25 Ağustos 2010 Çarşamba

Ekvator Hikayeleri... Bir Kitap Önerisi; Yanında Kullanma Kılavuzu İle

Geçen gün, kanepeye uzanmış gökyüzünü ve ağaçları keserken, gözüm kitaplıkta o an için bakılacak kitap aramaya başladı. "An"a en uyacak kitap olarak öyle derin, boğucu, sıkıntılı bir halet-i ruhiyesi olmayan; merak uyandırıcı, tebessüm ettirecek, serüven ve giz kokan bişeyler aramaya başladım.Ve "güne en uygun benim" diye parmak kaldıran, bir İstanbul seyahatinde oğul için kitap bakarken gözüme çarpıp oğula aldığım ve o an, hissettirdikleri konusunda beni yanıltmayan Ekvator Hikayeleri'nde karar kıldım. Ara ara ben de göz atmıştım, ama şöyle ciddiyetle oturup okumamıştım.

Sonra, sayfalar arasında gezinirken, bir anda, artık özlemi içimden taşmış anlardan mıdır ya da tüm yok saymalara, istememelere rağmen artık ruhumun tak dediği noktada mıydım, bilmiyorum. Üzerine düşünmek de istemiyorum açıkcası... Neden olan her ne idiyse, aklıma sahneleri yazdırmaya başladı hemen...

Önce kitaptan mı yoksa aklımın sahnelerinden mi başlasam tereddütündeyim şu an!

İçinde şarap olan piknik sepetleri, kareli yer örtüleri, peynir başta olmak üzere üzüm ve benzeri hafif yiyeceklerle o sepetin içine atılmış şiir kitaplarına eşlik eden tatlı bir rüzgarın ağaç altlarında, şırıltılı bir dere kenarına yatılmış dizlere şiir okumaya meylettiren önerileri görmüşlüğüm vardır; dergilerin aşkınıza renk katın köşelerinde. Yakındaki gölün kıyısında, kaya mezarlarının olduğu yere yayılıp, özellikle mitolojik ya da arkeolojik kitaplara ortamı fon yapmak, akşamüstü o gölün kıyısındaki ´´içkisiz aile lokantası´´nda kiremitte kaşarlı alabalık yemek gibi sapkınlıklarım da vardır. Ama bu kitabın çağrıştırdığının kel alaka haline de şaşırdım hani!

Bu kitapa yakışır ambiyans nasıl olmalı konusunda aklımın ortaya karışık önermesi şu: Ertesi tatil olan bir günün saat 20'den sonrasında, gökyüzünün yakışıklı lacivertini daha da parlatmış mehtaplı bir gecede ışıkları kapatılmış, mavi ışığın hakimiyetindeki salona, odanın farklı yerlerine dağıtılmış farklı renklerde ve farklı ebatlardaki mumların titrek ve sarı ışıkları eşlik eder... Sevdiğiniz türden ve sayıda tütsü uygun yerlere dağıtılır... Uzanacağınız kanepenin el altına çekilmiş sehpanın üzerine, kesinlikle beyaz ve küçük tabaklarda; sevdiğiniz, içkinizin yanına yakıştırdığınız türden yiyecekler yerleştirilir. Benim kişisel tercihlerim şunlar: Patates kroket, Çin (ya da sigara) böreği, peynir tabağı ve füme dil. Tatlım geldi zamanı için de krem karamel. İçecek olarak genellikle tatil tembelliğindeki pazar günü öğleden sonralarında, ortalığın şişeden geçilmeyeceği bir vaziyette tekila bira ya da votka bira yapmayı Tarantino'nun ya da benzerlerinin ''manyak'' filmlerine yakıştırdığımdan, bu kitabın gecesine uydurduğum yiyeceklerin yanına ve ortamın romantik havasına Pamukkale Anfora Shirazı uygun gördüm. (plase: Kavaklıdere Angora kırmızı ve Buzbağ)

Ha pardon unutuyordum! Başucunuzda, sadece kitabı aydınlatacak bir okuma lambası dışında hiç bir teknolojik ışık olmamalı odada; müzik setinin ışıkları hariç... Battaniye ya da benzeri bir örtü tercih sebebidir.

Ben iki farklı müzik türü seçtim, iki farklı hal için: Kanepeye tek kişi halde sığabileceğiniz ikinci kişiniz varsa, ki bu tercih edilendir; caz- blues karşımı bir şeyler yakışır diye düşünüyorum ve tercihimi Madeleine Peyroux 'dan yana kullanıyorum (plase: Ali Farka Toure). Tek kişilik, bonusu da yalnızlık hissiyatı olan seçenek için de benim tercihim Pink Floyd'dur. Mümkünse uzun gitar bölümleri olan üç dört parçadan oluşturulmuş, kalkmayı gerektirmeyecek uzunlukta bir seçki oluşturulursa daha da iyi olur.

Geliyoruz en önemli kısma: Elbette kanepede tek kişi olabileceğiniz bir ikinci kişiniz varsa gece muhteşem... Gerçi bunun şu riskini de göz önününe koymamda yarar var sanırım. Bir kanepeyi tek kişilik yapabilecek ikinci kişiyle arada oluşması muhtemel sıcacıklık, göğüse yaslanmış saçların kokusuna okunan satırlar, tenten halin yumuşak dokunuşları, okunan kitabı bir kenara bıraktırıp başka sayfaları açmaya, birbirinin notalarına dokunarak farklı bir müzik yaratmaya, dolayısıyla kendi kitabını kendin yaz bir hal oluşturmaya meylettirir mi kişileri? Ettirebilir. Ya da bir anda, senin gözünün üstünde niye kaşın var gerekçesi yaratarak, "fi tarihinde de şunları demiştin"lere kadar uzanacak bir tartışmanın göbeğine atıp gecenin içine ettirebilir mi? Duyamadım !

Eğer kanepeye tek kişilik sığabileceğiniz ikinciniz varsa, her halükarda iyi eğlenceler... Yoksa, zaten kitaba yumulacaksınız, ki bunun daha yararlı bir şey olduğu su götürmez! En azından gözünün üstünde kaşın var diye başlayıp süregidebilecek bir halin oluşma ihtimali uzaklardan el salladığı için, daha iyi bir durumdur deyip; kitabın, içkinin, müziğin ve gecenin keyfini çıkararak teselli olabilir(sin)iz...

Gelelim Tübitak popüler kitaplardan çıkmış, fiyatı oldukça uygun, Ekvator boyunca Güney denizlerinin sırlarından başlayıp Güney Amerika'dan Afrika'ya, Asya ve Okyanusya'ya sıralanmış ülkelerden seçilmiş yirmi hikayeden oluşan gerçekten keyifli bu kitaptan seçtiğim bazı hikayelerin ilk paragraflarına:

Şanssız Conquistador;

1540'da son İnkalar tarafından çıkarılan yangınlarla harap olan ve ardından da İspanyol fatihler tarafından daha da yıkılan Quito kasabasına yeni bir vali geldi: Gonzalo Pizarro. Gonzola, İspanya'nın Estremadura kesiminde küçük bir kasabada bir domuz çobanı olarak hayata başlayan ve başdöndürücü bir şekilde,inanılmaz derecede zengin Peruluların efendiliğine yükselen Fransisco Pizarro'nun erkek kardeşiydi.

Yerküre'nin Ölçümü;

Fransız ordusu 1719'da, İspanyolların, Katolanya ile Girona arasındaki yolu kapatan, Güller Kalesi'ne kuşatma yapmıştı. Fransız birlikleri içinde ilk kez savaş deneyimi yaşayacak, Charles Marie de La Condamina adında 18 yaşında gözüpek, bebek yüzlü bir subay vardı. Bu genç subay tehlikeye o kadar umarsız yaklaşıyordu ki cafcaflı ve kolayca fark edilebilecek kırmızı bir şapka giyerek düşman ateşine adeta kendini siper edebiliyordu.

Riobambalı Penelope:

C.M.de La Condamine'nin yönettiği ve Yerküre'nin Ekvator çevresini ölçecek olan Fransız bilim heyeti, 1741 de sık sık Riobambalı Penelope başlığı altında anlatılan, unutulmaz ve romantik bir olay da yaşamıştı. Bu inanılmaz gibi görünen olaylar dizisi daha sonraki elli yılda Avrupalı yayımcılara, çok acıklı hikayeler için yararlanabilecekleri zengin bir kaynak hizmeti görmüştü.

Çıplak Barones:

Paris 1932.Bir akşamüstü geç vakitte, Monmartre'da bir barda, uzun bir amber ağızlıkla Türk sigarası içen genç ve hoş bir kadın, kendisiyle pek de olağan sayılmayacak bir yoğunlukta konuşan adamı hayranlıkla dinliyordu. Bu klasik bir baştan çıkarma sahnesi olarak görünebilirdi ve bir şekildede zaten öyleydi çünkü adamın sözcükleri kısa sürede kadını aşık edecekti. Ama ona değil...


İnsan Yiyiciler:

Yozlaşmış Hartum'da ve uyuşmuş Zengibar'da bilinmeyenlerle ilgili, Afrika'nın Büyük Göller'inin batısında kilometrelerce uzanan, güneş ışığının bile sızamadığı tıpkı yeşil gölge gibi erişilmez, balta girmemiş ormanlarla ilgili korkunç hikayeler anlatılıyordu. Bu ormanlarda ağaçların kendileri bile uğursuzdu.

ilk yayın tarih : 24.10.2008

15 Ağustos 2010 Pazar

Klima


- Yarın Sakız Adasına gideceğim.
- O kadar yolu niye gidiyosun ki, yakında bir market yok muydu?

...the day after

- Napıyon ki?
- Ala çatıyorum.


13 Ağustos 2010 Cuma

Dil öğrenmeye meraklı mısınız?

Başlığa yanıtınız evet ise, ya da herhangi bir nedenle herhangi bir dili en azından günlük kullanım seviyesinde öğrenme ihtiyacı içindeyseniz, Livemocha adlı bu site tam size göre...

Siteyi, Erasmus kapsamında Polonya'ya gidecek olan Mussano'ya günlük kullanabileceği üç beş Lehçe cümle bulabilmek amacıyla nette dolaşırken buldum. Önce pek ciddiye almadım. Sonrasında merakımı yenemeyip üye oldum ve dün akşam denedim. Sonuç mükemmel!

İnternet için biraz da ironi yükleyerek sıklıkla kullandığım ifadelerden biri, sosyalizmin teoriden pratiğe geçtiği bir alan olduğudur. Uzun otomobil yolculuklarında, gittiğim güzergahlar üzerindeki küçük köylere, en ücradaki yerleşim yerlerine bakar, oradaki evlerden birini seçer, "Şu evde oturan yoksulla dünyanın en güzel şehrindeki en güzel evde oturan zengini, bütünüyle olmasa bile en azından bilgiye ulaşmak adına en çok eşitlemeyi başaran alan internettir," derim. İşte bu site bunun en güzel örneklerinden biri; çünkü hiç bir para talep etmeksizin, dünyanın pek çok dilini hiç değilse günlük kullanabileceğiniz ölçüde öğretiyor size... Üstelik bunu son derece iyi bir metodla yapıyor. Bir yandan sesli cümleler kurarken, aynı anda görüntü altında cümlenin yazılışını sunuyor size... Ve tek bir çevir tıklamısıyla cümlenin Türkçesini öğrenmenize olanak tanıyor. Bununla da yetinmeyip, her bölümün ardında sizi sınava çekerek, başarı oranınızı karneliyor. Öğrenmek istediğiniz dille ilgili bilgi düzeyinizle doğru orantılı olarak farklı kur seçenekleri sunuyor.

Site aynı zamanda sizinle aynı dilde eğitim alanlar arasında pratik yapabileceğiniz bir sosyal iletişim alanı da yaratıyor. Siteye e-mail adresinizle üye oluyorsunuz ve aktivasyonun ardından öğrenmek istediğiniz dili seçip, hemen eğitime başlıyorsunuz.

Bu kadar övgünün ardından; dil öğrenmek kendi ilgi alanınızda değilse bile çocuklarınızın eğitimine katkı yapabilmeniz adına, en azından bir göz atmanız için, sizi bir tıkla yollayacağım ve memnun kalacağınızdan şüphem olmayan yer Livemocha .

İLETİŞİM İÇİN

laparagas@gmail.com

KATKIDA BULUNANLAR

E-POSTANIZA GELSİN İSTİYORSANIZ

Lütfen e-posta adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Blogdaki yazıların tüm hakları La Paragas yazarlarına aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP