3 Nisan 2013 Çarşamba

Edirne'yi Geçerken

25 Ağustos 2012 sabahı yani geçtiğimiz yaz, yolculuğa beraber çıkacağımız arkadaşım Ahmet'in İstanbul Fındıkzade'deki evinde uyandığımda cep telefonuma bir mesaj düşmüştü. VFS Global, vize başvurumun sonuçlandığını ve pasaportumu Şişli-Halaskargazi'deki şubesine giderek teslim alabileceğimi söylüyordu.

Vize sürecim çok sıkıntılı geçmedi. Polonyalı bir arkadaşımın gönderdiği davet mektubu, banka hesap cüzdanımdaki 1000 Euro (Yaklaşık 4000 zloti) ve daha önce Erasmus sayesinde elde ettiğim 6 aylık D tipi vizem sayesinde Polonya Başkonsolosluğu bana 1.5 aylık bir Schengen vizesi vermeyi uygun bulmuştu sağolsun. Artık zaman kaybetmeden Wızz Air'in internet sitesine girip ucuz charter uçuşlarından birine bilet almak zamanıydı. Bu saatten sonra Lot'tan ya da başka bir havayolundan Polonya'ya bilet almak pahalı olurdu. Bütçemiz belliydi ve zamanımız dardı. Mümkün olan en kısa yoldan ve en ucuz şekilde geçmeliydik Edirne'yi.

Ne yapsak ne etsek diye kafa yorarken, internette Bulgaristan'ın diğer AB ülkelerinden Schengen vizesi olanlara 5 günlük bir transit geçiş hakkı tanımaya başladığı haberine rastladık. Yani benim vizem Polonya tarafından verilmiş olmasına rağmen, AB topraklarına ilk girişimi Bulgaristan üzerinden yapabilirdim. Bu da bize yeni bir fikir verdi. Bulgaristan'a İstanbul-Burgaz otobüs seferiyle geçecek, Burgaz'dan da Polonya'nın güneyindeki şehirlerden Katowice'ye uçacaktık. 60 liraya Metro Seyahat'ten İstanbul-Burgaz seferine, 150 Bulgar Levası (Yaklaşık 150 lira) karşılığında da Wızz'dan 28 Ağustos tarihine Burgaz-Katowice uçuşuna biletlerimizi aldık.

Burgaz'a 6 saatlik bir otobüs yolculuğunun ve sınırı ilk kez karadan geçmenin verdiği heyecanın ardından vardığımızda gördüğümüz manzara bizi hem şaşırttı hem de oldukça etkiledi. Düşük profilli bir kent bekliyorduk; ancak tam anlamıyla bir tatil ve eğlence merkeziyle karşılaştık. Burgaz'da yalnızca bir gece kaldık; ama kentin taşıdığı imkanları görünce 'Acaba kalış süremizi uzatsa mıydık?' diye iç geçirmedik değil.

Burgaz'da neden tatil yapılır?



1-Karadeniz kıyısında olmasına karşın plajı, şehrin genel havası ve farklı ülkelerden turistlerin yoğun ilgisi sebebiyle herhangi bir Akdeniz tatil beldesinden farksız.

2-İstanbul'a sadece 5-6 saatlik mesafede, kendinizi başka bir evrene geçmiş gibi hissedebilirsiniz. Bulgaristan'ın bize karşı geçmişten gelen politik tutumunu, vize ve kontrol işlemlerini az da olsa gevşetmeye başlaması nedeniyle kafa boşaltacak kısa tatiller için tercih edilebilir.

3-Herşey çok ucuz. En azından biz gittiğimizde çoğu Avrupa ülkesi gibi Bulgaristan da krizle boğuşuyordu. Bu durumun etkisi var mıdır bilmem ama, örnek verecek olursam Old Town'ın en lüks mekanında kahve 1 leva. Yani yaklaşık kur hesabıyla yalnızca 1 Lira! İki çeşit yemek ve 6 biraya ödediğimiz para ise yalnızca 24 liraydı. Türkiye'nin herhangi bir tatil beldesinde bu paraya yırtabilmek oldukça güç.

4-Otellerin durumu oldukça iyi. Booking.com aracılığıyla ucuz ve orta halli bir otelde rezarvasyon yapmıştık ve gerçekten iyi bir yerle karşılaşıp karşılaşamayacağımızdan şüpheliydik; fakat gördüğümüz manzara bizi sevindirdi. Geceliği kahvaltı dahil yalnızca 25 liraya çok güzel ve yeri merkezi bir otelde kaldık.

Burgaz'da geçirdiğimiz iki günün akılda kalan bazı olayları oldu. Bunlar daha çok yol bulmak amaçlı kurduğumuz iletişimlerden kaynaklandı. Önce bir bar sahibine kalacağımız otelin yerini sorduk; ancak İngilizce bilmediği için bir karşılık alamadık. Şansımızı Lehçe denemeye karar verdik ve Doğu Avrupa dillerinin birbirine benzerliği sayesinde sonuç aldık. 'Levo, levo, prosto' yanıtı bizim dilimizde 'Abi iki sol yapcan, sonra dümdüz kaptırcan' demekti ve yolu bulmak Türk olduğumuzu duyunca bize Türkçe 'komşu' diye seslenen bir Bulgar çift sayesinde oldukça kolay oldu.

Burgaz'da tek kötü olay havalimanında Katowice uçağına binmeden önce pasaport kontrolünde yaşandı. Diğer yabancılar hiçbir aksatmaya uğramadan direk salona geçerek uçağa alınırken, biz çok daha sıkı bir kontrole ve soru yağmuruna tutulduk. X-Ray'de ötmememize rağmen baştan aşağı iki kez arandık ve pasaportumuz neredeyse cildinin kalitesine, sayfalarının tam olup olmadığına varıncaya  kadar defalarca evrilip çevrilerek incelendi.

Polonya'ya indiğimizde çok daha kibar ve misafirperver karşılanacağımızı biliyorduk ne de olsa, varsın bu küçük aksaklık nazar boncuğumuz olsundu.

Uzun süredir ağlamamıştım; ama Katowice'ye indiğimde çok duygulanacağımı ve Varşova'ya vardığımda muhtemelen oturup hüngür hüngür ağlayacağımı hissediyordum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP