8 Mart 2011 Salı

Karlar Erirken


Soğuk, ilk bir ay boyunca en büyük problemdi. Martla birlikte yavaş yavaş kırılmaya başladı. İki haftadır kar yağmıyor ve bu bizim için olduğu kadar kaldığımız hostelin alanının içinde bulunan ilkokulda okuyan minik meslektaşlarımız için de iyi bir haber. Koştururken, eskisi kadar kayıp düşmüyorlar.

Hostelle kontratımızı martın sonuna kadar uzattık. Ancak BBG evinden* ayrılanlarımız oldu. Villamızdaki Türk nüfusu 10'dan 3'e düştü. Söz meclisten dışarı; Varşova'ya indiğimizden beri bizi kompleksleriyle her anlamda yıpratan ve açıkcası Polonyalı rakipleri karşısında pek şansları da bulunmayan kızlar, daha önce tanıtımını yaptığım kebapçıdan edindikleri yardımlar sayesinde eve çıktı. Sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde kız öğrencilerin ev bulması daha kolaymış; bunu öğrenmiş olduk

Varşova'da kalacak yer konusunda pragmatik bir paragraf açmak iyi olacak. Burada kalacağınız yerin apartman dairesi mi, yoksa yurt ya da hostel mi olacağını öncelikle kalacağınız süreyi göz önüne alarak planlamalısınız. Erasmus hibesinden başka geliriniz yoksa ve 6 aydan kısa kalacaksanız evi hiç düşünmeyin derim ben. 3 kişinin sığabileceği, şehir merkezindeki bir dairenin aylık kirası 2350 zlotiden başlıyor. Zaten aracı bulmadan ve emlakçıya 600-700 zloti gibi bir hava parası ödemeden 6 aydan kısa süre için eve çıkmanız zor. Genelde 6 aydan aşağı evlerini kiraya vermiyor Polonyalılar. Burada Türk ticari zekası ara bir formül bulmuş tabi ki: Türkiye'den gelen Erasmus öğrencilerinin kaldığı evler genellikle bir Türk abi tarafından kontrol ediliyor. O da Erasmus süresi dolup memleketine dönen öğrencilerin yerine yeni gelen Türk öğrencileri yerleştiriyor. Böylece hem kiralama işlemi aralıksız devam etmiş oluyor ev sahibi kazanıyor; hem de bizim Türk abi depozito parasını (hatta mümkünse daha fazlasını) cebe indirmiş oluyor. Bu tezgah temkinli davrandığımız için bize sökmedi; ancak önümüzdeki yıllarda Varşova'ya gelecekler dikkatli olsunlar; çünkü yollarda maalesef “Dikkat Türk Çıkabilir” levhası yok!

Avrupa Birliği ülkesi olmak herşey demek değilmiş, bunu da gördüm. Yurt sistemi burada bizdeki gibi gelişmiş değil. Öğrencilere kalacak yer konusunda çok fazla imkan sağlanmıyor. Az sayıda uygun fiyatlı yurt var; ama çoğunun hali içler acısı. Odalarının mobilyaları eski ve mutfaklarından pis kokular yükseliyor. İyilerse boş kalmıyor. Uzun rezervasyon listeleri, resepsiyondan yurdun bahçesine yol oluyor. En son baktığımız yurdu, Türkiye'deki eğitim öğretim hayatı boyunca hiç devlet yurdunda kalmamış biri olarak bu tecrübeyi yaşamış bir arkadaşımdan değerlendirmesini istediğimde cevabı: “Yurtkur bunun yanında Novotel* kalır!” oldu. Yeri tam istediğimiz gibi, şehrin göbeğinde olmasına karşın arkamıza bile bakmadan oradan uzaklaştık.

Bu bir ay, kalacak yer konusundaki arayışlar ve özellikle güneşin batışıyla birlikte hiç zaman kaybetmeden 0'ın altına düşen hava sıcaklığı yüzünden maksimum verimli geçmedi. Neyseki hiç para kaptırmadım ve tüm alternatifler arasında, şehir merkezine uzaklığı dışında en iyi opsiyon olan mevcut hostelim Jazz-POL'de kalmaya devam ediyorum. Bardağın dolu tarafında biriken diğer gelişmeler ise bir şekilde muhabbet edilen onlarca insan, hemen hemen hepsine girip çıkılan undergroundlar ve Varşova'nın sokaklarının bir çok kez tavaf edilmesi... Artık yavaş yavaş Varşova dışına çıkma zamanı geliyor. Polonya dışındaki ilk durak ise hem yakınlığı hem de Erasmus bağlantıları göz önüne alındığında Litvanya gibi duruyor.

Erasmus'un tadını ders anlamında aldığım pek söylenemez. Haftada 1 ya da 2 gün dersim oluyor ve onlar da İngilizce seviyesi bizden çok da farklı olmayan hocalarımız Marcin ve Natalia sayesinde genelde laklakla geçiyor. Onlar bizle, biz de onlarla konuşup karşılıklı olarak İngilizcemizi geliştirmeye çalışıyoruz diyebilirim.

Bu hafta okulun rektörü bizimle buluşup sohbet etti. Daha önce Antalya'ya tatil için geldiğini ve Türkiye'yi çok gelişmiş bir ülke olarak gördüğünü söyledi. Bir ara aramızdan bir yüksek lisans öğrencisinin derdini yeterince anlaşılır anlatamaması sonucu gerilen ortamı toparlamak bana düştü. Ülkemin gururunu kurtarmış olmanın verdiği bu gaz beni günün sonuna kadar bayağı idare etti: Kamu hukuku hakkında yazması gereken tezin konusunun İslam ülkelerindeki kamu hukuku olacağını söyleyen yüksek lisansçıyı, rektörün şeriat üzerine tez yazacak gibi anlaması üzerine gerilen ortamı, diğer İslam ülkeleriyle Türkiye'nin arasında büyük farklar bulunduğunu ve Türkiye'nin laik bir devlet olduğunu belirterek yumuşattım ve Varşova'da bile Türk muhafazakarlarla Kemalistlerin çarpışabileceğini görmüş olduk. Bu da işin şakası tabi ki..


*BBG Evi: Geçtiğimiz günlerde başımıza gelen komik olaylar sonrası kaldığımız yere bu ismi verdik. Olaylar ne miydi? Bir sonraki yazıya..

*Novotel: Varşova Centrum'da bulunan şehrin en lüks otellerinden biri ve paramız kalırsa bizim ekip son gece orada kalmayı düşünüyoruz. Otobüse hergün onun önünden binip inmemiz, onu şimdiden Erasmus'umuzun simgelerinden biri yaptı.

1 yorum:

  1. Blogunuzu yeni kesfettim... esimde polonyali oldugundan yazilariniz ilgimi cekti... takiptesiniz :)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP