya başladı. Buraneros çıktıyı alırken duvarda asılı listeyi fark etti. Daha önce de yazmıştı, listedekilerin neredeyse tamamı liseden arkadaşlarıydı. Yeni mekânları işkencehanelerdi.

Semih sonrasında pek ayar tutmadı. Bazen normal Semih oluyor, sonra dalıp gidiyor ve bir sıçramayla da geri dönüyordu. Listenin başında Altan vardı, can arkadaşım; bir altında Raşit, can arkadaşım ve diğerleri.

Ben neredeydim şimdi. Sıkıyönetim savcılarının şoförleri olarak yanlarında...

Biri daha önceki yazılarımda da söz ettiğim gibi çok şeker bir savcı, ideolojik anlamda bir tavrı olmayan, temiz yüzlü, dürüst.

Diğeri tam anlamıyla faşist.

Kime düşmek istersin dense ve elimde olsa herkesi şeker savcıya yönlendirirdim kesin...

Burada bir kez daha devre kessem iyi olacak sanki...

Semih ufak tefek hasarlar da olsa, desteklerimizle birlikte yolunu buluyordu yavaş yavaş ve bayağı zorlayıcı ve uzun bir sürecin sonunda yine şen çocuklar olarak bir araya gelebilmiştik.

O kara günlere biralar açarak, o günleri, işkenceleri anlatarak güle oynaya uğruyoruz ara sıra.

Bize kulak kesilenlere de havamızı atmaktan geri durmuyoruz.

Ne olursa olsun acıya bal eylemek mümkünmüş!

Ülke tarihindeki yeri çok özel bir dönemden kesitler yazmak,

tanıklıklar ve anılar biriktirmiş olmak,

insana acılardan kaçış olarak pek de havalı gelebiliyormuş!

10 yorum:

  1. Yüreğine sağlık… Hem neşeyi hem hüznü aynı potada eriten çok güçlü bir anlatım. Semih’te her dönemin tüm çocuklarının masumiyeti saklı sanki. Hayat acımasız. Gündem belli... Yine aynı şeyler başa geliyor. Ne diyelim ki... Gelip geçiyor gelip geçiyor her şey. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, senin de yüreğine sağlık... Bu sefer durum biraz farklı gibi, elbette toparlanmamız çok zor ama sokaklardaki insanlara ve eylemlere bakınca ve özellikle gençlerin tutumlarına çok uzak olmayan bir zamanda bu iktidar yolcu. Şu an ortağı konumundaki partinin eğitimli genç kanadı çok şeyin farkında... Onların partisi de çok uzak olmayan zamanda buraya kadardı reis derse ben hiç şaşırmam...

      Sil
  2. Bu günler o günlerin misli ile fazlası gibi geliyor bana. Belki kıyas kabul etmez , ne yaşanan dönem ve imkanlar, ne de insanların yapısı olarak. Ama güvenilecek kurumlar ve güçler ayrılığı diye bir kavram vardı en azından. En azından bir süre sonra, başımızdan bir sürü gelecek dert bırakarak da olsa çekildiler köşelerine. Şimdikiler ölene kadar buradayız, diyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben önceki yorumda da söz ettiğim gibi bu kez artık dönüşü olmayan bir çöküşün son demlerindeyiz diye düşünüyorum. ABD, İsrail silahı ile Rusya dahil tüm coğrafyada istediğini elde etti ve artık bizi yöneten "alimler" de çaresiz. Ve bence bizim reisi de süpüreceklerdir, daha aklıbaşında insanlarla yürümeyi tercih edecekledir bundan sonra, çünkü kanadı kırılmış bir ülkeyiz artık...

      Sil
  3. yaşarken ne ağır şeyler...hepimizde benzer hikayeler var sanırım. sonradan gurur duyduğumuz ama yaşarken çok zor olan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu ara sürekli eylem yapan gençlere bakıyorum, gurur duyuyorum zekalarına... Birbirleriyle tuzaklara düşüp de çatışmıyorlar, aksine ortaklaşıyorlar. Etrafı temizliyorlar ve hiçbir fırsat tanımıyorlar aportta bekleyenlere... Fraksiyonları sanki tek olmuş, ülkücü gençlerle aynı amaç için aynı saftalar, ders almışlar. Elbette arazlar da var ama güzellikler daha baskın ve daha çok. Sanırım bu ülke bu kez bu gençler ve emekli gençler sayesinde, başaracak:))

      Sil
  4. filmlerde gördüğümüz vietnam ırak afganistan suriye dönüşü kabuslar gören travmalar geçiren askerler gibi demek ki semih.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında eylemci biri değildi, sonra da olmadı ama yaşadığı travma büyük oldu, benzer sorunu çok işkenceye muhatap olsalar da başka arkadaşlarımız yaşamadı, çünkü bu riski biliyorlardı, göze almışlardı.

      Sil
  5. İnsanı çok etkileyen, yüreğini titreten deyişler, sözler, olaylar vardır Buraneros. " Acı duyabiliyorsan canlısın, başkasının acısını duyabiliyorsan insansın.' Bazı kişiler; yaşadıkları acıları, hoş olmayan durumları unutmayı, hiç söz etmemeyi tercih ederler. Oysa gerçek hayatın içinde sevinç, mutluluk, coşku kadar hüzün de var. Başka türlü nasıl ayırt edebilirdik iyiyle kötüyü, güzelliklerle çirkinlikleri...?
    Bilinç altına atmak çözüm değil ki. Sorunlarla yüzleşebilirse rahatlıyor insan.
    Enn'ler de duyarlı, farkındalığı yüksek, vefalı insanların gözlemleriyle oluşuyor herhalde. Olayları, durumları öyle içten anlatıyorsun ki, adeta yeniden yaşıyor-yaşatıyorsun.
    İNSAN olabilmenin sırrı da bu yaşanmışlıklarda gizli galiba.
    Teşekkürler Blog dostluğuna.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Makbule öğretmenim. Öyle güzel ifade edişler ki cümleleriniz... Yazıyı yazanın ayakları bir kez daha yerden kesildi. Önünü ilikledi ve nasıl bir yanıt yazsamın telaşına düştü. Kelimelerle birlikte beraberce düşünür oldular... Zor bir dönemin şanslı çocuklarıydık her şeye rağmen, diyoruz biz. Gördüklerimiz ve yaşadıklarımız bizi erken büyüttü belki, ama o günün koşullarından bakınca da bunun bir şans olduğunu kabulleniyoruz... Çünkü önümüzdeki yıllara bir faydası olacağını hissetmiştik. Sanırım dünyanın medeni ülkelerinde biz kadar erken büyüyen ama çocukluğundan da vazgeçmeyen nesiller yoktur. Okuduğumuz kitaplar boyumuzdan büyüktü ve büyümeye devam ettiler; biz de bir yandan büyürken. O zor günlerin zekatıydı bunlar diye düşünüyoruz, hak ettiğimizi de kabullenerek...

      Teşekkürler...

      Blog dostluğuna.

      Sil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP