18 Ekim 2010 Pazartesi

Zemberekkuşu'nun Güncesi

Haruki Murakami okumak, beni son zamanlarda rahatlatan en önemli etkinliklerden biri. Bunu artık tamamen kabullendim. Benim için bulaşık yıkamak; ya da okuldan eve yürümek gibi sürekli yaptığım ve olağanlığından dolayı beni dindiren bir eylem oldu sanki. Onun kitaplarını okurken, kahramanlardan biri oturup midesine bir bira indirdiğinde, suyu çekilmiş bir kuyunun dibine kendine son derece normal gözüken bir nedenden dolayı inip günlerce orada oturduğunda ya da yüzünde ansızın beliren bir lekeyle ve bu leke yüzünden sokakta ona dikilen gözlerle başetmek zorunda kaldığında, Dünya üzerinde hemen her noktada aynı varlığın hüküm sürdüğünü anlıyorum: İnsan yaşamı!

Zemberekkuşu'nun Güncesi'ni de, yüklü fiyatına rağmen yine kafamı toparlamak ve düşünmek istediğim bir dönemde aldım. Tıpkı Sahilde Kafka gibi.. Sahilde Kafka bende derin izler bırakan bir kitaptı, beraberinde çok sayıda soru işaretiyle beraber. Zemberekkuşu'nun Güncesi ise ona göre daha rahat bir kitap, ya da bana öyle geldi. Parçaları birbirine oturtmakta çok fazla zorluk çekmiyorsunuz. Ama bununda bir ön şartı var.

Murakami, Zemberekkuşu'nun kanatları altında sizi Akdeniz'den Sibirya'ya, 2.Dünya Savaşı yıllarının acımasızlıklarından, günümüzün politik-sosyal acımasızlıklarına, birbirinden farklı alemlerde insanların (ve hatta hayvanların) başlarından geçen birbirinden garip olaylar aracılığıyla gezdiriyor. Bunu yaparken de, geçen her bir olaydan istisnasız keyif almanızı sağlıyor.

Parçaları kitabı bitirdikten sonra birleştirmeye çalışmak en iyisi, çünkü aksi takdirde yaratacağınız sürekli bir "Acaba tüm bu alakasız gibi gözüken olaylar ve insanların yolu ne zaman kesişecek?" beklentisi sayfalardan alacağınız hazzı örseleyebilir. Zaten kendinizi zorlamanıza hiç gerek bırakmadan, kendiliğinden gözünüzün önünde canlanacak sahneler size önemli kapılar açacak. Somut ve soyut ögeler yine bir arada ve bu ikisi bazen birbirine karışacak. Doğru ille de gerçek değildir ve gerçek de belki tek doğru değildir.Daha önce hiç Murakami okumadıysanız, başlamanız gereken kitap kesinlikle budur. Keyifli okumalar!...

4 yorum:

  1. Zemberek Kuşu'nun Güncesini duyduğumda kitabın yeni baskısı piyasada bulunmuyordu. 1 yıl boyunca peşinden koştum. Aramadığım sormadığım kitapevi kalmadı. Sonra neyse ki yeni baskısını yaptılar da ben de kitabıma kavuştum :) Çok büyük bir zevkle okuduğum bir kitaptı. Şimdi sizin yazdıklarınızı okuyunca yeniden okuyasım geldi.

    YanıtlaSil
  2. Murakami'nin İmkansızın Şarkısını da şşiddetle tavsiye ederim. Zemberek Kuşunun güncesi ise hep merak ettiğm bir kitap. Okumak için sabırsızlanıyorum.

    YanıtlaSil
  3. 1995’te yayımlanan
    “Zemberekkuşu'nun Güncesi” ile Murakami, 1996 yılında Yomiuri Edebiyat Ödülü’nü de kazanmıştı. Kitabını öyle güzel tanıtım yapmışsınız ki almak istediğim halde atlamış olduğumu fark ederek, "alıncaklar listeme" ön sıraya alıyorum hemen...

    Teşekkürler tanıtım için...

    YanıtlaSil
  4. @aydan atlayan kedi: 1 yıl peşinden koşulabilecek bir kitap sahiden,haklısınız :)

    @kitap kurdu: benim sıramda imkansızın şarkısı var zaten.. okumaya devam :)

    @esmir: asıl biz teşekkür ederiz güzel yorumunuz için :)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP