11 Aralık 2011 Pazar

La Bohéme

Opera Bale; yine muhteşem bir eserle, Giacomo Puccini'nin, metni Giuseppe Giocosa ve Luiga İllicia tarafından yazılmış, dört "bohem" sanatçı arkadaş ve bunlardan birinin hüzünlü aşkı üzerine kurulmuş, içinde sevgi, kıskançlık, bağlılık, fedakarlık, neşe ve hüzün barındıran operasının prömiyeri ile ve tamamı dolu bir salonla sezonu açtı.

Yine -ve çok kere olduğu gibi- olağanüstü coşkulu bir gece idi. Orkestra performansı, müzik, şarkılar, oyunculuklar, seyirci tepkisi, finaldeki kol kopartan alkışlar muhteşemdi. Geçen yılki açılış oyununda bazı karakterleri oyuncularla örtüştürememiştik. Ama bu kez olumsuz anlamda söyleyecek sözümüz, herhangi bir anı, karakteri eleştirecek tek bir kelimemiz bile yoktu. Dekorlar; yan koltuğumda oturan beyin 3. perde açılırken "Artık dayanamayacağım ve coşkumu haykıracağım." diye ifade ettiği kadar kusursuzdu.

İlk -ve dördüncü- perdesi yokluklarla dolu bir çatı katında geçen eseri izlerken, kalabalık sahnelere bu alan yetecek mi endişeleri taşıyordum. İnsan algısı garip; anı, anla değerlendirmek gibi bir açmazı var. Oysa geçen ve önceki yıl pek çok kalabalık sahnenin bütün ihtişamıyla sahnelendiği gösteriler izlemiştik. Yani demem o ki; sahneye o kadar muhteşem bir çatı katı yerleştirilmişti ki, oyuncular o sahnenin her santimetrekaresini sesleri ve hareketleri ile o kadar güzel dolduruyorlardı ki, kaçınılmaz bir biçimde bu çelişkiyi yaşıyordunuz. İkinci perde açıldığında karşılaştığı alanın güzelliği karşısında her izleyici "Budur!" dedi, eminim. Son derece kalabalık ve dinamik bir meydan, bu meydanın uygun bir yerine konuşlandırılmış, öykünün sürdüğü, geliştiği Cafe Momus şahaneydi.

Yaklaşık 30- 40 kişilik figurasyon ve kafede oturan 6 ana karakterle birlikte müthiş, son derece dinamik bir görsellik sunulmuştu. Bu kadar büyüklükteki kalabalığın tek tek planlanmış oyunculuğu olağanüstü estetik, keyifli, anlara yedirilmiş lezzetli bir mizahı da içinde barındıran enfes görüntüler sunuyordu. Kafede oturan ana karakterlerin yanısıra, en azından kusur aramak maksadıyla bakındığınız her noktada, gerçek hayatın kendisini görüyordunuz. Ana karakterlerin arkasında kalan bar tezgahındaki barmen, ona yardım eden garsonlar, servis yapanlar, metrdotel, meydanın bir köşesindeki laternacı, bir başka köşedeki müzisyenler, cambazlar, oyuncakcı, onun etrafını sarmış çocuklar, çocuklarıyla cebelleşen anneler, jandarmalar olağanüstüydü. Koca bir alanın tüm dinamikleri kendi mantıkları içinde yaşarken, tüm bu dinamiklerden oluşan görsel bütünlüğe, bu karmaşıklık halinden yaratılmış bütünlükteki uyuma, şapka çıkarıyordunuz. Hele Merve Bengier'in koreografisinde Cansu Bekaroğulları'ndan bir dans seyretti ki izleyici; meydana, meydanın tüm dinamiklerine ekstra bir lezzet ve renk katan bembeyaz bir kelebekti o.

Ana karakterlere fokuslandığı anda öykü; zamanın kalabalık için donması, etraftaki herkesin birer heykel halini alması, bunun yanısıra ana kahramanların hikayesinin devam etme anı muhteşemdi: Gözlerim kırpışacak bir gözü, titreyecek bir eli, denge kaybına uğrayacak bir kişiyi nafile aradı.

Hikaye bildikdi, üstelik gösterinin başında size anlatılıyordu. Yani bildiğiniz bir öyküyü yine de merak ederek izlediğiniz dinamik ve başarılı bir reji, samimiyetin lezzeti ile soslanmış muhteşem bir oyunculuk hakimdi sahnede. İki saat süresince; girişini, gelişimini ve sonucunu bildiğiniz bir öykü de bile, sizi koltuğunuza çakan ve sanki hiç bilmediğiniz bir öyküyü sıfırdan izliyormuşsunuz duygusu yaratan bu dinamik akış için, elbette Rejisör Vincenzo Grisostomi Travalina'yı ve ortaya koydukları oyunculuklar için sanatçıları defalarca kutluyordunuz .

En az 40 kişiye giydirdiği kostümleri -her gösteride olduğu gibi- renkli, pırıltılı ve kusursuz olan Aydan Çınar; muhteşem kıyafeti ve alımıyla final seremonisine damgasını vururken, hakettiği alkışı seyirciden fazlasıyla alıyordu.

Bütün bu coşkulu ve "müşteri memnuniyeti içeren" ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Samsun Devlet Opera ve Balesinin sergilediği La Bohéme: Bu sanata ücralar kadar uzak insanlar için müthiş bir başlangıç eseri olabilir. Hiç değilse bir kez olsun bu sanatla tanışmak, en azından bir kez gidip sahnede, o atmosferi yaşayarak canlı izlemek, çocukları bu sanatla tanıştırmak için önemli bir seçenek.

Diyelim ki bu tarz şarkı dinlemeye tahammülsüzsünüz, diyelim ki klasik müzik sizin canınızı sıkıyor! Öyle bile olsa, inanın sadece dekorları izleseniz, kıyafetlere baksanız, öykünün uygun yerlerine yerleştirilmiş esprileri yakalasanız, tüm bu devinim içinde kulaklarınızı tüm seslere kapatsanız bile; sadece 3. perdedeki soğuk ve karlı gecenin sabaha kavuşma anındaki sokak lambalarının söndürülüşüne, gecenin güzelliği ve sahiciliğine, bir itirafın sevgili tarafından ağaç arkasından dinlendiği ana, gerçeğin ortaya çıkışına ve tüm bu anlara eklenmiş şarkıların
söylenişine, güzelliğine, ve şarkılarla ifade edişin mimiklerine, duygusuna kesinlikle bayılırsınız.

Yani bir kez daha demem o ki; mutlak seveceğiniz bir an yakalayacaksınız bu gösterinin bütünlüğünde.... ve eminim ki finalde sizde kalacak olan en önemli duygu; ortaya koyulan emeğe duyduğunuz saygı olacak. Ve bir kez daha gerçek sanatçılığın nasıl bir özveri, çalışmak ve beklentisizlikle oluştuğunu göreceksiniz. Ve eminim ki bu yolda emek veren sanatçılara o andan itibaren daha olgun, popüler kültürün gözlerinize soktuğu "sanatçılardan" daha farklı bir gözle bakacaksınız.

La Bohéme'i izleyin! Muhteşem dekorları için övgüyü tüm süreç boyunca alan Adnan Öngün'ü... Tulio Gagliardo Varas yönetimindeki Samsun Opera ve Balesi Orkestrasını... her performanslarında "İyi ki bu şehirde, bizim operada ve bizimle birlikteler," dedirten iki şahane soprano Mimi'de Esra Çetiner ve Musetta'da Zerrin Karslı'yı... oyun bütünlüğüne harikulade ışığı ile anlam katan Giovanni Pirandello'yu... Rodolfo'da Murat Karahan'ı, Marcello'da Hasan Çelik'i, Schaunard'da Şahan Gürkan'ı, Colline'de Zafer Erdaş'ı, Alcindoro'da M. Orçun Gün'ü, Benoit'de Cüneyt Erdoğan'ı... Aydan Çınar'ı... Koro Şefi Alexei Vinogradschi'i... oyuna renk katan tüm çocuk sanatçıları... Merve Bengier'i, Cansu Bekaroğulları'nı, rejisör Vincenzo Grisostomi Travalina'yı alkışlarınızla çoğaltmak için, kendinize bir iyilik yapın ve mutlaka orada olun. Çünkü salonu terkederken yüzünüze konmuş güzel bir tebessümle birlikte kendi çoğalışınızın da tadını hissedeceksiniz.

* Yazıdakiler, 1.Ekim.2011 akşamındaki ilk gösterimde görev alan sanatçılardır. İzleyeceğiniz gösterilerde farklı sanatçılar olabilir.

7.Ekim. 2011

10 yorum:

  1. senin şu gözlemlerin ve onları dile getirişin... hep mi hayranlık uyandıracak.

    YanıtlaSil
  2. Kalkıp Samsun'a gelmek ve izlemek istedim okuyunca :)

    YanıtlaSil
  3. Dolu dolu çok güzel bir blog. Tebrikler.

    YanıtlaSil
  4. yazılarınızı okudukça aynı heyecanı tekrar yaşıyorum.bu güzel blog için teşekkürler. bu arada Ari Edirne'yi de atlamak olmaz, muhteşemdi.Gecede emeği olan herkese tebrikler ve teşekkürler..

    YanıtlaSil
  5. Evren;bak kendimi bişey sanıyorum o zaman demiştim di mi.)

    YanıtlaSil
  6. Selin; tam pansiyon konaklama, rehberlik hizmetleri dahil ben ve ailem seni, seninle birlikte gelecekleri ağırlamaktan onur duyarız:))

    YanıtlaSil
  7. Ahu: çok teşekkür ederim, sizin blogunuzda öyle:)

    YanıtlaSil
  8. Özge T; ben teşekkür ederim. Elbette atlamamak gerek, ben onun olmadığı geceye denk geldim; prömiyeri ve gala gecesi aynı anda olmadığında oyunların, gala gecesinden biraz uzak dururum:)) La Boheme'i çoğaltan Ari Edirne katkısı için çok teşekkür:)

    YanıtlaSil
  9. Sevgili buraneros,
    bende diğer blogdaşlarımla aynı fikirdeyim...öylesine sıradışı bir gözle bakıyorsun ki pencerenden!..kelimelerinin her biri renk ve ahenk içidne dans ediyor adeta!..gidip görmüş gibi olmak şöyle dursun neredeyse hani böylesine güzel bir anlatım dururken gitmesem de olur diyesem geliyor:))anlatımın bu denli teşvik edici oluşu bakan gözde birde oyuncuların sergilediği performans ve diğer detayların başarısında olduğu kesin..Gidip görmeliyim evet...

    kalemine, emeğine sağlık, teşekkürler...

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Esmir,

    Keyiften dili tutulmak neyse işte onu yaşıyorum an itibariyle, sadece ağzımın kulaklarımda olduğunu söyleyebilirim:)) Teşekkürler...

    Şunun altını da özellikle çizmem gerekiyor: Samsun Devlet Opera ve Balesi tüm sanatçıları, yöneticileri ve diğer tüm çalışanlarıyla- Basın ve Halkla ilişkileri başta olmak üzere- öylesine samimi ve coşkulu bir emek ortaya koyuyorlar ki daha önceki bir yorumda da vurguladığım gibi, insan taş olsa yazar valla.:)

    YanıtlaSil

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP